GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM!

Geçenlerde metroya bindim ve yanımdaki iki kişi mesaiyi bitirmiş aralarında dertleşiyordu. Bayan olan diğerine işinden ve görevden tatmin olmadığını ve böyle bir iş için mühendis olmanın bile gerekmediğini söyleyerek hayıflanıyordu. Ona göre meslek lisesi mezunu aynı işi yapabilirdi? Firmayı sordum. Tanıdığım ve popüler bir uluslararası firma çıktı. Anladım ki batı cephesinde değişen pek bir şey yok? İşe ilk başladığımda ne gördüysem yıl 2017 ve aynı sorunlar maalesef devam ediyordu!…

Bir fıkra anlatmak isterim; Komutan askerleri çağırır ve “içinizdeki üniversite mezunları bir adım öne çıksın” der. Birkaç kişi öne çıkar. “Yüksek lisans yapanlar bir adım öne çıksın” der. İçlerinden bir kaçı daha öne çıkar. “Doçent olan varsa bir adım öne çıksın der” finale iki kişi kalır. Bu sefer “Profesör olan var mı” diye sorar. Biri heyecanla öne çıkar. Komutan elindeki ampulü uzatarak “şuradakini değiştir” der?

Bizde kaynak ve insan israfı hiç bitmez. Neresinden tutsan dökülen, prensipleri zayıf veya hiç olmayan bir sistemde el yordamıyla ve hasbelkader iş yapılırsa toplumun her kesiminde sonuç hüsran olur.

Mesela son günlerin güncel konusu Arda’ ya gelelim. Bayrampaşa’ dan çıkan hayalini kurduğu takımın maçında top toplayıcıyken kendisini nihayet hayalindeki Barcelona’ da bulan ve çoğu kişiye ilham olacak bir hayat hikayesi ve başarının kahramanı futbolcumuz. Peki bu kadar güzel bir hikayenin eksikleri neler? Bunu irdelemeden önce başka bir örneğe daha bakalım. Yıl 1989 ve yer Monako. Avrupa altın ayakkabı ödülünü alan Tanju Çolak, ödül töreninde sahneye çağrıldığında maalesef birkaç kelime dahi İngilizce konuşamadığı için büyük bir fırsatı kaçırmıştı. Hem kendi hem de ülkemiz adına?

Biz futbolcularımıza inanılmaz ve hayal bile edemeyecekleri, neredeyse onlar için vergi cenneti olan bir ülkede muazzam imkanlar sunuyoruz ancak bu paraları bulduklarında ister istemez kendilerini kaybediyorlar. Çünkü altyapı olarak hazır ve hazımlı değiller. Akıllı davranıp kişisel gelişimlerine yatırım yapacaklarına parayı lüks hayata harcıyorlar ve rotayı erken şaşırıyorlar. Tabi kariyerleri de erken bitiyor. Etrafındakiler, yöneticiler ve patronlar da vasat ve vasıfsız kalınca senaryo tamamlanıyor?

Bu klasik sorun sadece futbolcular ile sınırlı değil tabi ki medya dünyasında da aynı sorun var. Çok kolay para kazanılıyor ama sonrası bocalama? Örneğin yıllardır talk show dünyasının duayenlerinden Beyazıt’ ın programında, herhangi bir yabancı konuk çağırdığında yanında birde tercüman bulunmasını hep yadırgamışımdır. Hadi mesleğin başlarında imkan yoktu ancak parayı bulunca yabancı dile neden yatırım yapılmaz? Neden kişisel gelişim sağlanmaz?

Bu örneklerdeki sorunları peş peşe sıralayabiliriz. Mesela vizyon ve hedef eksikliği, kolay doyuma ulaşılması, zayıf rekabet koşulları, toplumun düşük başarı kriterleri ve kolay prim verme, eğitim ve kültür eksikliği, sistem oluşturamama veya sisteme uyum sağlayamama vs. vs. Sonuçta elimizdeki önemli değerler uluslararası mecrada birer kültür elçisi olarak ülkemizi temsil etme imkanını çok basit sebeplerle kaybediyorlar.

Batıda önce altyapıya yatırım yapılarak sonra başarı beklenirken bizde önce düşük imkanlarda başarı bekleniyor ve başarılı olanlar ise hayatını kurtaran abartılı ödüllere kavuşuyor. Hep kısa vadeli ve sistemsiz çalışmalarla kalıcı değil geçici başarılar sağlamaya çalışıyoruz. Zoru başarma bu olsa gerek!…

İş dünyasında dahi zirveye çıkanların tercih edilmesine ve seçilmelerine bakıyoruz, iştahı kalmamış ve sadece vitrin süsleyenlere yapılan milyonlarca dolarlık yatırımın karşılığı ortada yok. Yazık günah. Milli servetimizi heba ediyoruz? Türlü engeller ve imtihanlarla girmesi bir o kadar zor olan cirosu büyük, rakipsiz ve ünlü firmalarımızın zirvesinden ayrılanlar maalesef hiç ortalıkta yok. Sosyal medya profillerine veya çıkan haberlerine bakın ya magazinde veya sağda solda tatil yaparak erken emekli modunda yaşıyorlar. Düne kadar methiye düzülen bu yöneticilere sormak gerekir? Yahu hiç mi aranızdan girişimci çıkmaz? Peki sizlere her türlü maddi kaynağın yanında verilen kütüphane dolusu eğitim nereye gitti? Demeçlerinizde mangalda kül bırakmıyordunuz. Bu kadar mı cesaretiniz yada vizyonunuz yok? Arkanızda duran firma mı sizi buralara taşıdı? Siz ne katkı sağladınız? Sorular çok tabi!…

Gençlerimiz ise zaten vahim durumda. Mesela hayatında en önemli sınava girecek neymiş geç kalmış. Sen uçağa binecek olsan ve geciksen pilot seni mi bekleyecek? Uçağın bile telafisi var bir sonraki uçuş ile gidersin ama sınavın için 1 sene beklersin. Gerekirse sınav kapısında yat hayatını kurtar ama nerede? Hep laçkalık ve ciddiyetsizlik?

Velhasıl kelam sorun Arda’ ları suçlamak değil. Onları bulmak, eğitmek, yetiştirmek ve korumak zorundayız. Ancak bunu yaparken ölçüyü kaçırmadan hedefleri ortaya koyarak ve heyecanı hiçbir zaman yitirmeden sorumluluk hissi kuvvetli bireyler yetiştirmeliyiz. Yoksa en ufak başarıda “aslansın ve kaplansın” muhabbetiyle gaz verip en ufak bir hatada yerin dibine sokmak klasik şark zihniyeti olur.

ABD niçin dünyaya hakim? Bir sürü sebep yazılır çizilir. Geçiniz bunları. Adamlar geleceği planlıyor. Tutmayabilir ama A planı olmazsa B planı var, C var vs. vs.. Bizim ise hiç bir zaman uzun vadeli planımız yok. Olsa da tutmaz bu kafayla zaten? Biz her alandaki yıldızlarımızı ve gelecek potansiyelimizi kurda kuşa yem eder ve hasbelkader ayakta kalanları da sonrasında değirmenimizde kolayca öğütürüz. Gemisini kurtaran kaptan zihniyeti hakim olduğu müddetçe ne bir Steve Jobs gibi vizyoner ve ne bir Apple gibi marka asla çıkaramayız? Çıkanlar olabilir ama bu kopyala ve yapıştır şeklinde tezahür eder. İstisnalar ise kaideyi bozmaz.

Büyük filozof Diyojen’ in özlü bir sözüyle konuyu kapatalım; “Gölge etme başka ihsan istemem!…”

Advertisements

FOTOKOPİ DEĞİL DOĞAL OLUN!

maxresdefault

Geçenlerde bir dostum ile buluştuğumda bana iş görüşmelerinde adayların yaptığı hatalardan bahsetti ve iş görüşmesinde ilk başta verilen intibanın görüşmenin tamamını olumlu yada olumsuz etkilediğini söyleyince konuyu biraz düşünüp farklı yorumlamak istedim.

stock-footage-businesswoman-interviewing-job-applicant

Evet iş görüşmeleri ciddi bir çaba ve bir işe girebilmek için ilk intiba çok önemli özellikle günümüz şartlarında adaylar bu şekilde koşullanıyor. Öyle ki eskiden CV’ deki detaylar daha ön plana çıkardı şimdi ise istisnalar hariç ilk başta (fiziksel) görsellik daha sonra konuşma ve hakimiyet finalde ise karşı tarafı etkilemeyle sona eriyor. Tamamen tiyatral bir çalışma. Şayet tiyatroya ilgi duyuyorsanız ve bu konuda eğitim aldıysanız bir adım öndesiniz. Bu sorunun cevabı hayır ise kariyeriniz için bir kez daha önemini düşünmenizi tavsiye ederim.

Günümüz dünyasında “Show Business” dedikleri tanımlama artık ön planda. Sizin yetkinliklerinizi ölçme becerisine sahip olamayanlar bunu beden dili, hitabet, kişilik testi, tuzak sorulara cevap vs. gibi kuramlarla sorgulayarak buradan % 100 sonuca varmak gibi bir hataya düşülmektedir. Belki o işe en uygun aday siz olmanıza rağmen modern mülakat teknikleri adı altında yapılan mülakatlar sizi ilk başta eleyebilmektedir. Nedeni sizin doğal davranmanız, çeşitli sebeplerden gününüzde olmamanız veyahut belki gerçekten kifayetsiz olmanız olabilir ama büyük olasılıkla oyunu kuralına göre oynamamanız en önemli sebeptir.

t1larg.job_.interview

Dünya bir tiyatro sahnesidir sözü mübalağa değil artık gerçeğin kendisidir. Sadece özel hayatımızda değil iş hayatımızda da ne kadar iyi rol yaparsak ve ne kadar belli metinleri yada davranış kalıplarını iyi ezberlemişsek o kadar başarılı olma şansımız veya şansımızı arttırma imkanımız vardır.

Bazen şunu düşünmeden edemiyorum. Acaba Apple’ ın altın çocuğu Steve Jobs bu iş mülakatlarında bulunsaydı şansı ne olurdu? Veyahut bizden örnek verelim. Kendine has tavırlarıyla tanıdığımız başarılı medya patronu Acun Ilıcalı böyle bir mülakatla iş fırsatı bulabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Özgün ve farklı insanların kendi tarzı ve üslubuyla başkalarının kuralları altında çalışması çok zor.

271879053-job-interview-notebook-notepad-confidence-interview-media

Şayet imkanınız varsa ve en iyisi kendi yolunuzu çizmektir ama imkanınız yoksa özgürlüğünüzden feragat ederek oyunu kuralına göre oynamaya çalışmalısınız. En azından işi ve çevreyi öğrenene kadar sabretmelisiniz. Şayet şansınız yaver gider ve fırsat bulup ileride inisiyatif elde ederseniz oyunun kurallarını kendinize göre belirleyebilirsiniz.

Geçenlerde bir kurultayda misafir olarak bulundum. Bir seçim için sahneye çıktığında şov yapan ve kesintisiz konuşmak uğruna yapay bir performans sergileyen, inanmadığı kelimelerle samimi olmayan bir görüntü çizen ama oyunu kuralına göre uygulayan arkadaşımız sahneden inip yerine oturduğunda davranışları özellikle dikkatimi çekti öyle ki yanındaki kız arkadaşına anlamsız sözler sarfettiğinde aslında işin özetini ortaya koyuyordu. Yani hedefine ulaşması için oynaması gereken bir rol vardı. Rolünü iyi oynadı ve istediği şansı yakaladı. Ama doğru aday mı derseniz orası meçhul? Rol yapmak sadece ezber yeteneği ve sahne performansıdır. Ama gerçekte farklı ve zorlu şartlarda nasıl tepki vereceksin? Operasyonel mi yoksa statik mi davranacaksın? Doğru mu yoksa yanlış mı karar vereceksin? Bunlar ancak işbaşında ve stres altında gözlenebiliyor.

Four different poses of one woman waiting for interview. Sitting in office on chair.

Unutmayalım ki aktörler sadece temsil ve taklit eder, aslı değildir. İnsani davranışlarımız tabi ki olacak. Bundan doğal ne olabilir? Ama mülakat tekniği adı altında kendimizden ve aslımızdan uzaklaşmak ve bunun gereklilik olduğu inancı, iş arayanları aynı fotokopiden çıkar gibi yapay ve rolünü ezberlemiş bir aday haline getiriyor!

Artık iş dünyası, yapay teknikler ve doğallıktan uzaklaşan mülakatlar yüzünden etkinliğini kaybediyor. Adeta robot gibi yönlendirilen fotokopi adaylarla önceden alınması gereken standart eğitimler, MBA, doktora, sertifika, seminer vs. derken farkında olmadan sistemin birer kötü kopyası haline geliniyor.

Öyle ki; gerçekte çeşitli sorunları ve yetersizlikleri olan ama iş hayatında farklı olmaya çalışan, mevcut başarıda görünmek için mutlaka fotoğrafın en önüne kendini atan ama bir başarısızlık durumunda ise ortalıkta görünmeyerek suçu en zayıf halkaya yükleyen bir sistemin parçası olmaktan söz ediyorum.

Vix

Üretmeyen, düşünmeyen, analiz edemeyen, sormayan ve sorgulayamayan, ezberci, taklitçi, standart, yapay davranışlar içeren bir sistemde hala başarılı olamadıysanız bu sizin zaafınız değildir. Mevcut sisteme uyum sağlamadığınızdandır. Eğer halinizden memnun değilseniz yukarıda anlattığım formata gireceksiniz. Yoksa üzülmeyin ve bu şekilde kalmaya devam edin.

Size yaşanmış bir örnek anlatayım. Bugün işe başvursanız size muazzam mülakat teknikleriyle karşınıza çıkacak ve işe alındığınızda zafer kazanmış hissi uyandıracak meşhur ve milyar dolarlık ciroya sahip bir firmanın Genel Müdürü ayrılırken ardından en az 3-4 kişinin kendi koltuğuna aday olabileceğini söylemişti. Ama değil aday olmak dışarıdan yeni bir Genel Müdür gelince bunlara doğrudan yol verildi. Eğer bu arkadaşlar bu kadar başarılı ise ve yetki verildiyse neden bunca yıl sonra bu kadar çabuk harcandılar? Dışarıdan gelen çiçeği burnunda yeni bir Genel Müdür yıllarını vermiş yöneticilerden gelir gelmez çok mu daha etkin ve yetkin olur? Yada zaten bu arkadaşlar miladını doldurmuş veya hasbelkader buralara gelmişlerdi de yeni Genel Müdür vesile mi oldu gitmeleri için? O zaman neden bunca süre katlanıldı bu arkadaşlara?…

workshop-dezvoltare-personala-limbajul-corpului-5

Merak etmeyin onlar da aynen sistemin ürünü olarak bu mevkilere çıktılar. Ne yaptılar zaman içerisinde? Sadece temsil ettiler ve mevcut yürüyen bir sistemde konu mankeni olarak göründüler. Rollerini yaptılar. Ama ne oldu? Daha şimdiden adları çoktan unutulmaya başladı çünkü isimleri hiçbir zaman firmanın önünde olabilecek kapasitede değillerdi sadece firmalar onları bu mevkilere taşıdı ve kimlik kazandırdı.

İşe alım mülakatlarında gerçekte sadece adayların değil bu kadar kötü sonuçları ortaya çıkaran mülakatçıların ve mülakatların da özellikle değerlendirilmesi gerekiyor. Şayet bu konuda doğru ve güvenilir istatistikler olsaydı, iş hayatımızda heba ettiğimiz kaynakların ve israfın vahim durumunu ve oluşan milli zararı görünce neden başarılı olamadığımız çok daha iyi ortaya çıkar. İddia ediyorum ki; yaşanan tüm siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarımızın sebebi insan israfımızdır. Basit bir örnek verelim. Dünyada çok meşhur bir futbolcu ülkemize geldiğinde birkaç ay içinde neden performansı düşüyor ve bizim futbolculara benziyor? Çünkü adamın alışık olduğu sistem burada yok. İşini doğru yapması gerekenler ve o mevkide olanlarda işin erbabı ve layık olanlar değil!

240_F_37421293_hdAyDExGrvWckwk8j4BGEKy6xm2jDDEk

Steve Jobs’ ı adeta tabulaştırarak, başarılarını ve hayat hikayesini abartıyla paylaşırken şapkayı önümüze koyalım ve neden içimizden Steve Jobs’ ları çıkaramadığımızı bir düşünelim. Eğer mucize peşinde koşmuyorsak veya kendimizi kandırmazsak cevabını zaten kolayca buluruz. Yoksa herkes rolüne devam etsin. Mülakat mı boş verin biri olmazsa diğeri olur. Yeter ki metodu doğru çözün ve uygulayın.

Ne de olsa farklı değil fotokopi aday aranıyor!

PhotocopyPlank_thumb

 

“ NEWYORK ŞEHİR REHBERİ ! … ”

ny1

Geçenlerde spor salonundaki üniversite öğrencisi genç bir kardeşimiz geleceği açısından ABD’ de neler yapılabileceğini sorunca 2001 yılında yapmış olduğum ziyaret ve akabinde kaleme aldığım yazım aklıma geldi. Tabi o zamanlar sosyal medya forumlardan ibaretti ve bu yazım mezun.com’ da yayınlanmış olumlu eleştiriler almıştım. Zaman içerisinde mutlaka değişiklikler olmuştur ancak ilgilenenler yada nostalji yapmak isteyenler keyif ve ilgiyle okuyabilir.

ny9

“ NEWYORK ŞEHİR REHBERİ ! … ”

Belki eskiden olsa ağzımız açık gezerdik Amerika’ yı ama artık geldiğimiz seviyeyle sadece hayranlık duyuyorsunuz. Özellikle New York’ daki Times Square Garden ve etrafı ışıkların dansı ile gece seyretmeye ve gitmeye değer bir yer. İnsan, gecenin gündüze döndüğünü sanıyor. Ünlü Manhattan ise Parliament sinema kuşağındaki gibi güzel ve etkileyici. Burayı gece Brooklyn’ den görünce bizim boğaziçi doğrusu yanında sönük kalıyor… NewYork’ un en pahalı ve ünlü yeri ise hiç kuşkusuz Manhattan. Queens, Brooklyn ve Bronx sırasıyla popüler ve diğer bölgeler. New York’ da yollar son derece geniş ve etrafı anlaması kolay. Cadde deyince üzerinden tırların geçtiği 5 şeritli yollar düşünebilirsiniz. Üstelik çoğu yollar tek yön ve trafik rahat akıyor. Trafik kurallarına genelde uyulmakla birlikte arada kural dışı hareket eden ve şaşkın yada hızlı araba kullananlara rastlamak da mümkün. Yine de bizdekinin tersine yaya burada kral sayılır. Çevre temizliği ise sizi bayağı şaşırtacak. Hatta filmlerde ayakkabılarla eve girilmesini üstüne üstlük yatağa uzanmalarını izlerdik de şaşardık ya gerçekten de şaşırmak lazım. Çünkü sokaklar belki çamurlu değil ama kirli. En azından birileri tükürüyor veya evcil hayvanlarının pisliğini yolda unutabiliyorlar ! Hal böyle olunca bu pisliği bir şekilde eve de taşıyorsunuz. Nerede kaldı hijyenik ve sağlık demeden de edemiyorsunuz tabi ki ? NewYork tam bir tımarhane gibi. Garip hareketler yapan insanlara kimse bir şey demiyor. Çevrenizdeki insanlar da garip tavırlar sergiliyebiliyor. Mesela ünlü 42. caddede akşamleyin yapılan bir yürüyüş sırasında üzerinde “çıplak kovboy” pankartı taşıyan ve gerçekten de külot ve çizmeleri haricinde giyim eşyası taşımayan ve gitar çalıp şarkı söyleyen birine rastlamıştım. Acaba amacı ünlü olmak mı ? Yoksa şov yapmak mıydı ? Bilinmez ama biz üşürken o yolun ortasındaki kaldırımda umursamadan şarkı söylüyordu. Az ilerideki polislerde en ufak bir müdahalede bulunmuyordu bu garipliğe ! Bir de Amerikalılar gerçekten cahil yani kafaları tarih ve matematik gibi şeylere basmıyor ama bu onlar için bir sorun değil zira zaten kafalarını gereksiz şeylere yormadıkları gibi kendi yağlarıyla da rahatca kavruluyorlar. Komşu ülkelerin bile her türlü coğrafi bilgisini ezberlemek zorunda kalan bizler de ! neden bu adamlardan geriyiz diye ona hayıflanıyoruz. Sebebi açık değil mi ?

ny2

Güvenlik konusu ise soru işareti ? İnsan bazı yerlerde gece sokağa çıkmaya çekiniyor. Çünkü çok farklı hikayeler duyuyorsunuz. Kaldığınız ve dolaştığınız mıntıka çok önemli. Özellikle bazı bölgelerin güvenlik konusunda risk içerdiğini bilmekte fayda var. Diğer taraftan bir gece Times Square’ da dolaşırken bir anda ne olduğunu anlamadan abartmasız en az 15 polis arabası toplandı ve yaklaşık 5 kişilik bir gurubu önce bir güzel dövdüler sonra da tutuklayıp götürdüler. Amerika’ da polis çok ayrıcalıklı. Kesinlikle dikkatli olmak lazım. Herhangi bir müdahalede çok sert davranabiliyorlar. Bunun dışında son derece yardımcılar. Dedim ya sakın yanlış yerde karşılaşmayın. Bizdeki esnekliği de beklemeyin. Başınız derde girerse kesinlikle bizdeki gibi zorluk çıkarmayın. Başınız daha da ağrıyabilir. Burada herhangi bir olay olunca kaza falan demek istiyorum. Önce itfaiye yardıma gidiyor ondan sonra polis ve ambulans. Nedeni gayet basit itfaiye eğer herhangi bir müdahale gerekirse hazır bulunuyor. Türkiye’ deki kurtarma sahnelerinin rezaletini hatırlayınca şaşırmamak elde değil !

ny3

Banka hesabı açtırmak ise gerçekten büyük problem. Eğer kendi başınıza gidip de başvurursanız çok zor. Tabi ki bu dediğim dil kursu veya turist vizesi alıp gelenler için geçerli. İyi bir lisan kursuna yazıldıysanız onların anlaşmalı olduğu bankalarda hesap açtırabiliyorsunuz. Master yapmak için gelenlerin şansı daha fazla çünkü burada master dil okuluna göre resmi bürolarda daha itibar görüyor. Biraz da hesap açtırma işi şansınıza bağlı. Çünkü yaşayınca görüyorsunuz ki Amerika’ da kurallar her zaman yazılı olduğu gibi değil veya yazıldığı gibi de uygulanmıyor. İnisiyatif kullananlar da çok fazla. Banka hesabı hakikaten problem olabilir ve yanınızda para bulunduruyorsanız zorluk çekebilirsiniz. Ayrıca üzerinizde para bulundurmak soyulma riskine de davetiye çıkarıyor. Burada da hırsızlık olayları var. Unutmamak lazım.

ny4

İnternet erişimi ve bilgisayar kullanımı ise bir başka sorun. Hemen her yerde genel kütüphane var. Buralarda internet erişimi ve bilgisayar kullanımı mümkün. Ancak yarım saat kullanıma izin veriliyor. Eğer daha uzun kullanmak istiyorsanız ya kendi bilgisayarınız yanınızda olacak ve bulunduğunuz yerden telefon hattı veya kablo TV sayesinde internet kullanabileceksiniz yada internet kafelere gideceksiniz ki bunların en meşhuru yine 42. caddede Madame Tussaud müzesi yanındaki internet kafe. Dünyanın en büyük internet kafelerinden olan bu yerde kullanıma sunulan monitör sayısı en az 500 adet var. Fiyatı ise ilk zamanlar vergi dahil 1 dolardı. Bu fiyata yoğunluğa göre kullanım imkanı veriliyordu. Kimi zamanlar 1 dolara 4 saat bilgisayar kullanabildiğiniz gibi bu süre 1 saatin altına da düşebiliyordu. Fakat son zamanda fiyatını arttırdılar. Dolayısıyla 1 dolara internet access sadece ilanda kaldı. Şimdiki fiyatı vergi dahil 1.07 dolar…

ny5

Yemek konusunda, duruma göre ya sıkıntı çekiyorsunuz yada fazla problem olmuyor. Eğer kaldığınız yerin mutfağı var ve kullanabiliyorsanız alışveriş yaparak Türkiyedeki damak zevkinize yakın yemekler yapmanız olası. Şayet bundan mahrumsanız bir kaç Türk lokantası veya dönerci büfesi de sizin Türk yemeklerine özleminizi gideriyor. Kumpir yada dürümcü ise malesef yok ! Yalnız restorant fiyatları haliyle fast food’ lardan yüksek. Amerika’ da adım başı hamburger veya pizzacı bulabilirsiniz. Gerek damak zevki olarak ve gerekse fiyat açısından Burger King hamburger tipinde en uygunu gibi…Burada menüler ortalama 5 dolar civarında. Bir de dolar menü dedikleri vergi hariç fiyatı 99 cent olan menüler var. Bu fiyata promosyondaki her bir üründen seçtiğiniz bir tanesini alabilirsiniz. Yani bir küçük sandöviç veya kola gibi. Bazen promosyon günleri 99 cente normal hamburgerin (junior) bir büyüğünü (senior) tipini almak da olası. Paranızı hesapladığınız dönemlerde bunları da takip ediyorsunuz. Hemen her yerde rastlayacağınız marketler alışveriş için uygun sayılır. En azından temel ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Zamanla en uygun olan yerleri keşfetme imkanı olur. Buradaki marketlerde en basit üründen bile onlarca marka bulmak mümkün. İnsanın bir çok şeyde gözü kalıyor açıkçası !

ny6

Amerika’ da yahudiler çok saygı ve itibar görüyorlar. Onlara yakın yerlerde oturmak (yahudiler genelde bir arada yaşıyorlar) güvenli olduğunuz anlamına geliyor. Özellikle eve geçerken bunu sorup bilgi almak da fayda var. Burada ev kiraları almış başını gidiyor. Herkes deyim yerindeyse tutturabildiğine gidiyor. Ancak en düşük kiralar giriş ve alt katlar ki bunlar da yaşamanın en zor olduğu en küçük daireler anlamına geliyor ve fiyatları aylık 500 dolardan başlıyor. Ortalama kiralar 1,000 dolar civarı. Bu fiyata iki odalı evler kiralanabiliyor. Kalite ve talep edilenler arttıkça fiyat hemen artıyor. Bu seviyede fiyatlar ortalama en az 1,500 dolar. Üst limit aramayın onun limiti yok ! Ev kiralamak için emlakçılardan yararlanabileceğiniz gibi gazete ve internet de daha uygun çözüm. Böylece hatırı sayılır bir komisyondan kurtuluyorsunuz. Kiralama işlemleri için bazı evraklar isteniyor. Bunları atlatsanız bile sizden en az 1 senelik kontrat yapmanız istenecek. Bununla birlikte 1 ayı depozit ve 1 ayı peşin olarak da vermeniz gerekiyor. Evlerde su, doğalgaz ve merkezi ısıtma fiyata dahil. Elektrik hariç. Bir de evlerde ocak ve buzdolabını ev sahibi sağlıyor. Evi mobilyasız tutmak daha avantajlı olabilir. Eğer sokaklardan bir şeyler toplamaya üşenmezseniz hemen hemen yeni gibi mobilya ve çeşitli şeyleri çöpe atılmış bulabilirsiniz. Çöp dedikse aklınıza bizdeki Halkalı çöplüğü gelmesin. Adamlar her şeyi neredeyse ayrı atıyorlar. Burada 2. el olayı ev eşyasında yok. Bu işlerde tecrübeliler iyi para kazanabilirler… Ev konusunda kendinize yabancı birini oda arkadaşı ararsanız en uygun seçenek her hafta çıkan village voice dergisine bakmak veya internetden oda arkadaşı aramak. Ayrıca Türk oda arkadaşı için mezun’ dan da yararlanılabilir. Yabancılarla oda arkadaşı olmanın en iyi yönü dil konusundaki eksikliği ortadan kaldırmak olabilir. Bir de daha ekonomik yerler bulmanız da mümkün. Ortalama rakamlar aylık 500 dolar. Eğer bir odada en az iki kişi kalmayı göze alırsanız bu fiyat yarı yarıya düşebilir. Özellikle Türkler bir odada iki kişi kalabiliyor. Maliyeti düşürmek kaygısıyla tabi ki. Kalacağınız evlere çok para vermek istemiyorsanız fazla da bir lüks beklemeyin. Gece yatmadan yatmaya gidilen bir yer olarak kafanızda belleyin. Böylece mutsuz olmazsınız. Amerikalılar ayrıntılarda kaliteye önem vermedikleri için evler de fiyatına göre çok pahalı ve deyim yerindeyse genelde de döküntü. Daha çok Beyoğlu’ndaki eski evleri andırıyorlar. Genelde Türkler kötü yerlerde ve sunulana göre pahalı yerlerde kalıyorlar. Bunun da en büyük nedeni daha çok illegal olmak ve ingilizce eksikliği. Gerçekten de Amerika’ da ingilizceyi çok iyi konuşamıyorsanız veya ispanyolca bilmiyorsanız hakkınızı aramanız çok zor. Yabancı olduğunuzu anladıklarında tutumlar hemen değişip yaklaşımlar özensizleşebiliyor. En basitinden bir tezgahtardan bile ters cevap alabiliyorsunuz. Hakkınızı ancak ingilizceyi çok rahat anlayıp derdinizi anlatabiliyorsanız arayabilirsiniz. Bir de buraya sakın çok iyi ingilizce biliyorum deyip de havalarda gelmeyin. Feleğinizi şaşıttırıyorlar. Buradaki ingilizce öyle lisan kurslarında veya okullarda öğretildiği gibi şekilsel değil. Farklı tiplerdeki konuşmalara hazır olun !

ny7

Amerika’ ya yasadışı yollardan girmek istemiyorsanız en uygun yol F1 denen öğrenci vizesi. Bu sayede alacağınız I20 formu artık sizin vizeniz oluyor. Bu formun süresini uzattırdığınız müddetçe istediğiniz kadar Amerika’ da kalıyor ama çalışamıyorsunuz yasal olarak. Velev ki okulunuzun size verdiği çalışma imkanı yoksa. B1 ve B2 vizesi yani turistik yada iş vizesi ile gelenlere genelde 6 ay kalış izni veriliyor. Ancak bu süre 3 ayda olabilir. O yüzden program yaparken bunlara hazırlıklı olun. Havaalanına indiğinizde ne kadar kalacağınız soruluyor ? Siz, 2 hafta da deseniz 3 ay kalış izni alabiliyorsunuz. Eğer kalma sürenizi arttırmak istiyorsanız göçmenlik bürosuna bir dilekçe ve 120 dolar ödeme yaparsanız daha fazla kalmanız mümkün olabilir. 6 ay izne bir 6 ay daha almak gibi. Gelmeden evvel havayollarının promosyonlarını sorun. 1,3,6 ve 12 aylık dönüşü kapalı yada dönüşü açık biletler var. Genelde promosyonlar 1 aylık ve daha az süreli biletlerde oluyor. Eğer öğrenciyseniz ekstra indirim alabiliyorsunuz. Yalnız biletinizin dönüş tarihiyle ilgili değişiklik yaparsanız fiyat farkına hazır olun. Mesela 125 dolar ödeme gibi. JFK Havaalanından şehre gitmek için farklı alternatifler mevcut. Taksi ücretleri Manhattan için fiks 30 dolar ve artı bahşiş şeklinde. Ayrıca Manhattan’ a 13-15 dolar arası havaalanından özel otobüs mevcut. Eğer bavullarınızı zahmet edip yanınızda taşımayı göze alarak metroyu seçerseniz havaalanı ücretsiz terminal otobüsleriyle varacağınız JFK metro istasyonundan şehrin her yanına 1.5 dolara gidebilirsiniz. Merak etmeyin bu yolu kullanan çok kişiye rastlarsınız.

untitled1

Metro en hızlı ve en ekonomik ulaşım aracı. Kredi kartı ile de alabileceğiniz metro kartı (sınırsız olursa aylık 63 haftalık ise 17 dolar ve otobüslerde de kullanılabiliyor ) sizin 24 saat ve her yere ulaşımınızı sağlıyor. Yalnız geceleri sefer sayısı azalıyor ve bir de garip tiplere dikkat etmek gerekiyor. Bunları bir kenara koyarsak ilk başta yabancı birinin mutlaka metroyu kullanmayı bilmesinde fayda var. Metro haritası hem şehri tanımak hem de ulaşım için büyük gereksinim. Diğer taraftan metro ayrıca amatör müzisyenlerinde buluştuğu bir yer. Her istasyonda farklı bir enstrüman çalan kişiye rastlamak mümkün. Hatta gecenin 3’ ünde bile ?! Niyetleri millete müzik dinletmenin yanı sıra bir kaç dolar toplayabilmek. Metronun pisliğini bir kenara atarsak insan tanımak için de iyi bir mekan. Burada NewYork’ un mozağini daha net görebiliyorsunuz.

2013-cadillac-xts-036-medium

Amerika’ da araba almak ise gerçekten çok kolay. Hiç peşinatsız hatta ilk bir kaç ay ödemesiz araba almak mümkün. Mesela Mercedes marka bir cipin sıfır fiyatı yaklaşık 30,000 dolar ki Türkiye’ de bir kaç misli fiyata ancak alırsınız. Hele kullanılmış otolar çok daha ucuz. Zaten benzin de ucuz olduğu için araba almak hiç de zor değil. Tam tersine almamak zor bile sayılır. Amerika ucuz bir araba cenneti. Her marka, her tip ve her yaşda araba görmek mümkün. Mesela Türkiye’ de sadece zenginlerin bindiği Lincoln Navigator gibi cipler neredeyse her köşe başı var. Sokaklarda park etmiş ve bizde lüks bilinen arabaları görmek mümkün. Yalnız Ferrari görmek nasip olmadı. Gerçi burada yollar öyle düzgün falan değil. Bilakis tümsek ve engebeyle dolu (hakkını yemeyelim çukur veya açık mazgal yok en azından) Her ne kadar vergisi yüksek olduğundan rağbet görmese de dağıtmadan NewYork caddelerinde Ferrari kullanmak da cesaret ister. Limuzin olayı ise gerçekten ilginç. Devasa uzunlukta arabalara binmek de, dışarıdan seyretmek de ilginç. Dışarıdan ucube gibi görülen bu arabalar rahatlıktan ziyade bir rüküşlük ve gösteriş simgesi olarak etrafta dolaşıyorlar adeta…

stock-footage-new-york-circa-june-pov-time-lapse-convertible-driving-circa-june-in-new-york-city

Ehliyet almak ise öyle anlatıldığı gibi zor bir olay değil. Üstelik kimlik kartı gibi kullanabileceğiniz için almanızda fayda var. Her şeyden evvel Türk konsolosluğuna gidip 19 dolar karşılığında ehliyetinizin tercümesini alıyorsunuz. Sosyal Güvenlik departmanına gidip ( genellikle her yerde var) ehliyet müracaatı yapacağınızı iletirseniz sosyal güvenlik numarası verilmediğine dair bir yazı size veriyorlar. Bu yazı şart. Bunu alarak motorlu taşıtlar bürosuna başvuruyorsunuz. Geçerli pasaportunuzun yanınızda olması gerekiyor. Ben New Jersey’ den başvurmuştum. İşlemlere başladıktan sonra sadece Türkçe yazılı sınava giriliyor. Direksiyon sınavından kurtarıyorsunuz ! Yazılı sınavdan evvel sınav sorularının Türkçesini almakta fayda var. Zaten soruların Türkçesini bizimkiler elden ele dolaştırıyor. 50 soru soruyorlar ama hata töleransları çok düşük. Neticede her şey iyi giderse yarım gün içinde Amerikan ehliyetiniz de oluyor.

untitled

Aman sakın Amerika’ da ucuzdur diye giyim eşyasını burada almayı düşünmeyin. Çünkü fiyatlar acayip pahalı. Biz de 1-2 milyon TL vereceğiniz şeyler burada 10 dolarlık etiketlerle satılıyor. Dünyanın her yerinden mal ve marka buraya akmış. Arada “ made in Turkey ” amblemini de görüyorsunuz. (Ülke olarak ingilizcede “ hindi ” diye adımızın geçmesi de bir ayrı utanç kaynağı. Keşke ulusal bir kampanya ile ingilizcede ülkemizin adı Turkey değil gerçek adı ile kullanılsa. Mezuncular bu işe ön ayak olabilir…) Ufak tefek yiyecek, giyecek ve sarf malzemelerinin alınabileceği ne alırsan 1 dolar veya aşağısı olan mağazalar tam ekonomi diyenlere göre. Burada bazı içecek ve bisküvi tarzı yiyeceklerin yanı sıra ufak tefek ev ve ofis ihtiyaçlarınızı bütçeye göre bulmak olası. Ancak unutmamalı ki burada kaliteli şeyler değil ihtiyaç gören ürünler satılıyor. Amerika’ da ucuz olarak alınabilecekler konusunda en büyük tavsiyem bilgisayar ve yan mamülleri. Ben bir tane laptop aldım. Normalde Türkiye’ deki fiyatı en az iki katı olan bir laptop bana bayağı makule geldi. Bu tip pahalı olabilecek şeyleri almadan evvel internetden araştırma yapmak da çok faydalı. Bir kaç yüz dolar tasarruf edebiliyorsunuz en azından. Para harcarken çok dikkatli olmak gerekiyor. Eğer para kazanmıyor ve cepten harcıyorsanız hesabınızı doğru yapmanız lazım. Zira NewYork çok pahalı bir yer ve paranız yoksa hiç bir kıymetiniz de yok. Kimseden size acımasını da beklemeyin. Unutmayin ki kapitalizmin beşiğinde yaşıyorsunuz. Amerika’ yı Amerika yapan ulus ve millet haline getiren paranın insanlara verdiği refah ve zenginlik. Ayrıca öyle her şey filmlerde gösterildiği gibi toz pembe değil ! “ Paran kadar konuş ” burası için söylenmiş sanki. Bir de Türkiye’ ye dönerken ödediğiniz vergileri iade almayı unutun ! Vergileri geri ödemiyorlar çünkü ! Bu yüzden bir kaç bin dolarlık alışverişlerinizde düşük vergili yerleri tercih edin. Faydasını göreceksiniz.

unnamed

Telefon haliyle bir ihtiyaç ve zorluk. Ancak edinmek de bir ayrıcalık. Çünkü burada bir çok işi yapabilmek için sisteme kayıtlı olmak lazım. Bunun için de legal bir şekilde bulunmanız gerekiyor. Yani turistik veya kaçak falan değil. Eğer alabilirseniz ayda 20 dolara Amerika içinde 1,000 saat gibi inanılmaz bir görüşme süresi veren bunun yanında makinayı da bedava alabileceğiniz cep telefonu promosyonları var. Bunlarda da yıllık sözleşme yapmak lazım. Eğer Türkiye ile görüşmek isterseniz piyasada çeşitli marka kart ile satılan numaralar mevcut. Mesela bir firma 5 dolara (ki bazı bakkallarda yüzde 20 iskonto ile 4 dolara satılıyor) sattığı bir kart ile tam 50 dakika Türkiye ile konuşmanızı sağlıyordu. Bunun için tek yapacağınız kart ile verilen şehir içi numarayı aramak ve pin numarasını girip arayacağınız numarayı çevirmek. Eğer o da ücretsiz olsun derseniz 0800’ lü hatların kullanıldığı firmaların da ürünleri mevcut.

Grand_Study_Hall_New_York_Public_Library

Yabancı dil konusunda çeşitli kurslar var. Mesela bunlardan en ucuzu NewYork Dil Merkezi. 6 aylığı 1,000 dolar ve diğerlerine göre çok ucuz. Fiyat/Kalite oranına bakarsanız best buy demek yanlış olmaz. Artıları ucuz olması, ulaşımı kolay, hocaları iyi ve arkadaşca. Eksileri ise sınıflar çok kalabalık, dil seviye tespitleri ölçüsüz ve Türkler çok yoğun. Kısacası kalite aramazsanız en ucuzu sayılır. Bir de burada ispanyolca 2. dil o yüzden yadırgamamak lazım. Kaldığınız yere göre ispanyolcanız da gelişebilir ! Dil kurslarında ortalama aylık fiyatlar 600 dolar civarı geziniyor. Hiç birinin diğerine göre mucize vadetmediğini gözönüne alarak bütçenize göre yer seçmek de fayda var. Yani en pahalısı en iyisi anlamına gelmiyor ! Türkiye’ den gelirken acentalara falan fazla güvenmeyin. Size sunulan ile karşılaşacağınız arasında bayağı fark olabilir. Özellikle yüksek para verip de iyi bir lisan kursuna gitmiyorsanız bir çok konuda kendi işinizi kendiniz göreceksiniz demektir. Acentalar Türkiye’ den yollayana kadar size yardımcı oluyor. Burada kendi başınızın çaresine bakmaya hazır olun. Master için ise seçenekler inanılmaz fazla. Paranıza ve beklentilerinize uygun bir sürü okul var. Burada yıllığı 10,000 dolar olan yerlerin yanı sıra 40,000 dolar veya üstü yerler de var. Tabi ki fiyatı pahalı olan yerler mesela Colombia üniversitesi gibi daha iyi iş ve para kazanma imkanı sunuyor. İyi okulların master programlarında en çok dikkat edilen şey GMAT puanı. Bu puan TOEFL’ dan daha çok değer kazanıyor.

yuruyus1_630013524

Türkler ile diyalog konusuna gelince hem birbirine faydalı hem de zararlı demek lazım. Neden diyeceksiniz ? Çünkü burada herkes kendini bir şekilde kurtarmaya çalışıyor. Yaşam koşulları çok zor. Zaman çok hızlı geçiyor. Gün yetmiyor lafını burada gerçek boyutta yaşıyorsunuz. Amerikalılar ortalama uyku süresini 5 saate düşürmüşler. Eğer vasıfsız işlerde çalışıyorsanız haliyle çok yoruluyorsunuz. Genellikle kaçak olduğunuz için alacağınız para ortalama saatde 6-7 dolar. Çok ekstrem olursa bu ücret 10 ila 12 dolara ulaşıyor. Bir çok kişi ihtiyaçdan ortalama 10-12 saat çalışıyor. Bu çalışma şartlarında herkes ancak gününü yaşayabiliyor ve kimsenin kimseye de bir faydası olmuyor. Üstelik bu yoğun tempoyla çalışan çoğu kişi asıl amacını şaşırarak ileride kurtulamadığı bir girdapda kalıyor. Yani vasıflı işlere geçmeyi düşüneceğine vasıfsız bir işde kalıyor senelerce… Diğer taraftan Türkler her zaman her yerde olduğu gibi Amerika’ da da birbirlerinden kopuk ve ilgisiz yaşıyorlar. Normal ilişkiler dışında sadece arada bir toplanan dernek ve kuruluşlar var. Üzülerek belirtmek gerekirse bunlardan pek de bir yardım alamıyorsunuz. Belki imkanları kısıtlı veya başka bir şey ama sebebi ne olursa olsun fonksiyonel olarak hiç bir imkanları yok. Görüntü var, ses yok misali ! Bir Amerikalı ile konuşuyorduk da bizim toplumun birbirinin kuyusunu kazan tavrından bahsettim. Bizi afrikalı zencilere benzetti. Onlar da aynı davranır ve birbirlerine destek değil köstek olurlarmış. Bana bu konuda en iyi dayanışması olanlar olarak ispanyollar ve onların dilini konuşanlar (ispanyol asıllılar) olduğunu söyledi. Zaten buradaki yayılmalarına bakılırsa da bu hiç sürpriz değil. Türkleri nerede bulabilirim derseniz ? Korkmayın mutlaka bir yerde Türkçe konuşan birilerine rastlarsınız. New Jersey şimdilerde Türklerin en çok rağbet ettiği yer. Hatta Peterson denen yerde Türk kahveleri bile varmış. Buranın tercih edilmesinin bir nedeni de kiraların daha uygun ve vergi oranının daha düşük olması. Özellikle de güney amerikalıların yoğun olduğu ve haliyle de ispanyolca’nın önem kazandığı bir yer. Üstelik buraya ulaşım için NewYork’ dan otobüsün yanı sıra bizdeki midibüs (minibüsün bir büyüğü) benzeri araçlar kullanılıyor…

stock-footage-new-york-city-usa-march-entertainment-district-shopping-street-fashion-modern-times

Eğer Amerika’ da çalışabilirmiyim ? derseniz. Sorusu ne yapacağınıza bağlı. Eğer kaçak olarak çalışmak isterseniz Türklerin en çok rağbet ettiği işler benzin istasyonunda pompacılık, restoranlarda bulaşılıkçılıktan garsonluğa kadar çeşitli işler veya marketlerde çalışmak şeklinde. Buralarda ücretler en düşük saati 5.5 dolar ortalama 6-7 dolar civarında değişiyor. Eğer vasıflıysanız yani oto tamiri, elektronik cihaz tamiri, elektrikçilik, terzilik, berberlik vb. gibi el becerisi ağırlıklı işler yapabiliyorsanız durum değişiyor. Mesela oto tamircilerinin saat de 35 dolar aldığı hatta lüks otolarda bunun 60 dolara kadar çıktığı söyleniyor. Bir berber traşı (15 dakikalık) en az 10 dolar ve üstü. Haftalık 40 saat çalışma izni olan bir ülkede iyi para demek bu. Eğer illegal çalışıp da bu paraları kazanırsanız saat kısıtlaması da olmayacağından kısa zamanda kendi ölçeğinizde zengin bile olabilirsiniz. Legal çalışmak isterseniz bunun için bayağı uğraşmak gerekli. Her şeyden evvel niteliğinize uygun iş bulmak çok zor. Hele son olayların ardından işler bayağı bir zorlaştı… İş için Amerika’ da en uygun yer NewYork (şimdilerde problemli) ve California (San Diego, Los Angeles ve Irvine gibi). Bir de sizin yabancı olmanız da büyük handikap. Eğer firmalar size gerçekten ihtiyaç duymuyorsa sizin sponsorluk vs. gibi işlerinize girmeyecektir. Sponsorluk için çok zor da olsa küçük firmaları ikna etmek mümkün. Bu durumda da H1 çalışma vizesi alabilmek için yapmanız gereken masrafı (ki bu da ortalama 4,000 dolar) cebinizden vermeniz gerekebilir. İş bulmak ve genel olarak sorunsuz yaşamak için en önemlisi yeşil kart sahibi olmak yada bir Amerikan vatandaşıyla evli olmak. Ancak bu sayede yabancı kimliğinizden bir nebze olsun kurtulabiliyorsunuz. Uzun süre kalmayı planlıyorsanız bu seçeneği yadsımayın. Amerikalı ile evli olmak yada arkadaş olmak uyum ve dil konusundaki problemleri azaltacaktır.

central_park__nyc

Gelelim diğer yararlı bilgilere ! Özellikle central park’ da deliler gibi koşan insanları görebileceğiniz gibi eğer spor yapabiliyorsanız arkadaş bulabilmek için iyi bir mekan. Yazın sheepsheadbay ve brighton beach NewYork’ un plaj ve sayfiye yeri olarak çok popüler. West 4. cadde Houston Street ile Soho arası gece mekanlarının en popüler olanlarının toplandığı bir bölge. Beyaz, siyah kısacası tüm renklerdeki ırkların en güzel insanlarını NewYork’ da görebilmeniz mümkün. Son olarak buranın yazı ve kışı İstanbul’ un misli sert şeklinde. Uygun kıyafetleri yanınıza almayı unutmayın. Bir de Amerika uçuşlarında, 2 adet büyük bavulu ağzına kadar doldurabilirsiniz. Yanınıza el valizi alma hakkınızda var. Teorik olarak toplam ağırlık 75 kg’ yi geçmemeli. Eğer hala herşeye rağmen gelmeye niyetiniz varsa herkese bol şanslar…