İŞ HAYATINDA SORUN VAR

İş hayatında sorun bitmez. Çünkü mobbing var liyakat yok. Eleştiri var takdir yok. Problem var çözüm yok. İş var yapan yok. Mesai var para yok. Üsttekiler alttan habersiz ve ilgisiz alttakiler ise can çekişiyor ve üste ulaşamıyor. Peki bu kadar çok sorun varken çözüm ve çıkış nedir?

Aslında tüm yaşanan sorunlar birbiriyle ilişkili durumda. Toplumsal erezyon ve kalitesizlik her şeyi olumsuz etkiliyor. Dürüst olmanın tuhaf yalan döner davranmanın neredeyse doğal olduğu bir zamanda ve ülkede yaşıyoruz. Öyle insanlar var ki sabahtan akşama kadar 10 defa fikir değiştirir ve  itibar görür. Gündeme bakıyorsun bir sürü saçmalık dolu? Boşuna kafa yorup mantık aramayın zira hiç yok öyle ki mantıklı davranan ve söyleyen aydan gelmiş muamelesi bile görebiliyor. Aslında acilen bir rehabilitasyon lazım ama nasıl gerçekleşecek ve kim gerçekleştirecek o da büyük bir soru işareti?

Lafa gelince Avrupa ve ABD standartlarında yaşamak istiyoruz ama adamların yasalarını bire bir kopyalasak ve uygulasak çoğu kişi sınıfta kalır ve asla uyum sağlayamaz. Bunun zengini fakiri ya da okumuşu veya cahili falan yok. Çoğunluk bu konuda eşit durumda ve aynı seviyede kalır. Kızmaca ve darılmaca yok gerçek bu!

Geçen gün genç bir mühendis arkadaşla sohbet ediyorum. Babası vasıtasıyla işe girmiş ve 1,800 TL maaş alıyormuş. Ancak şirket çaycısının maaşının 2,200 TL olduğunu öğrenmiş. Bu da genç arkadaşın gücüne gitmiş ve zam istemiş tabi oyalamışlar o da bakmış umut yok ve istifa ederek ayrılmış.

Yine bir başka genç arkadaşı dinliyorum. Şirkette sanki askerdeymiş gibi devrecilik ve mobbing yapıldığını söyledi. Sordum bir patron şirketiymiş. Yurtdışına gitmek amacıyla ayrılmayı düşünüyor.

Bir diğer örnek ise alışveriş yaptığım marketin iki müdür yardımcısı var. Biri erkek diğeri kadın. Biri  deli gibi sağa sola koşturuyor ve tüm iş onun sırtında diğeri ise ortalıkta pek görünmüyor ve daha kıdemli olması dolayısıyla yüksek maaş alıyor. Müdür ise durumu biliyor ama onun da elinden bir şey gelmiyor çünkü elemanı gönderiyor yine üst yönetimce geri getiriliyor. Bu da sözde holding ve kurumsal firma?

Velhasıl kelam iş dünyamız yıllar içerisinde uluslararası standartları yakalayıp çalışma hayatının kalitesini arttıracağına tam tersi national geographic’ de vahşi belgesel seyrediyormuşuz gibi acayip bir duruma büründü. Eleştiri çok, sıkıntı çok, sorun çok ama çözüm yok. Peki nasıl çözülecek bu kördüğüm ve kim düzeltecek bu sorunları?

İş adamlarına bakıyoruz. Onlar farklı kulvarlarda koşuyor. Bir kısmı kendine yakışmayacak magazinsel olayların içinde ve boy boy haberleri çıkıyor. Bir kısmı siyasilerle dirsek temasında ve ihale alma derdinde. Bir kısmı spordan nemalanma peşinde. Bir kısmının ise hiçbir şey umurunda değil ve zamanında yatırımını yapmış ya da şirketi yabancılara satmış ve paraları toplamış veya yurt dışına gitmiş keyif çatıyor?

Sonuç itibariyle özellikle gençler umutsuz ve imkanı bulan kapağı yurt dışına atıyor. Hiç olmazsa fırsat çok, hayat standardı yüksek, çalışma koşulları illegal değilse çok insani vs. gibi sebeplerle.

Mevcut çalışanlar ne yapacak derseniz? Onların önünde ise çok fazla seçenek yok. İşi bırakıp yurt dışına gidebilirler ama o da bir macera ve belli bir yaştan sonra birikim yoksa büyük sorun.  Emekliliği bekleyenler ya da aile düzenini korumak isteyenler ise mecburen bu keşmekeş içerisinde yola devam edecek. Çaresizlikten şikayet etmenin faydası yok zira dinleyen yok olsa dahi olumlu tepki ya da faydası yok.

Düne kadar superman diye lanse edilen ve basında şişirilen ve abartılan çoğu kişi artık hiç gündemde bile değil. Nerede olduklarını bilen dahi yok. Adam parayı bulmuş, fırsatları kullanmış, popüler sloganlar atmış ve reklamını yapmış şimdi gününü gün ediyor. Bunları örnek almak isteyenlere bakıyorsun onlar da perişan çünkü fırsatlar artık bitmiş ve kuraklık devri başlamış!

Tabi yeni moda ise ne okuyacağım ve kafayı yoracağım ya da ne çalışacağım felsefesi? Hedef zengin birini bulmak (evli veya çocuklu hiç farketmez) yeter ki gül gibi baksın. Eşini ve çocuklarını terketse ne olacak? Bu tarz basit, sıradan ve gayri ahlaki yaklaşımlar moda haline geldi. Bu şekilde sınıf atlayanlar el üstünde tutulmaya başladı. İşte toplum böyle bozuluyor. Ondan sonra çözüm arıyoruz? Mantık yok, bilim yok, matematik yok, ahlak yok?

Peki nasıl anlaşacağız, nasıl uzlaşacağız ve her şeyden önemlisi hangi dili kullanacağız?

Aynı dili kullandığımızı sandığımız insanlara bakıyoruz kelimelere bile bir sürü farklı anlam yüklüyor. Anlaşamıyorsun zira ortada kesinlikle iyi niyet yok. Sorsan kendini ve yaptıklarını doğru biliyor ya da böyle iddia ediyor. Tam bir üste çıkma çakallığı?

Eh ne diyelim? Allah akıl fikir versin ve Allah kurtarsın!

 

 

ARTIK İŞSİZİM!

Malum ekonomik durgunluk ve istikrarsızlık iş dünyasını olumsuz etkiler. Üstüne belirsizlik ve plansızlık da eklenince en ufak bir kriz ortamında kabak çalışanların başına patlar. Özellikle 6 aylık periyotlar işten çıkarmalar için ideal ve özel günler sayılır.

Yine işten çıkarmaların yaşandığı bir dönemdeyiz. İşten çıkarmalarda çok mantıklı bir tercih beklenemez zira genelde insan kaynakları iflas ettiği için yeri gelir kişisel sebepler yeri gelir maddi tasarruf veya yeri gelir endişeler ön plana çıkar. Ancak ne kadar doğru ve mantıklı karar verilir işte o tartışmaya açıktır. Öyle ki çoktan gitmesi gerekenler hala otururken hiçbir şekilde gitmeyi hak etmeyenlere yol verilir.

Tabi öncesinde hazırlık yapılır, listeler hazırlanır şu kadar kişi tasarruf edilecek diye belirlenir. Sonra bunun üzerinden pazarlıklar başlar. İsimler belirlenir veya üstü çizilir. Kişisel sorun yaşayanlar arkası yoksa kırmızı bültendedir. Bekar olanlar ve tecrübesi az olanlar çıkarılacaklar listesinde keza başı çekebilir. Yada tam tersi emekliliği gelmiş veya yaklaşmış yada aldığı maaş itibariyle firmaya yük varsayılan tecrübeli personel de fırsat bu fırsat kapıya konulabilir. Gitme şansı en düşük olanlar iş konusunda alternatifsiz olanlar, arkası sağlam olanlar, yönetimle ilişkisi iyi olanlar, maliyeti düşük olanlar vs. sayılabilir.

Ülkemizde iş bulmanın altın bulmak kadar zorlaştığını varsayarsak bu dönemde işsiz kalmak ve iş aramak gerçekten zor ve sabır gerektiren bir konudur. Hele birde borç harç varsa evli ve çocukluysanız vs. vay geldi halinize? İşsizlik sigortası var ama nereye kadar idare eder?

Belki kendinize sorarsınız bunu hak ettiniz mi? Onun muhasebesini siz yapacaksınız. Mantıklı düşünün ve iyi analiz yapın. Bazen yolun sonu bellidir. Mevcut durumu göz önüne alarak ilk fırsatta işten çıkarılacağını çoğu kişi sezinler ve bilir. Çünkü bu tip konular çoğunlukla çok ani gelişmez. Belli bir zaman sürecinde pişirilir ve noktalanır. Bu bir nevi mobbing neticesiyle de yapılır. İzolasyon, baskı, bezdirme ve sindirme operasyonlarıyla çalışan iyice gitme psikolojisine ve kıvamına getirilir. Şayet kendi isteğiyle ayrılmazsa kesin ve net bir bahane zaten hazırdır.

İşten çıkmanız sizi asla şaşırtmasın. Zaten şirketiniz böyle bir tasarruf yapacaktı. Piyango neden size vurdu siz onu düşünün? Varsa hatalarınızdan mutlaka ders çıkarın. Bir sonraki sefer daha güçlü bir şekilde mücadele edin. Eksiklerinizi kapatın ve yeni arayışlarınızı farklı alternatifler üzerinde yoğunlaştırın. Yurtdışına gitmek yada girişimci olarak kendi işinizi kurmak vs.

Zaman içerisinde eski şirketinizle bağınız iyice kaybolur. Arkadaşlarınız sizi unutur ve telefonlarınıza dahi lütfen bakar ve bir süre sonra meşgule alır. Yöneticileriniz ve iş arkadaşlarınız size referans vermekte naz yapar. Kısacası artık kendi mücadeleniz için yeni bir yol haritası çizmelisiniz. Geçmişi unutarak geleceğe odaklanmalısınız.

Eğer yarın bugün sizin de elinize imkan geçerse size yapılan haksızlıkları siz başkalarına yapmayın ve vicdanlı olun. Kötü örnek yaşasanız bile siz iyi örnek olun. Dilimize pelesenk olmuş düşene bir tekme de ben atarım demeyin. İmkan varsa düşene el uzatın. Kısacası İnsan Olun!

İzmir’ den Antalya’ ya kadar sahil şeridi boyunca genç emekli dolu bir ülkeyiz. Bunların çoğu yabancı dil bilir ve uluslararası firma deneyimi vardır. Ama ne var ki iş dünyası ve devlet bu kitleyi emekli ederek kar edeceğini düşünmüş halbuki ülke ekonomisine zarar vermiştir.

Şayet siz de bu duruma düşmek istemiyorsanız tedbirinizi erkenden alın, tercihlerinizi ve hedeflerinizi iyi belirleyin kolay kolay kimseyle de paylaşmayın. Düşenin dostu olmaz sözü herkes için geçerlidir. Önemli olan düşmeden tedbir almaktır. Yolunuz açık olsun!

İMDAT İŞYERİMDE MOBBİNG VAR!

Ülkemizde çok uzun yıllardır mevcut olan ve uğradığı psikolojik baskı sonucu fiziksel sorunların ve psikolojik  rahatsızlıkların mağdurlarına miras olarak kaldığı bir kavramdır mobbing!

Peki mobbing nedir? Kısacası bir işyerinde meslektaşları, astları veya üstleri tarafından taciz, sindirme, rahatsız edilme ve psikolojik baskı görmeyi ifade eder. Hatta buna düşük maaş, atanmama, ağır iş yükü, ücretsiz mesai ve aşırı çalışma, izin kullandırmama vs. gibi haksızlıklar da ilave edilebilir. Örneğin hakkı olduğu halde yükselemeyen veya maaşında haksızlığa uğrayan da bir nevi mobbinge maruz bırakılmaktadır veya buna yol açılmaktadır. Beğenmiyorsan bırak git zihniyeti!

Maalesef mobbing konusunda çoğu işyerleri sözde kurumsal kimlik taşımalarına rağmen kayıtsız ve sorumsuz davranırken mağdur kendi imkanlarıyla sorunu çözmek veya nihayetinde şirketten tası tarağı toplayıp  ayrılmak durumunda kalmaktadır. Failler ise hayasızca ve  pişkince yoluna devam etmektedir. Yapanın yanına kar kalır mantığı!

Mobbingin hemen her yerde görüldüğü aşikardır. Bunun çeşitli sebepleri arasında makam ve mevki rekabeti, kıskançlık, cinsiyet ayrımcılığı, inanç farkı, eğitim ve kültür farkı, iş ahlakı eksikliği, ırkçılık, cinsellik vs. gibi çok farklı ve çeşitli sebeplerden bahsedilebilir.

Bizde iş yapmaktan ziyade iş yapmamak ve hatta yaptırmamak prensip edinildiği için mobbing hedefteki mağdurları harcamak konusunda önemli bir enstrümandır. Yıllardır gördüğümüz ve duyduklarımıza bakarsak tedbir almak konusunda bayağı sınıfta kaldığımız aşikardır.

Mobbing mağdurunun önce arkasının sağlam sonra kuvvetli bir sinir sistemine ve ekonomik koşullara sahip olması gerekir ki önce şirket içinde sonra yasal yollardan ciddi ve uzun süreli bir savaş verebilsin. Aksi takdirde meslek grupları, sendikalar, yönetim, İK, hatta güvendiği iş arkadaşları vs. hepsi duruma seyirci kalabilir ve mağduru tek başına bırakabilir. Neden böyle o da ayrı bir konu? Düşenin dostu olmaz misali!

Mesela mağdur bu sorunu çözmek için şirket içinde bölüm değiştirmek istediği zaman hemen önüne duvar konur. Sanki katolik nikahı yapıldı? Bırakın kişi istediği bölüme gitsin ama yok hayır, yasak! Saçmalığa bak! İşten çıksa sorun edilmez ama bölüm değiştirmeye gelince memleket meselesi olur?

Sen bu elemana dünya masraf ve yatırım yapmışsın. Neden başka bir bölüme geçmesine izin vermiyorsun? Adam esir mi? Neden mağdur olmasına göz yumuyorsun? Neden onu mağdur eden ahlaksızlara ister yöneticisi, ister iş arkadaşı ve ister elemanı olsun, Susuyorsun ve hesap sormuyorsun? Tabi karşı taraf kalabalık ve güçlüyse olan her halukarda mağdura oluyor. Çünkü kimsenin haklıdan yana olma gibi bir iddiası ve ahlaki değeri yok. Mantık şu; Sen sorun çıkarıyorsun demek ki sorunlu sensin anlayışıyla mağdur hem işveren ve hem iş arkadaşları tarafından bir kez daha ağır darbe yer ?

Bakın bizdeki iş dünyası kadar sıkıntılı bir ortam yurt dışında özellikle batıda olsa inanın uluslararası dev şirketler çoktan batardı. Bizdeki kadar hak etmeyen, sonradan görme, kifayetsiz, torpilli ve gözü aç insanlara böyle mevki ve makam verirsen kimden ne bekliyorsun? Adalet mi? Geçiniz bizde kaybeden bile akla hayale gelmeyecek mazeretler üretip kendini kazançlı sanırken bu ortamda ne bekliyoruz? Gemisini kurtaran kaptan!

İş yine dönüyor dolaşıyor önce devlete sonra meslek kuruluşlarına, sendikalara, STK’ lara ve nihayetinde en önemlisi firmalara ve patronlara iş düşüyor. Ey firmalar siz eleman alırken ince eleyip sık dokuyorsunuz ya o zaman sizde elemana sözlü ve yazılı taahhüt edeceksiniz. Şayet işyerinde mobbing uygulanırsa her türlü hakkı korunacaktır ve konu araştırılarak failleri bir an evvel cezalandırılacaktır diye. Var mı böyle bir taahhüt? Yok tabi o zaman laf değil yazı önemli. Söz uçar yazı kalır misali!

Biz kurumsal firmayız yok uluslararası firmayız yok şuyuz buyuz geçiniz bunları. Bunlar içi boş kavramlar! Kusura bakmayın gidin bakalım yurt dışındaki yasalara bizdeki iş hayatında yaşananlar orada olsa kimler yerinden oynar veya hemen atılır? CEO’ yu bile gönderirler hem de hiç gözünün yaşına bakmazlar. Bizdekiler ise çoğunlukla seyirci kalır ve kılını kıpırdatmaz. Anlı şanlı nice patron ve yöneticimizin harcadıkları bir çok mağdur eski dosyaların kara sayfalarında vardır! Biraz cesaretleri ve onurları varsa anılarında gerçekleri yazsınlar?

Bakmayın burası çiftlik! Aydınlanma ve uyanma olmadığı müddetçe herkes başının çaresine baksın. Mağdurlar iş arkadaşlarından boşuna yardım ve medet ummasın. Çoğu zaten köle ve hissiyatsız olmuş durumdalar. Görürler, duyarlar ve bilirler ama susarlar. Sorsan ne yapalım ailemiz var çoluk çocuk var yada başka iş yok vs. gibi bir sürü bahane uydurulur. Maalesef dik duran karakterli ve güvenilecek adam kolay bulunmuyor. Bulursanız da zaten hiç bırakmayın!

Mağdur olanlara yegane tavsiyem eğer mücadele edecek imkanınız varsa ve kaderinize razı değilseniz haklarınızı sonuna kadar arayın ama elinizde somut ve geçerli deliller olsun. Şayet ayrılmayı dahi göze alıyorsanız maddi ve manevi dava açabilirsiniz. Öncesinde tazminatlar ve haklar nedir bir araştırın? Komik rakamlar ve cezalar varsa boşuna cepten ve zamandan gider. O da ibretlik ayrı bir konudur tabi?

Bunun dışında işe yarayacağını çok düşünmemekle birlikte şansınızı denemeniz ve belki birileri insafa gelir diye ilgili firmanın varsa yurt dışı merkezine ve üst düzey yöneticilerine durumu şikayet ederek bildirebilirsiniz ama konu döner dolaşır yine yerel merkeze gelir? Eğer firma yerliyse yine patron veya üst düzey yöneticilerle görüşün yada yazışın. Ancak tüm bu görüşmeleri mutlaka kayıt altına alın. Mesela mail veya noterden yazışmalar vs. önemli delil olur. Zaten ihtar vb. verilirse bunlara verdiğiniz cevaplar dolayısıyla tüm resmi yazışmalar faydalı olacaktır.

Ses ve görüntü kayıtları için dikkat edin zira suçlu duruma düşebilirsiniz. Konuyla ilgili deneyimli bir hukukçudan destek alın. Öyle ki konuyla ilgili etrafınızdan araştırarak hukuk desteği almanız size büyük rahatlık ve avantaj sağlayabilir. Deneyimli avukatlar özellikle tercih edilmelidir. Şunu unutmayın yargı süreci uzun sürebilir keza maddi ve manevi yıpratıcı olabilir. Detaylı bilgi almakta fayda var.

Devletin ilgili bakanlıklarının yasal eksiklikleri acilen gidermesi, ilgili davaların kısa sürede sonuca bağlanması, suçlulara ağır ve caydırıcı cezalar verilmesi şarttır. Keza mobbing yapana herhangi bir yaptırımda bulunmayan ve duruma kayıtsız kalan firmalara da ciddi ve ağır cezalar verilmelidir. Bu tür çağ dışı ve hayasız davranışlar iş dünyasının gündeminden düşmelidir. Unutmayalım ki eğer adalet herkese adil ve eşit uygulanırsa sorunlar kolay çözülür ve aşılır.

Son olarak kimse mağdur olmak istemez ama olur da başınıza mobbing gelirse Allah yardımcınız olsun. Ümidinizi asla yitirmeyin elbet bir çıkış bulunur! Belki zaman geçer ve para gider ama en önemlisi hiç kuşkusuz sağlık ve sağlığınızı asla kaybetmeyin!

YÖNETİCİLİK VİZYON VE İCRAAT MESELESİDİR

Geçenlerde internette yapılan bir söyleyişi dinledim. Söyleyişi yapılan kişi ülkemizin en büyük firmalarından birinde yıllarca üst düzey yöneticilik yapmış defalarca TV ve gazetelerde haber olmuş saygın bir isim. Ancak röportajda duyduklarıma inanamadım ve kariyerine hiç yakıştıramadım?

Yıllarca böyle bir firmanın başında kalan ve bu kadar büyük bir network’ e sahip bir kişiden duymak istediklerim ve beklentim çok daha yüksekti. Ama maalesef objektif baktığımızda kendi yönetimi zamanında belirgin bir fark oluşturamadığı için söyleşiden edindiğim izlenim de çalıştığı firmanın ismi ve piyasa gücü sayesinde bir saygınlık kazandığını doğrular nitelikte oldu.

Bizim yöneticilerde maalesef genel ve yaygın şöyle bir sorun var; Ben yönetimim süresince şunu yaptım bunu başardım vs. Hayır aslında sen o kadar çok şey yapmadın kendini dev aynasında görme çünkü piyasa koşulları zaten senin lehine çalıştı. Rekabet ettiğin firma var mı? Varsa bile eğer lider firma konumundaysan yeri gelir TR’ de en kötü taklit eder sandalyeyi zaten bir şekilde korursun. Yenilik diyorsun peki ne yaptın? Zaten yurtdışından hazır olanı getirdin veya kopyaladın. Büyüyen bir pazarda sende doğal olarak büyüdün ve kalkmış bunu başarı diye bize sunuyor ve pazarlıyorsun. Peki en basit bu kadar başarılıysan rakiplerine karşı pazar payını ne kadar büyüttün? Yada neden yurtdışına açılıp bir dünya markası olmadın? Vs. Bizde maalesef genel intiba yöneticiler firma kartvizitleriyle büyüyor. Firmalar yöneticilerle pek büyümüyor?

Bu değerli yöneticimizin kendisine sorulan sorulardan birinde neden yerli girişimlere yatırım yapmadığı sorulduğunda verdiği cevapta laf edilmesinden çekindiğini açıklaması ise yok artık dedirtti?

Pes doğrusu yani bu ülkenin kaynaklarıyla milyonlarca dolar servet yap ve belki çoğu kişiye ilham ol. Sonra gel böyle bir açıklama yap. Yani bunların hepsi içi boş bir etiket miydi? Her yerde gençleri ön plana çıkaran reklamlar koskoca bir balon muydu veya göz boyama mıydı?

Bu ülkede yüzlerce genç belki de binlercesi yeterli kaynak ve destek bulamadıkları için fikirlerini yeşertemezken yurt dışında yatırım yapmak nedir? Yatırım denilmesine bakmayın yurt dışındaki popüler firmaların hisse senedini almak yatırımdan sayılmış!

Şimdi gel de kızma. Yani TR’ nin anlı şanlı patronları ve üst düzey yöneticileri bile garanti yatırım peşinde koşarsa armut piş ağzıma düş derse bu ülkenin kıt kaynaklarını kim yönetecek ve büyütecek? Bizdeki zihniyet ancak parayı dışarı götürüp yatırsın sonra biz yurt dışından para gelsin veyahut yatırım gelsin diye bekliyoruz? Vizyonumuz bu ve tam bir kısır döngü. Bizde parayı bulan otomatiğe bağlamış soluğu hemen Avrupa ve ABD’ de alıyor!

Adamların zenginlerine bakıyorsun bir misyonları var. Kazandığı ülkeye minnet borçlular ve yaşadıkları ülkeye her türlü hizmet ediyorlar. Örneklerini duyuyoruz adamlar servetinin önemli bir kısmını veya tamamını vakfa veya üniversitelere bağışlıyor hem de daha ölmeden yapıyorlar bunu? Bizimkiler de torun torbaya bırakıyorlar. Onlar da sağda solda zevk-ü sefa içinde vur patlasın çal oynasın yaşıyor. Babam veya Dedem sağ olsun!

İşte Microsoft’ un patronu Bill Gates’ e bakalım. 2017′ de tek seferde tam 4.6 milyar dolar bağış yaptı ve 1994 yılından Ağustos 2017’ ye kadar yaptığı tüm bağış toplamı ise tam tamına 34 milyar dolar! Bizde acaba kim ne bağış yapıyor? Bu rakamların çok gerisindeyiz malesef? Araba, tablo vs. koleksiyonuyla övünen zenginlerimize özellikle duyurulur!

Daha yeni haberi çıktı. Yerli girişimciler tarafından oluşturulan Gram Games firması 250 milyon dolara satıldı ve bu firmaya çok daha küçük bir ekonomik boyuttayken yatırım yapanlar neredeyse dolar bazında onlarca kat kazandı. Onları takdir etmek lazım. Güvendiler, risk aldılar ve para kazandılar.

Şayet bu ülkede gerçekten yatırım yapmak istersen adını gizleyebilirsin. İlla afişe olacaksın diye bir kural yada kanun yok. Ama önce niyet ve samimiyet önemli.

İş dünyamıza buradan seslenmek istiyorum. Artık şov yapan ve vitrin süsleyen yada günü kurtaran veyahut statükocu, misyonu sadece defansta kalarak günü kurtarmak olan yöneticilerle çalışmayı bırakın. Gerçekten vizyoner, operasyonel ve ofansif yöneticilerle çalışın. Risk alın, dünyaya açılın ve yeni fikirlere yatırım yapın.

Sonra marka olamıyoruz diye hayıflanıyorsunuz. İçeride tekel olmanın verdiği avantajlar ve devletin korumalarıyla sözde kağıt asker misali marka olmak değil dışarıda yüksek rekabet koşullarında marka olmak önemli. Babadan dededen kalma firmalarla geçmişimiz yıllara dayanıyor edebiyatıyla marka olmayı bırakın. Marka olmak için şirket tarihi değil gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında rakiplerden farklı ve iyi olmak, liderliğe oynamak kısacası tercih sebebi olmak gerekir. O zaman saygı duyar ve şapka çıkarırız.

Devlete de burada çok iş düşüyor. Yorulmuş enerjisi bitmiş ve iştahı kaybolmuş, mevcut yapıyı sürdürmekten başka bir düşüncesi olmayan firmalarla biz asla yurt dışına açılamaz ve başarılı olamayız. Zaten sonuç ortada? İhracatımız bir türlü beklenen o büyük hamleyi yapamıyor ve zorlanıyor. Kararlı adımlarla ileri gidemiyoruz. Mesela ihracatımız 500 milyar dolar olsun o zaman gümbür gümbür coşar ekonomimiz ve dünyanın her tarafından kapımızda adam birikir akıl sormak için!

İş dünyasında ve özellikle internet sitelerinde parlayan copy paste dönemi artık bitti. Devletin tüm sektörlerde rekabet koşullarını arttıracak önlemler alması ve girişimcilere destek olması şart. Ancak böyle yeni tip vizyoner, operasyonel, girişimci, yatırımcı, cesur patron ve yöneticilerle dünyaya açılabiliriz.

Bu kervan böyle gitmez. Çünkü mevcut köhne yapı rekabetçi koşullara asla uygun değil. Eskiyi korumak adına yenilerin önüne taş koymayalım. Eğer Facebook, Amazon, Tesla gibi ilham veren ve dünyaya satan girişimleri bizde içeride görmek istiyorsak top yekün zihniyet değişikliği gerekiyor. Mevcut hantal yapıyla kaldığımız kısır döngüde bu iş yürümeyeceğine göre mutlaka yeni bir açılım şart!

Lütfen artık önümüzü açın?…

İŞ ARAYANLAR İÇİN YURTDIŞI

Zaman zaman çiçeği burnunda yada üç beş yıllık iş tecrübesine sahip çalışan yada işsiz genç arkadaşlar kariyer ve iş dünyasındaki sorunlarla ilgili danışıp bilgi almak istiyorlar. Vaktimiz elverdiğince ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya ve ufuklarını açmaya çalışıyoruz. Zira bizim zamanımızda yol gösterecek adam pek yoktu şimdi en azından tek başınıza bile kalsanız internette dünya kadar paylaşım var. Amacınıza, bilgi ve becerinize göre bir yol seçmek ise size kalmış durumda. Ancak bunu yaparken çok fazla zaman israfı yapmayın. Zira dönüşü kolay olmayan bir yola girerek veya sapa yollarda düşündüğünüzden çok daha fazla vakit kaybedebilir hatta geriye dönmek için oldukça geç kalabilirsiniz.

Şimdi bilgi almak isteyenin samimiyeti ve niyeti çok önemli zira günümüzde eş dost akrabadan (ki bazılarının kendisine hayrı yoktur!) torpilli değilseniz, ayak oyunlarıyla bir yerlere varmak istemiyorsanız ve maddi imkanlar çok iyi değilse illaki iş dünyasının acımasız koşulları altında ezilmeye mahkumsunuz. Peki hiç çıkış yok mu?

Elbet var ama bu size bağlı? Eğer kişiliğiniz darbelere karşı dayanıklıysa, sabırlıysanız, güçlüyseniz size karşı yapılan tüm haksızlıklara ve baskılara dayanabilirseniz, yeri gelir kural dışı yaklaşımlara karşı mücadele edebilirseniz illa ki ayakta kalırsınız. Ancak ayakta kaldığınızda nerede ve ne şekilde durduğunuz önemli yani hala başladığınız noktaya yakın mısınız? Yada hatırı sayılır olumlu bir mesafe kat edebildiniz mi? Tabi bu yolda uğradığınız fiziksel ve psikolojik hasar da cabası!…

Şayet bu mücadelede hasbelkader bir yerlere gelmek haricinde daha önceden düşündüğünüz hedeflere çizgi ve seviyenizi düşürmeden, bel aşağı vurmadan ve eş dost akraba yardımı olmadan ulaşabiliyorsanız zaten size şapka çıkarıp alkış tutmak ve saygı duymak gerekiyor.

Ama kendinizi böyle bir mücadeleye hazır hissetmiyorsanız veya denediniz baktınız ki kural nizam hak getire yada siz bu mücadeleyi veremeyeceksiniz o zaman siz ekmeğinizi başka yerde arayacaksınız ki artık bu ülke sınırlarını aşmanız gerekiyor.

Peki gelelim asıl soruya; Çözüm ne? Tabi ki ve malesef çözüm yurtdışı!…

Aslında yurtdışına ne kadar erken giderseniz o kadar başarılı olursunuz zira dil ve kültür sorunları çok daha kolay aşılır. Ama 50’ sinde gidip yerleşen ve iş açan da var. Biz yasal yollardan olasılığı yüksek olan ve tercih edilenleri aşağıda kısaca değerlendirelim.

Yurtdışına gitmenin en kolay yolu yabancı dil öğrenmek veya MBA gibi eğitim amaçlı gitmektir. Bu şekilde gittiğiniz ülkede hem lisan daha iyi olur hem de (Türkiye’ deki hangi üniversiteyi bitirirseniz bitirin) yapacağınız MBA’ e göre iş bulmanız çok daha kolay olur.

Peki MBA yapmadan iş bulunamaz mı? İş bilgisi ve tecrübesi çok önemli. Mesela yazılım konusunda spesifik bir bilgi ve tecrübeniz varsa sizi işe alma olasılıkları çok yüksektir. Örneğin geçmişte ERP bilenler bu konuda ciddi fırsat yakalıyordu. İş’ te çalışırken de MBA yapabilirsiniz ki bu size ayrıca zaman tasarrufu sağlar.

Şayet yurt dışında aile ve akraba varsa o da sizin için önemli bir fırsattır. Çünkü barınma ve diğer yaşamsal ihtiyaçlarınız çok kolaylaşır ve önemli avantaj kazanırsınız. Unutmayın onların tecrübesi ve yönlendirmesi de size çok yarar sağlar. Daha kısa sürede intibak etmeniz ve iş bulmanız kolaylaşır.

Bir diğer seçenek de göçmen olarak başvurmaktır. İstenen kriterlere sahip olursanız ve kabul edilirseniz gittiğiniz ülkede  uzun bir zaman sıkıntısız iş arayabilir ve vize sorunu olmadan yaşayabilirsiniz. Vatandaşlık almak bulunduğunuz ülkede hayat koşullarınızı ve öz güveninizi arttıracaktır. Olası sorunları daha kolay aşarsınız. Evlilikte bu kapsamda değerlendirilebilir. Unutmayın kaçak yaşamak daima risk içerir.

Keza uluslararası firmalarda çalışırken farklı ülkelerde çalışma imkanı çıkabilir. Başvurup değerlendirmek gerekir. Yada yabancı bağlantılarınızla olumlu ilişkilerinizi kullanarak bu şekilde transfer olabilirsiniz. Şu an yurt dışında çalışanların bir kısmı bu imkanlardan yararlanmıştır.

Global iş sitelerine başvurmak ve/veya ilgilendiğiniz firmaların sitelerinden eleman arayışlarını kontrol etmek size yeni bir kapı açabilir. Şayet yeterli bilgi ve tecrübeye ve telefonda mülakat yapabilecek kadar yabancı dile hakimseniz başarılı olabilirsiniz.

Hangi ülkeye, hangi dile ve hangi kültüre sempati duyuyorsanız hedeflerinizi buna göre belirleyin ancak gideceğiniz ülkenin ekonomik koşullarını da mutlaka iyi araştırın. Mesela güçlü bir ekonomiye sahip Çin’ de yada yakınındaki Güney Kore, Singapur veya Hong Kong gibi ülkelerde bulunmak ülkenizle olası ticari bağlantıları yönetmenizi de sağlayabilir.

Avrupa eskisi gibi cazip olmamakla birlikte hala bizden çok iyi durumdalar. Keza ABD, Kanada, Avustralya hatta Yeni Zelanda her daim tercih edilebilecek ülkeler olarak görünüyor.

Bu saydıklarımız arasında özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’ daki ülkelerin en büyük avantajı iş ve yaşam kalitesinin çok tatmin edici düzeyde olmasıdır. Şayet her şey yasal ise (kaçak çalışmıyorsanız) kimse size zorla (ve ücretsiz) mesaiye kalmanız için baskı yapamaz. İş şartları ve çalışma saatleriniz bellidir. Eğer farklı bir uygulama olursa (mobbing) yasal olarak daha etkin sonuç alırsınız. Hobilerinize ve özel hayatınıza daha çok zaman ayırabilirsiniz. Yaşam standartlarınız daha yüksek olur. İşsiz kaldığınızda iş bulmak süreci daha kısa olur vs. Tüm bu şartları göz önüne aldığımızda yurt dışında çalışmak ve yaşamak mantıklı bir tercih durumundadır.

Unutmayın bilgi, tecrübe ve eğitiminizin seviyesi arttıkça saygınlığınız ve talebiniz artar. Ekonomik koşullarınız yükselir. Bir gün ülkenize geri dönmek zorunda kalırsanız daha donanımlı ve iyi şartlarda çalışma şansınız artar. Garanti demek yanlış olur çünkü bu kadar işsiz ve genç emeklinin olduğu bir ülkede garantili iş bulmak hiç kolay değil. Ama artılarınız avantaj sağlar.

Tabi tüm bu tavsiyelerim hayatını doğru ve dürüst bir yolda yaşamak isteyenler için. Diğerleri zaten kendi oyunları ve sinsi planlarıyla amaçlarına farklı yollardan gidecektir. Size düşen böyle kişilerden uzak durmak ve onlara asla koz vermemektir. Eğer paçanızı bir kere kaptırırsanız bedeli ağır olur öyle ki sizi de kullanır ve kolayca harcarlar. Gerek hayatta ve gerek iş dünyasında altın kural önce insan tanımaktır. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözü boşuna değildir!

Sonuçta hayat sizin hayatınız. Eğer ayağınız yere sağlam basıyorsa ve hayalleriniz ulaşılamayacak değilse iyi düşünün ve iyi karar verin. Hayat aslında düşündüğünüzden kısa ve kalbinizi dinleseniz bile yine mutlaka akıl ve mantığınızla hareket edin. Başarılı olmak sizin elinizde. Beklentilerini ve hedeflerini iyi ölçen ve yol haritasını iyi çizen mutlaka başarılı olur. Günübirlik yaşayan ise ancak o günü kurtarırken kendini iş dünyasının ve hayatın bilinmeyen dalgalarına bırakır ve sürüklenerek gider.

Tavsiye dinlemek isterseniz unutmayın ki hayatta sadece kazananların değil kaybedenlerin de çok çarpıcı ve etkileyici hikayeleri vardır. Eğer niyet ve yaklaşımında samimi kişileri bulursanız kaçırmayın ve mutlaka dinleyin zira çok şey öğrenirsiniz. Önemli olan kendi payınıza doğru tespitleri yapmak ve gerekli dersleri çıkarmaktır!

DİPLOMALI İŞSİZLER?

Geçende bir üniversitenin mezuniyet törenine davetliydim. Herkes çok heyecanlıydı. Öğrenciler, hocalar, veliler, misafirler vs. verilen emeklerin karşılığı olarak yapılan merasim, umutların yeşermesi ve diplomaların gözyaşları içerisinde kutlanması hayli duygusal bir törendi.

Peki bu kadar umutlarla alınan diplomalara verilecek değer nedir?

Azerbaycan devlet petrol şirketi Socar’ın Türkiye CEO’su Kenan Yavuz, 2015 yılında yaptığı paylaşımlarla ilginç noktalara değinmişti. Tekrar bir hatırlayalım ve göz atalım;

*YÖK denilen kurum aileleri ve çocuklarımızı kandırmaktan vazgeçmelidir. Üniversite bitirip ortalığa dökülen milyonlarca genç var.

*Nitelikli ara iş gücü bulamıyoruz. Üniversite bitirdim diye eline diploma alan, ben ne zaman müdür olacağım demeye başlıyor.

*Buradan YÖK’e sesleniyorum, gelecek üç yıl içinde binlerce meslek eğitimli işçi istihdam edeceğim. Üniversite mezunlarına ise kapım kapalı.

*Ailelere sesleniyorum, Sitcom Üniversitelere çocuklarınızı gönderip hayatlarını karartmayın. İş bulamazlar.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/29490620.asp

Bu mesajlar net ve sert olmakla birlikte aslında gerçeğin ta kendisi. Her şeyden evvel bu kadar açık ve samimi mesajları paylaştığı için Kenan Bey’ i tebrik etmek gerekiyor. Maalesef gerçekler acı ve kimse kimseyi kandırmasın. Bu kadar yüksek nüfus artışı ve genç istihdamın hızına yetişemeyen, deneyimli ve nitelikli nice insanın hak etmediği halde evde oturduğu günümüz koşullarında (farklı yollardan işini halledenleri bir kenara koyarsak) bu rekabete dayanmak için çok çalışmak, geçekten sabırlı ve dirayetli olmak gerekiyor. Acımasız koşullar çoğu gencin hayallerini daha baştan altüst edebilir ve yıkabilir. Hatta iş hayatının beklentileri karşılamaması da ayrı bir hüsran oluşturabilir.

Tüm bunların üstesinden gelebilmek için gençlerimizin bazı tedbirleri erkenden alması gerekiyor. Buna göre farklı olmak kazandırır. Bu sebeple başkalarının denemediği yetenek ve kabiliyetler sizi ön plana çıkarabilir.

Yabancı dil zaten olmazsa olmaz çoğu iş için.

Girişimcilik, gençler için önemli bir kurtuluş olabilir. Bu sebeple kendi başınıza yapamıyorsanız dahi arkadaşlarınızla farklı şeyler denemeye çalışın. Yabancılar bu işi başarıyor ve siz de başarabilirsiniz.

Staj ve part time çalışma önemli bir tecrübedir. İş dünyasını erken tanımanıza ve neyle karşılaşacağınıza dair değerli bir deneyim kazanırsınız.

Vaktinizi boşa geçirmeyin ve zaman hızlı geçer dolayısıyla olumlu çevre edinin ve kişisel gelişiminize önem verin.

Size yararlı bilgiler veren ve olumlu deneyimlerini paylaşanların mutlaka kıymetini bilin. Artık kimse kimseye zaman harcamıyor.

Yurt dışında okuma veya çalışma imkanınız varsa mutlaka değerlendirin. Ufkunuz artar ve kim bilir doğduğunuz yer değil doyduğunuz yer misali hayatınız değişir.

Güveneceğiniz ve birlikte yürüyeceğiniz yol arkadaşlarını iyi seçin. Yanlış tercihler büyük zaman ve emek kaybına yol açar.

Uluslararası firmalar yurt dışı çalışma koşulları sebebiyle tercih edilebilir. Ama unutmayın fırsat yakalamak hiçte kolay değildir.

İnandığınız (ama ayağı yere değen) projeniz varsa asla vazgeçmeyin sabırlı olmak başarı için önemli bir adımdır. Hayalci olmayın ve yaşadığınız koşulları iyi değerlendirin. Değiştiremeyeceğiniz ve imkansız koşullarda başarı gelmez. Başarısız olduğunuzda kendi koşullarınızı değiştirmeniz daha sağlıklı nefes almanızı ve kendinizi yeniden değerlendirmenizi sağlar. Böylece hata yaptığınız konularda ısrarcı olmaz ve gelecek için doğru adımları atmaya çalışırsınız.

Tabi çevre de önemli. Eğer başarılı olmak istiyorsanız iyi bir çevre edinin. Bunun için spor ve hobi faaliyetlerinizi arttırın. Unutmayın zayıf koşullarda başarı zorlaşır.

Daha çok ilave edilecek tavsiye var. Bunun için çok faydalı yazılar ve kitaplar var. Sonuçta ülkemizde en büyük sorun hesapsız ve plansız büyüme olduğundan gelişmiş ülkeler nitelikli iş gücü açığını dışarıdan sağlarken biz ise mevcutlara iş bulamıyoruz. TÜİK Mart 2017 raporuna göre; Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı %21,4’ tür ki resmi rakamlar daima gerçek tablonun altındadır.

Diploma dağıtmak için dağa taşa üniversite açarak binlerce gencimizi hem mağdur ediyoruz hem de eğitim kalitesini düşürerek ülke ekonomisine ayrıca zarar veriyoruz. Kimse kusura bakmasın ama bugün çoğu üniversite mezunu, eskinin lise mezunu ayarında bilgi ve niteliğe bile sahip değil. Bu koşullarda uluslararası alanda rekabet etmemiz ise hiç mümkün değil. Dolayısıyla eğitim ve öğretim kalitesinin acilen artması gerekiyor.

İş dünyası da bu konuda üniversitelere işbirliği çağrısı yapmalı ve destek olmalı. İhtiyacı olan personeli karşılamakta zorluk çeken iş dünyasıyla hayali eğitim veren üniversitelerin müfredatı ve amaçları kesişmeli. Birbirinden kopuk olduğu müddetçe kimse umduğunu bulamayacak.

Ve itiraf edelim ki; Şartlar değişmezse gençlerimiz geleceğimiz değil ancak sırtımızda kambur olacak!…

YÖNETİCİM UYUYOR MU?

Eskiden güzel bir reklam vardı sonunda şöyle bir feryat yükselirdi; “Yönetici Uyuyor mu?” Her ne kadar reklamın konusu farklı bile olsa yöneticinin sorunlar karşısındaki duyarsızlığını ve ilgisizliğini vurguluyordu.

Kabul edelim ki; İş hayatında en büyük sorun insan ilişkileridir hele de Türkiye’ de! Birde yöneticiniz sizi anlamakta ve idare etmekte zorlanıyorsa işiniz gerçekten zor demektir. Bunca yıllık iş hayatımızda ve etrafımızda gördüğümüz kadarıyla işini gerçekten iyi bilen ve elemanlarına karşı duyarlı ve adil davranan, sorumluluklarının bilincinde, idari yetenekleri kuvvetli yönetici sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Zaten yukarı doğru çıkıldıkça ne hikmetse yöneticilerin aşağıyla bağı da kalmamaktadır. Bunu aşmak için dikey değil yatay organizasyon vs. gibi değişik uygulamalarla sorun aşılmaya çalışılmaktadır ama sonuçta iş insanda bitmektedir.

Altında ne olup bittiğini bilmeyen hatta merak dahi etmeyen ve kazandığı yüksek ücretle bol sıfırlı primlerini düşünen sanki o mevkinin getirdiği sorumluluk kendisinin değilmiş de sadece alttaki personelinmiş gibi ilgisiz davranan, duyarsız, pasif ve başarısız yöneticiler hem şirkete zarar vermekte hem de elemanlarını değirmen gibi öğütmektedir. Böyle bir yöneticiye sahipseniz ve alternatifiniz varsa geleceğinizi bir an evvel değerlendirmekte acilen yarar var. Şirketinize çözüm konusunda asla güvenmeyin. Zaman içinde düzelir diye boşuna kendinizi teselli edip oyalalanmayın. Tüm bunlara göz yumuluyorsa zaten sizin hiçbir şansınız yok. “Ya tamam ya devam” diyeceksiniz.

Ülkemizde yıllar içerisinde yöneticilik sadece bilançoda bir başarı yada liyakat olarak değerlendirilirken insan idare etmenin ise ayrı bir eğitim, kültür ve yorum olduğu maalesef anlaşılamamış veya öneminin farkına varılamamıştır. Sadece kağıt üzerindeki finansal verilere dayanarak yada hasbelkader torpil vb. bu mevkilere gelenler işi idari olarak yeterince bilmediklerinden veya kifayetsizlikten ya iş tanımlamalarını yapamamakta yada görev dağılımında sorunlar yaşanmaktadır. Mecburiyetten sesi çıkamayan ve mutlaka işe ihtiyacı olanlar zorunlu olarak kaderine boyun eğmekte ve ezilmekte dolayısıyla yükün en ağırını taşımaktadır. İşin şov kısmında olan ve yöneticiyle ilişkilerinde samimiyeti aşan ve ileri taşıyanlar ise işin kaymağını yemekte ve adeta günü gün etmektedir.

İK’ cılar bu konuda genel olarak etkisiz ve duyarsızdır. Patronlar zaten alt kadrolarla hiç ilgilenmedikleri için durumu bilmemektedir. Onlardan insaf beklemeyin. Çoğunun derdi yüksek karlılık ve düşük maliyettir.

Ülkemizde çalışma koşulları ve saatleriyle ilgili kanunların düşük standartta kalması sebebiyle çalışanın uğradığı haksızlıklar karşısında mücadele etmesi ciddi bir dirence ve inanca sahip olmasına bağlıdır. Zira bu mücadelede en yakın arkadaşları dahi kendisine sırt çevirebilir. Sonuçta şirketinde dışlanabilir ve ayrılmaya zorlanabilir. Mahkemeye başvurduğunda uzun ve sıkıntılı süreçler yetersiz tazminat miktarları vs. derken attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmez ve maalesef yapanın yanında kar kalır zihniyeti burada da geçerli olur. Yaşadığınız psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar da acı bir hatıra olarak kalır.

Kısacası siz siz olun. Şayet yöneticiniz uyuyorsa kendi önleminizi kendiniz alın. Hedef tahtasına girerseniz öncesinde tedbirli olun ve alternatifleriniz net olsun. Düşenin dostu olmaz. Siz de “vah vah yazık oldu sen bunu hak etmedin?” edebiyatıyla kapıya konduğunuzda size gaz verenler mutlu mesut yoluna devam eder. Don Kişot gibi yel değirmenleriyle mücadele etmek istiyorsanız bu işe gönül vereceklerle bir platform kurup kendi deneyimlerinizi paylaşmak ve mağdurlara yardımcı olmak maddi olmasa da, manen size büyük bir mutluluk verecektir. Kim bilir belki bu şekilde daha onurlu bir hayatınız ve isminiz olur?

GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM!

Geçenlerde metroya bindim ve yanımdaki iki kişi mesaiyi bitirmiş aralarında dertleşiyordu. Bayan olan diğerine işinden ve görevden tatmin olmadığını ve böyle bir iş için mühendis olmanın bile gerekmediğini söyleyerek hayıflanıyordu. Ona göre meslek lisesi mezunu aynı işi yapabilirdi? Firmayı sordum. Tanıdığım ve popüler bir uluslararası firma çıktı. Anladım ki batı cephesinde değişen pek bir şey yok? İşe ilk başladığımda ne gördüysem yıl 2017 ve aynı sorunlar maalesef devam ediyordu!…

Bir fıkra anlatmak isterim; Komutan askerleri çağırır ve “içinizdeki üniversite mezunları bir adım öne çıksın” der. Birkaç kişi öne çıkar. “Yüksek lisans yapanlar bir adım öne çıksın” der. İçlerinden bir kaçı daha öne çıkar. “Doçent olan varsa bir adım öne çıksın der” finale iki kişi kalır. Bu sefer “Profesör olan var mı” diye sorar. Biri heyecanla öne çıkar. Komutan elindeki ampulü uzatarak “şuradakini değiştir” der?

Bizde kaynak ve insan israfı hiç bitmez. Neresinden tutsan dökülen, prensipleri zayıf veya hiç olmayan bir sistemde el yordamıyla ve hasbelkader iş yapılırsa toplumun her kesiminde sonuç hüsran olur.

Mesela son günlerin güncel konusu Arda’ ya gelelim. Bayrampaşa’ dan çıkan hayalini kurduğu takımın maçında top toplayıcıyken kendisini nihayet hayalindeki Barcelona’ da bulan ve çoğu kişiye ilham olacak bir hayat hikayesi ve başarının kahramanı futbolcumuz. Peki bu kadar güzel bir hikayenin eksikleri neler? Bunu irdelemeden önce başka bir örneğe daha bakalım. Yıl 1989 ve yer Monako. Avrupa altın ayakkabı ödülünü alan Tanju Çolak, ödül töreninde sahneye çağrıldığında maalesef birkaç kelime dahi İngilizce konuşamadığı için büyük bir fırsatı kaçırmıştı. Hem kendi hem de ülkemiz adına?

Biz futbolcularımıza inanılmaz ve hayal bile edemeyecekleri, neredeyse onlar için vergi cenneti olan bir ülkede muazzam imkanlar sunuyoruz ancak bu paraları bulduklarında ister istemez kendilerini kaybediyorlar. Çünkü altyapı olarak hazır ve hazımlı değiller. Akıllı davranıp kişisel gelişimlerine yatırım yapacaklarına parayı lüks hayata harcıyorlar ve rotayı erken şaşırıyorlar. Tabi kariyerleri de erken bitiyor. Etrafındakiler, yöneticiler ve patronlar da vasat ve vasıfsız kalınca senaryo tamamlanıyor?

Bu klasik sorun sadece futbolcular ile sınırlı değil tabi ki medya dünyasında da aynı sorun var. Çok kolay para kazanılıyor ama sonrası bocalama? Örneğin yıllardır talk show dünyasının duayenlerinden Beyazıt’ ın programında, herhangi bir yabancı konuk çağırdığında yanında birde tercüman bulunmasını hep yadırgamışımdır. Hadi mesleğin başlarında imkan yoktu ancak parayı bulunca yabancı dile neden yatırım yapılmaz? Neden kişisel gelişim sağlanmaz?

Bu örneklerdeki sorunları peş peşe sıralayabiliriz. Mesela vizyon ve hedef eksikliği, kolay doyuma ulaşılması, zayıf rekabet koşulları, toplumun düşük başarı kriterleri ve kolay prim verme, eğitim ve kültür eksikliği, sistem oluşturamama veya sisteme uyum sağlayamama vs. vs. Sonuçta elimizdeki önemli değerler uluslararası mecrada birer kültür elçisi olarak ülkemizi temsil etme imkanını çok basit sebeplerle kaybediyorlar.

Batıda önce altyapıya yatırım yapılarak sonra başarı beklenirken bizde önce düşük imkanlarda başarı bekleniyor ve başarılı olanlar ise hayatını kurtaran abartılı ödüllere kavuşuyor. Hep kısa vadeli ve sistemsiz çalışmalarla kalıcı değil geçici başarılar sağlamaya çalışıyoruz. Zoru başarma bu olsa gerek!…

İş dünyasında dahi zirveye çıkanların tercih edilmesine ve seçilmelerine bakıyoruz, iştahı kalmamış ve sadece vitrin süsleyenlere yapılan milyonlarca dolarlık yatırımın karşılığı ortada yok. Yazık günah. Milli servetimizi heba ediyoruz? Türlü engeller ve imtihanlarla girmesi bir o kadar zor olan cirosu büyük, rakipsiz ve ünlü firmalarımızın zirvesinden ayrılanlar maalesef hiç ortalıkta yok. Sosyal medya profillerine veya çıkan haberlerine bakın ya magazinde veya sağda solda tatil yaparak erken emekli modunda yaşıyorlar. Düne kadar methiye düzülen bu yöneticilere sormak gerekir? Yahu hiç mi aranızdan girişimci çıkmaz? Peki sizlere her türlü maddi kaynağın yanında verilen kütüphane dolusu eğitim nereye gitti? Demeçlerinizde mangalda kül bırakmıyordunuz. Bu kadar mı cesaretiniz yada vizyonunuz yok? Arkanızda duran firma mı sizi buralara taşıdı? Siz ne katkı sağladınız? Sorular çok tabi!…

Gençlerimiz ise zaten vahim durumda. Mesela hayatında en önemli sınava girecek neymiş geç kalmış. Sen uçağa binecek olsan ve geciksen pilot seni mi bekleyecek? Uçağın bile telafisi var bir sonraki uçuş ile gidersin ama sınavın için 1 sene beklersin. Gerekirse sınav kapısında yat hayatını kurtar ama nerede? Hep laçkalık ve ciddiyetsizlik?

Velhasıl kelam sorun Arda’ ları suçlamak değil. Onları bulmak, eğitmek, yetiştirmek ve korumak zorundayız. Ancak bunu yaparken ölçüyü kaçırmadan hedefleri ortaya koyarak ve heyecanı hiçbir zaman yitirmeden sorumluluk hissi kuvvetli bireyler yetiştirmeliyiz. Yoksa en ufak başarıda “aslansın ve kaplansın” muhabbetiyle gaz verip en ufak bir hatada yerin dibine sokmak klasik şark zihniyeti olur.

ABD niçin dünyaya hakim? Bir sürü sebep yazılır çizilir. Geçiniz bunları. Adamlar geleceği planlıyor. Tutmayabilir ama A planı olmazsa B planı var, C var vs. vs.. Bizim ise hiç bir zaman uzun vadeli planımız yok. Olsa da tutmaz bu kafayla zaten? Biz her alandaki yıldızlarımızı ve gelecek potansiyelimizi kurda kuşa yem eder ve hasbelkader ayakta kalanları da sonrasında değirmenimizde kolayca öğütürüz. Gemisini kurtaran kaptan zihniyeti hakim olduğu müddetçe ne bir Steve Jobs gibi vizyoner ve ne bir Apple gibi marka asla çıkaramayız? Çıkanlar olabilir ama bu kopyala ve yapıştır şeklinde tezahür eder. İstisnalar ise kaideyi bozmaz.

Büyük filozof Diyojen’ in özlü bir sözüyle konuyu kapatalım; “Gölge etme başka ihsan istemem!…”

FOTOKOPİ DEĞİL DOĞAL OLUN!

maxresdefault

Geçenlerde bir dostum ile buluştuğumda bana iş görüşmelerinde adayların yaptığı hatalardan bahsetti ve iş görüşmesinde ilk başta verilen intibanın görüşmenin tamamını olumlu yada olumsuz etkilediğini söyleyince konuyu biraz düşünüp farklı yorumlamak istedim.

stock-footage-businesswoman-interviewing-job-applicant

Evet iş görüşmeleri ciddi bir çaba ve bir işe girebilmek için ilk intiba çok önemli özellikle günümüz şartlarında adaylar bu şekilde koşullanıyor. Öyle ki eskiden CV’ deki detaylar daha ön plana çıkardı şimdi ise istisnalar hariç ilk başta (fiziksel) görsellik daha sonra konuşma ve hakimiyet finalde ise karşı tarafı etkilemeyle sona eriyor. Tamamen tiyatral bir çalışma. Şayet tiyatroya ilgi duyuyorsanız ve bu konuda eğitim aldıysanız bir adım öndesiniz. Bu sorunun cevabı hayır ise kariyeriniz için bir kez daha önemini düşünmenizi tavsiye ederim.

Günümüz dünyasında “Show Business” dedikleri tanımlama artık ön planda. Sizin yetkinliklerinizi ölçme becerisine sahip olamayanlar bunu beden dili, hitabet, kişilik testi, tuzak sorulara cevap vs. gibi kuramlarla sorgulayarak buradan % 100 sonuca varmak gibi bir hataya düşülmektedir. Belki o işe en uygun aday siz olmanıza rağmen modern mülakat teknikleri adı altında yapılan mülakatlar sizi ilk başta eleyebilmektedir. Nedeni sizin doğal davranmanız, çeşitli sebeplerden gününüzde olmamanız veyahut belki gerçekten kifayetsiz olmanız olabilir ama büyük olasılıkla oyunu kuralına göre oynamamanız en önemli sebeptir.

t1larg.job_.interview

Dünya bir tiyatro sahnesidir sözü mübalağa değil artık gerçeğin kendisidir. Sadece özel hayatımızda değil iş hayatımızda da ne kadar iyi rol yaparsak ve ne kadar belli metinleri yada davranış kalıplarını iyi ezberlemişsek o kadar başarılı olma şansımız veya şansımızı arttırma imkanımız vardır.

Bazen şunu düşünmeden edemiyorum. Acaba Apple’ ın altın çocuğu Steve Jobs bu iş mülakatlarında bulunsaydı şansı ne olurdu? Veyahut bizden örnek verelim. Kendine has tavırlarıyla tanıdığımız başarılı medya patronu Acun Ilıcalı böyle bir mülakatla iş fırsatı bulabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Özgün ve farklı insanların kendi tarzı ve üslubuyla başkalarının kuralları altında çalışması çok zor.

271879053-job-interview-notebook-notepad-confidence-interview-media

Şayet imkanınız varsa ve en iyisi kendi yolunuzu çizmektir ama imkanınız yoksa özgürlüğünüzden feragat ederek oyunu kuralına göre oynamaya çalışmalısınız. En azından işi ve çevreyi öğrenene kadar sabretmelisiniz. Şayet şansınız yaver gider ve fırsat bulup ileride inisiyatif elde ederseniz oyunun kurallarını kendinize göre belirleyebilirsiniz.

Geçenlerde bir kurultayda misafir olarak bulundum. Bir seçim için sahneye çıktığında şov yapan ve kesintisiz konuşmak uğruna yapay bir performans sergileyen, inanmadığı kelimelerle samimi olmayan bir görüntü çizen ama oyunu kuralına göre uygulayan arkadaşımız sahneden inip yerine oturduğunda davranışları özellikle dikkatimi çekti öyle ki yanındaki kız arkadaşına anlamsız sözler sarfettiğinde aslında işin özetini ortaya koyuyordu. Yani hedefine ulaşması için oynaması gereken bir rol vardı. Rolünü iyi oynadı ve istediği şansı yakaladı. Ama doğru aday mı derseniz orası meçhul? Rol yapmak sadece ezber yeteneği ve sahne performansıdır. Ama gerçekte farklı ve zorlu şartlarda nasıl tepki vereceksin? Operasyonel mi yoksa statik mi davranacaksın? Doğru mu yoksa yanlış mı karar vereceksin? Bunlar ancak işbaşında ve stres altında gözlenebiliyor.

Four different poses of one woman waiting for interview. Sitting in office on chair.

Unutmayalım ki aktörler sadece temsil ve taklit eder, aslı değildir. İnsani davranışlarımız tabi ki olacak. Bundan doğal ne olabilir? Ama mülakat tekniği adı altında kendimizden ve aslımızdan uzaklaşmak ve bunun gereklilik olduğu inancı, iş arayanları aynı fotokopiden çıkar gibi yapay ve rolünü ezberlemiş bir aday haline getiriyor!

Artık iş dünyası, yapay teknikler ve doğallıktan uzaklaşan mülakatlar yüzünden etkinliğini kaybediyor. Adeta robot gibi yönlendirilen fotokopi adaylarla önceden alınması gereken standart eğitimler, MBA, doktora, sertifika, seminer vs. derken farkında olmadan sistemin birer kötü kopyası haline geliniyor.

Öyle ki; gerçekte çeşitli sorunları ve yetersizlikleri olan ama iş hayatında farklı olmaya çalışan, mevcut başarıda görünmek için mutlaka fotoğrafın en önüne kendini atan ama bir başarısızlık durumunda ise ortalıkta görünmeyerek suçu en zayıf halkaya yükleyen bir sistemin parçası olmaktan söz ediyorum.

Vix

Üretmeyen, düşünmeyen, analiz edemeyen, sormayan ve sorgulayamayan, ezberci, taklitçi, standart, yapay davranışlar içeren bir sistemde hala başarılı olamadıysanız bu sizin zaafınız değildir. Mevcut sisteme uyum sağlamadığınızdandır. Eğer halinizden memnun değilseniz yukarıda anlattığım formata gireceksiniz. Yoksa üzülmeyin ve bu şekilde kalmaya devam edin.

Size yaşanmış bir örnek anlatayım. Bugün işe başvursanız size muazzam mülakat teknikleriyle karşınıza çıkacak ve işe alındığınızda zafer kazanmış hissi uyandıracak meşhur ve milyar dolarlık ciroya sahip bir firmanın Genel Müdürü ayrılırken ardından en az 3-4 kişinin kendi koltuğuna aday olabileceğini söylemişti. Ama değil aday olmak dışarıdan yeni bir Genel Müdür gelince bunlara doğrudan yol verildi. Eğer bu arkadaşlar bu kadar başarılı ise ve yetki verildiyse neden bunca yıl sonra bu kadar çabuk harcandılar? Dışarıdan gelen çiçeği burnunda yeni bir Genel Müdür yıllarını vermiş yöneticilerden gelir gelmez çok mu daha etkin ve yetkin olur? Yada zaten bu arkadaşlar miladını doldurmuş veya hasbelkader buralara gelmişlerdi de yeni Genel Müdür vesile mi oldu gitmeleri için? O zaman neden bunca süre katlanıldı bu arkadaşlara?…

workshop-dezvoltare-personala-limbajul-corpului-5

Merak etmeyin onlar da aynen sistemin ürünü olarak bu mevkilere çıktılar. Ne yaptılar zaman içerisinde? Sadece temsil ettiler ve mevcut yürüyen bir sistemde konu mankeni olarak göründüler. Rollerini yaptılar. Ama ne oldu? Daha şimdiden adları çoktan unutulmaya başladı çünkü isimleri hiçbir zaman firmanın önünde olabilecek kapasitede değillerdi sadece firmalar onları bu mevkilere taşıdı ve kimlik kazandırdı.

İşe alım mülakatlarında gerçekte sadece adayların değil bu kadar kötü sonuçları ortaya çıkaran mülakatçıların ve mülakatların da özellikle değerlendirilmesi gerekiyor. Şayet bu konuda doğru ve güvenilir istatistikler olsaydı, iş hayatımızda heba ettiğimiz kaynakların ve israfın vahim durumunu ve oluşan milli zararı görünce neden başarılı olamadığımız çok daha iyi ortaya çıkar. İddia ediyorum ki; yaşanan tüm siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarımızın sebebi insan israfımızdır. Basit bir örnek verelim. Dünyada çok meşhur bir futbolcu ülkemize geldiğinde birkaç ay içinde neden performansı düşüyor ve bizim futbolculara benziyor? Çünkü adamın alışık olduğu sistem burada yok. İşini doğru yapması gerekenler ve o mevkide olanlarda işin erbabı ve layık olanlar değil!

240_F_37421293_hdAyDExGrvWckwk8j4BGEKy6xm2jDDEk

Steve Jobs’ ı adeta tabulaştırarak, başarılarını ve hayat hikayesini abartıyla paylaşırken şapkayı önümüze koyalım ve neden içimizden Steve Jobs’ ları çıkaramadığımızı bir düşünelim. Eğer mucize peşinde koşmuyorsak veya kendimizi kandırmazsak cevabını zaten kolayca buluruz. Yoksa herkes rolüne devam etsin. Mülakat mı boş verin biri olmazsa diğeri olur. Yeter ki metodu doğru çözün ve uygulayın.

Ne de olsa farklı değil fotokopi aday aranıyor!

PhotocopyPlank_thumb

 

“ NEWYORK ŞEHİR REHBERİ ! … ”

ny1

Geçenlerde spor salonundaki üniversite öğrencisi genç bir kardeşimiz geleceği açısından ABD’ de neler yapılabileceğini sorunca 2001 yılında yapmış olduğum ziyaret ve akabinde kaleme aldığım yazım aklıma geldi. Tabi o zamanlar sosyal medya forumlardan ibaretti ve bu yazım mezun.com’ da yayınlanmış olumlu eleştiriler almıştım. Zaman içerisinde mutlaka değişiklikler olmuştur ancak ilgilenenler yada nostalji yapmak isteyenler keyif ve ilgiyle okuyabilir.

ny9

“ NEWYORK ŞEHİR REHBERİ ! … ”

Belki eskiden olsa ağzımız açık gezerdik Amerika’ yı ama artık geldiğimiz seviyeyle sadece hayranlık duyuyorsunuz. Özellikle New York’ daki Times Square Garden ve etrafı ışıkların dansı ile gece seyretmeye ve gitmeye değer bir yer. İnsan, gecenin gündüze döndüğünü sanıyor. Ünlü Manhattan ise Parliament sinema kuşağındaki gibi güzel ve etkileyici. Burayı gece Brooklyn’ den görünce bizim boğaziçi doğrusu yanında sönük kalıyor… NewYork’ un en pahalı ve ünlü yeri ise hiç kuşkusuz Manhattan. Queens, Brooklyn ve Bronx sırasıyla popüler ve diğer bölgeler. New York’ da yollar son derece geniş ve etrafı anlaması kolay. Cadde deyince üzerinden tırların geçtiği 5 şeritli yollar düşünebilirsiniz. Üstelik çoğu yollar tek yön ve trafik rahat akıyor. Trafik kurallarına genelde uyulmakla birlikte arada kural dışı hareket eden ve şaşkın yada hızlı araba kullananlara rastlamak da mümkün. Yine de bizdekinin tersine yaya burada kral sayılır. Çevre temizliği ise sizi bayağı şaşırtacak. Hatta filmlerde ayakkabılarla eve girilmesini üstüne üstlük yatağa uzanmalarını izlerdik de şaşardık ya gerçekten de şaşırmak lazım. Çünkü sokaklar belki çamurlu değil ama kirli. En azından birileri tükürüyor veya evcil hayvanlarının pisliğini yolda unutabiliyorlar ! Hal böyle olunca bu pisliği bir şekilde eve de taşıyorsunuz. Nerede kaldı hijyenik ve sağlık demeden de edemiyorsunuz tabi ki ? NewYork tam bir tımarhane gibi. Garip hareketler yapan insanlara kimse bir şey demiyor. Çevrenizdeki insanlar da garip tavırlar sergiliyebiliyor. Mesela ünlü 42. caddede akşamleyin yapılan bir yürüyüş sırasında üzerinde “çıplak kovboy” pankartı taşıyan ve gerçekten de külot ve çizmeleri haricinde giyim eşyası taşımayan ve gitar çalıp şarkı söyleyen birine rastlamıştım. Acaba amacı ünlü olmak mı ? Yoksa şov yapmak mıydı ? Bilinmez ama biz üşürken o yolun ortasındaki kaldırımda umursamadan şarkı söylüyordu. Az ilerideki polislerde en ufak bir müdahalede bulunmuyordu bu garipliğe ! Bir de Amerikalılar gerçekten cahil yani kafaları tarih ve matematik gibi şeylere basmıyor ama bu onlar için bir sorun değil zira zaten kafalarını gereksiz şeylere yormadıkları gibi kendi yağlarıyla da rahatca kavruluyorlar. Komşu ülkelerin bile her türlü coğrafi bilgisini ezberlemek zorunda kalan bizler de ! neden bu adamlardan geriyiz diye ona hayıflanıyoruz. Sebebi açık değil mi ?

ny2

Güvenlik konusu ise soru işareti ? İnsan bazı yerlerde gece sokağa çıkmaya çekiniyor. Çünkü çok farklı hikayeler duyuyorsunuz. Kaldığınız ve dolaştığınız mıntıka çok önemli. Özellikle bazı bölgelerin güvenlik konusunda risk içerdiğini bilmekte fayda var. Diğer taraftan bir gece Times Square’ da dolaşırken bir anda ne olduğunu anlamadan abartmasız en az 15 polis arabası toplandı ve yaklaşık 5 kişilik bir gurubu önce bir güzel dövdüler sonra da tutuklayıp götürdüler. Amerika’ da polis çok ayrıcalıklı. Kesinlikle dikkatli olmak lazım. Herhangi bir müdahalede çok sert davranabiliyorlar. Bunun dışında son derece yardımcılar. Dedim ya sakın yanlış yerde karşılaşmayın. Bizdeki esnekliği de beklemeyin. Başınız derde girerse kesinlikle bizdeki gibi zorluk çıkarmayın. Başınız daha da ağrıyabilir. Burada herhangi bir olay olunca kaza falan demek istiyorum. Önce itfaiye yardıma gidiyor ondan sonra polis ve ambulans. Nedeni gayet basit itfaiye eğer herhangi bir müdahale gerekirse hazır bulunuyor. Türkiye’ deki kurtarma sahnelerinin rezaletini hatırlayınca şaşırmamak elde değil !

ny3

Banka hesabı açtırmak ise gerçekten büyük problem. Eğer kendi başınıza gidip de başvurursanız çok zor. Tabi ki bu dediğim dil kursu veya turist vizesi alıp gelenler için geçerli. İyi bir lisan kursuna yazıldıysanız onların anlaşmalı olduğu bankalarda hesap açtırabiliyorsunuz. Master yapmak için gelenlerin şansı daha fazla çünkü burada master dil okuluna göre resmi bürolarda daha itibar görüyor. Biraz da hesap açtırma işi şansınıza bağlı. Çünkü yaşayınca görüyorsunuz ki Amerika’ da kurallar her zaman yazılı olduğu gibi değil veya yazıldığı gibi de uygulanmıyor. İnisiyatif kullananlar da çok fazla. Banka hesabı hakikaten problem olabilir ve yanınızda para bulunduruyorsanız zorluk çekebilirsiniz. Ayrıca üzerinizde para bulundurmak soyulma riskine de davetiye çıkarıyor. Burada da hırsızlık olayları var. Unutmamak lazım.

ny4

İnternet erişimi ve bilgisayar kullanımı ise bir başka sorun. Hemen her yerde genel kütüphane var. Buralarda internet erişimi ve bilgisayar kullanımı mümkün. Ancak yarım saat kullanıma izin veriliyor. Eğer daha uzun kullanmak istiyorsanız ya kendi bilgisayarınız yanınızda olacak ve bulunduğunuz yerden telefon hattı veya kablo TV sayesinde internet kullanabileceksiniz yada internet kafelere gideceksiniz ki bunların en meşhuru yine 42. caddede Madame Tussaud müzesi yanındaki internet kafe. Dünyanın en büyük internet kafelerinden olan bu yerde kullanıma sunulan monitör sayısı en az 500 adet var. Fiyatı ise ilk zamanlar vergi dahil 1 dolardı. Bu fiyata yoğunluğa göre kullanım imkanı veriliyordu. Kimi zamanlar 1 dolara 4 saat bilgisayar kullanabildiğiniz gibi bu süre 1 saatin altına da düşebiliyordu. Fakat son zamanda fiyatını arttırdılar. Dolayısıyla 1 dolara internet access sadece ilanda kaldı. Şimdiki fiyatı vergi dahil 1.07 dolar…

ny5

Yemek konusunda, duruma göre ya sıkıntı çekiyorsunuz yada fazla problem olmuyor. Eğer kaldığınız yerin mutfağı var ve kullanabiliyorsanız alışveriş yaparak Türkiyedeki damak zevkinize yakın yemekler yapmanız olası. Şayet bundan mahrumsanız bir kaç Türk lokantası veya dönerci büfesi de sizin Türk yemeklerine özleminizi gideriyor. Kumpir yada dürümcü ise malesef yok ! Yalnız restorant fiyatları haliyle fast food’ lardan yüksek. Amerika’ da adım başı hamburger veya pizzacı bulabilirsiniz. Gerek damak zevki olarak ve gerekse fiyat açısından Burger King hamburger tipinde en uygunu gibi…Burada menüler ortalama 5 dolar civarında. Bir de dolar menü dedikleri vergi hariç fiyatı 99 cent olan menüler var. Bu fiyata promosyondaki her bir üründen seçtiğiniz bir tanesini alabilirsiniz. Yani bir küçük sandöviç veya kola gibi. Bazen promosyon günleri 99 cente normal hamburgerin (junior) bir büyüğünü (senior) tipini almak da olası. Paranızı hesapladığınız dönemlerde bunları da takip ediyorsunuz. Hemen her yerde rastlayacağınız marketler alışveriş için uygun sayılır. En azından temel ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Zamanla en uygun olan yerleri keşfetme imkanı olur. Buradaki marketlerde en basit üründen bile onlarca marka bulmak mümkün. İnsanın bir çok şeyde gözü kalıyor açıkçası !

ny6

Amerika’ da yahudiler çok saygı ve itibar görüyorlar. Onlara yakın yerlerde oturmak (yahudiler genelde bir arada yaşıyorlar) güvenli olduğunuz anlamına geliyor. Özellikle eve geçerken bunu sorup bilgi almak da fayda var. Burada ev kiraları almış başını gidiyor. Herkes deyim yerindeyse tutturabildiğine gidiyor. Ancak en düşük kiralar giriş ve alt katlar ki bunlar da yaşamanın en zor olduğu en küçük daireler anlamına geliyor ve fiyatları aylık 500 dolardan başlıyor. Ortalama kiralar 1,000 dolar civarı. Bu fiyata iki odalı evler kiralanabiliyor. Kalite ve talep edilenler arttıkça fiyat hemen artıyor. Bu seviyede fiyatlar ortalama en az 1,500 dolar. Üst limit aramayın onun limiti yok ! Ev kiralamak için emlakçılardan yararlanabileceğiniz gibi gazete ve internet de daha uygun çözüm. Böylece hatırı sayılır bir komisyondan kurtuluyorsunuz. Kiralama işlemleri için bazı evraklar isteniyor. Bunları atlatsanız bile sizden en az 1 senelik kontrat yapmanız istenecek. Bununla birlikte 1 ayı depozit ve 1 ayı peşin olarak da vermeniz gerekiyor. Evlerde su, doğalgaz ve merkezi ısıtma fiyata dahil. Elektrik hariç. Bir de evlerde ocak ve buzdolabını ev sahibi sağlıyor. Evi mobilyasız tutmak daha avantajlı olabilir. Eğer sokaklardan bir şeyler toplamaya üşenmezseniz hemen hemen yeni gibi mobilya ve çeşitli şeyleri çöpe atılmış bulabilirsiniz. Çöp dedikse aklınıza bizdeki Halkalı çöplüğü gelmesin. Adamlar her şeyi neredeyse ayrı atıyorlar. Burada 2. el olayı ev eşyasında yok. Bu işlerde tecrübeliler iyi para kazanabilirler… Ev konusunda kendinize yabancı birini oda arkadaşı ararsanız en uygun seçenek her hafta çıkan village voice dergisine bakmak veya internetden oda arkadaşı aramak. Ayrıca Türk oda arkadaşı için mezun’ dan da yararlanılabilir. Yabancılarla oda arkadaşı olmanın en iyi yönü dil konusundaki eksikliği ortadan kaldırmak olabilir. Bir de daha ekonomik yerler bulmanız da mümkün. Ortalama rakamlar aylık 500 dolar. Eğer bir odada en az iki kişi kalmayı göze alırsanız bu fiyat yarı yarıya düşebilir. Özellikle Türkler bir odada iki kişi kalabiliyor. Maliyeti düşürmek kaygısıyla tabi ki. Kalacağınız evlere çok para vermek istemiyorsanız fazla da bir lüks beklemeyin. Gece yatmadan yatmaya gidilen bir yer olarak kafanızda belleyin. Böylece mutsuz olmazsınız. Amerikalılar ayrıntılarda kaliteye önem vermedikleri için evler de fiyatına göre çok pahalı ve deyim yerindeyse genelde de döküntü. Daha çok Beyoğlu’ndaki eski evleri andırıyorlar. Genelde Türkler kötü yerlerde ve sunulana göre pahalı yerlerde kalıyorlar. Bunun da en büyük nedeni daha çok illegal olmak ve ingilizce eksikliği. Gerçekten de Amerika’ da ingilizceyi çok iyi konuşamıyorsanız veya ispanyolca bilmiyorsanız hakkınızı aramanız çok zor. Yabancı olduğunuzu anladıklarında tutumlar hemen değişip yaklaşımlar özensizleşebiliyor. En basitinden bir tezgahtardan bile ters cevap alabiliyorsunuz. Hakkınızı ancak ingilizceyi çok rahat anlayıp derdinizi anlatabiliyorsanız arayabilirsiniz. Bir de buraya sakın çok iyi ingilizce biliyorum deyip de havalarda gelmeyin. Feleğinizi şaşıttırıyorlar. Buradaki ingilizce öyle lisan kurslarında veya okullarda öğretildiği gibi şekilsel değil. Farklı tiplerdeki konuşmalara hazır olun !

ny7

Amerika’ ya yasadışı yollardan girmek istemiyorsanız en uygun yol F1 denen öğrenci vizesi. Bu sayede alacağınız I20 formu artık sizin vizeniz oluyor. Bu formun süresini uzattırdığınız müddetçe istediğiniz kadar Amerika’ da kalıyor ama çalışamıyorsunuz yasal olarak. Velev ki okulunuzun size verdiği çalışma imkanı yoksa. B1 ve B2 vizesi yani turistik yada iş vizesi ile gelenlere genelde 6 ay kalış izni veriliyor. Ancak bu süre 3 ayda olabilir. O yüzden program yaparken bunlara hazırlıklı olun. Havaalanına indiğinizde ne kadar kalacağınız soruluyor ? Siz, 2 hafta da deseniz 3 ay kalış izni alabiliyorsunuz. Eğer kalma sürenizi arttırmak istiyorsanız göçmenlik bürosuna bir dilekçe ve 120 dolar ödeme yaparsanız daha fazla kalmanız mümkün olabilir. 6 ay izne bir 6 ay daha almak gibi. Gelmeden evvel havayollarının promosyonlarını sorun. 1,3,6 ve 12 aylık dönüşü kapalı yada dönüşü açık biletler var. Genelde promosyonlar 1 aylık ve daha az süreli biletlerde oluyor. Eğer öğrenciyseniz ekstra indirim alabiliyorsunuz. Yalnız biletinizin dönüş tarihiyle ilgili değişiklik yaparsanız fiyat farkına hazır olun. Mesela 125 dolar ödeme gibi. JFK Havaalanından şehre gitmek için farklı alternatifler mevcut. Taksi ücretleri Manhattan için fiks 30 dolar ve artı bahşiş şeklinde. Ayrıca Manhattan’ a 13-15 dolar arası havaalanından özel otobüs mevcut. Eğer bavullarınızı zahmet edip yanınızda taşımayı göze alarak metroyu seçerseniz havaalanı ücretsiz terminal otobüsleriyle varacağınız JFK metro istasyonundan şehrin her yanına 1.5 dolara gidebilirsiniz. Merak etmeyin bu yolu kullanan çok kişiye rastlarsınız.

untitled1

Metro en hızlı ve en ekonomik ulaşım aracı. Kredi kartı ile de alabileceğiniz metro kartı (sınırsız olursa aylık 63 haftalık ise 17 dolar ve otobüslerde de kullanılabiliyor ) sizin 24 saat ve her yere ulaşımınızı sağlıyor. Yalnız geceleri sefer sayısı azalıyor ve bir de garip tiplere dikkat etmek gerekiyor. Bunları bir kenara koyarsak ilk başta yabancı birinin mutlaka metroyu kullanmayı bilmesinde fayda var. Metro haritası hem şehri tanımak hem de ulaşım için büyük gereksinim. Diğer taraftan metro ayrıca amatör müzisyenlerinde buluştuğu bir yer. Her istasyonda farklı bir enstrüman çalan kişiye rastlamak mümkün. Hatta gecenin 3’ ünde bile ?! Niyetleri millete müzik dinletmenin yanı sıra bir kaç dolar toplayabilmek. Metronun pisliğini bir kenara atarsak insan tanımak için de iyi bir mekan. Burada NewYork’ un mozağini daha net görebiliyorsunuz.

2013-cadillac-xts-036-medium

Amerika’ da araba almak ise gerçekten çok kolay. Hiç peşinatsız hatta ilk bir kaç ay ödemesiz araba almak mümkün. Mesela Mercedes marka bir cipin sıfır fiyatı yaklaşık 30,000 dolar ki Türkiye’ de bir kaç misli fiyata ancak alırsınız. Hele kullanılmış otolar çok daha ucuz. Zaten benzin de ucuz olduğu için araba almak hiç de zor değil. Tam tersine almamak zor bile sayılır. Amerika ucuz bir araba cenneti. Her marka, her tip ve her yaşda araba görmek mümkün. Mesela Türkiye’ de sadece zenginlerin bindiği Lincoln Navigator gibi cipler neredeyse her köşe başı var. Sokaklarda park etmiş ve bizde lüks bilinen arabaları görmek mümkün. Yalnız Ferrari görmek nasip olmadı. Gerçi burada yollar öyle düzgün falan değil. Bilakis tümsek ve engebeyle dolu (hakkını yemeyelim çukur veya açık mazgal yok en azından) Her ne kadar vergisi yüksek olduğundan rağbet görmese de dağıtmadan NewYork caddelerinde Ferrari kullanmak da cesaret ister. Limuzin olayı ise gerçekten ilginç. Devasa uzunlukta arabalara binmek de, dışarıdan seyretmek de ilginç. Dışarıdan ucube gibi görülen bu arabalar rahatlıktan ziyade bir rüküşlük ve gösteriş simgesi olarak etrafta dolaşıyorlar adeta…

stock-footage-new-york-circa-june-pov-time-lapse-convertible-driving-circa-june-in-new-york-city

Ehliyet almak ise öyle anlatıldığı gibi zor bir olay değil. Üstelik kimlik kartı gibi kullanabileceğiniz için almanızda fayda var. Her şeyden evvel Türk konsolosluğuna gidip 19 dolar karşılığında ehliyetinizin tercümesini alıyorsunuz. Sosyal Güvenlik departmanına gidip ( genellikle her yerde var) ehliyet müracaatı yapacağınızı iletirseniz sosyal güvenlik numarası verilmediğine dair bir yazı size veriyorlar. Bu yazı şart. Bunu alarak motorlu taşıtlar bürosuna başvuruyorsunuz. Geçerli pasaportunuzun yanınızda olması gerekiyor. Ben New Jersey’ den başvurmuştum. İşlemlere başladıktan sonra sadece Türkçe yazılı sınava giriliyor. Direksiyon sınavından kurtarıyorsunuz ! Yazılı sınavdan evvel sınav sorularının Türkçesini almakta fayda var. Zaten soruların Türkçesini bizimkiler elden ele dolaştırıyor. 50 soru soruyorlar ama hata töleransları çok düşük. Neticede her şey iyi giderse yarım gün içinde Amerikan ehliyetiniz de oluyor.

untitled

Aman sakın Amerika’ da ucuzdur diye giyim eşyasını burada almayı düşünmeyin. Çünkü fiyatlar acayip pahalı. Biz de 1-2 milyon TL vereceğiniz şeyler burada 10 dolarlık etiketlerle satılıyor. Dünyanın her yerinden mal ve marka buraya akmış. Arada “ made in Turkey ” amblemini de görüyorsunuz. (Ülke olarak ingilizcede “ hindi ” diye adımızın geçmesi de bir ayrı utanç kaynağı. Keşke ulusal bir kampanya ile ingilizcede ülkemizin adı Turkey değil gerçek adı ile kullanılsa. Mezuncular bu işe ön ayak olabilir…) Ufak tefek yiyecek, giyecek ve sarf malzemelerinin alınabileceği ne alırsan 1 dolar veya aşağısı olan mağazalar tam ekonomi diyenlere göre. Burada bazı içecek ve bisküvi tarzı yiyeceklerin yanı sıra ufak tefek ev ve ofis ihtiyaçlarınızı bütçeye göre bulmak olası. Ancak unutmamalı ki burada kaliteli şeyler değil ihtiyaç gören ürünler satılıyor. Amerika’ da ucuz olarak alınabilecekler konusunda en büyük tavsiyem bilgisayar ve yan mamülleri. Ben bir tane laptop aldım. Normalde Türkiye’ deki fiyatı en az iki katı olan bir laptop bana bayağı makule geldi. Bu tip pahalı olabilecek şeyleri almadan evvel internetden araştırma yapmak da çok faydalı. Bir kaç yüz dolar tasarruf edebiliyorsunuz en azından. Para harcarken çok dikkatli olmak gerekiyor. Eğer para kazanmıyor ve cepten harcıyorsanız hesabınızı doğru yapmanız lazım. Zira NewYork çok pahalı bir yer ve paranız yoksa hiç bir kıymetiniz de yok. Kimseden size acımasını da beklemeyin. Unutmayin ki kapitalizmin beşiğinde yaşıyorsunuz. Amerika’ yı Amerika yapan ulus ve millet haline getiren paranın insanlara verdiği refah ve zenginlik. Ayrıca öyle her şey filmlerde gösterildiği gibi toz pembe değil ! “ Paran kadar konuş ” burası için söylenmiş sanki. Bir de Türkiye’ ye dönerken ödediğiniz vergileri iade almayı unutun ! Vergileri geri ödemiyorlar çünkü ! Bu yüzden bir kaç bin dolarlık alışverişlerinizde düşük vergili yerleri tercih edin. Faydasını göreceksiniz.

unnamed

Telefon haliyle bir ihtiyaç ve zorluk. Ancak edinmek de bir ayrıcalık. Çünkü burada bir çok işi yapabilmek için sisteme kayıtlı olmak lazım. Bunun için de legal bir şekilde bulunmanız gerekiyor. Yani turistik veya kaçak falan değil. Eğer alabilirseniz ayda 20 dolara Amerika içinde 1,000 saat gibi inanılmaz bir görüşme süresi veren bunun yanında makinayı da bedava alabileceğiniz cep telefonu promosyonları var. Bunlarda da yıllık sözleşme yapmak lazım. Eğer Türkiye ile görüşmek isterseniz piyasada çeşitli marka kart ile satılan numaralar mevcut. Mesela bir firma 5 dolara (ki bazı bakkallarda yüzde 20 iskonto ile 4 dolara satılıyor) sattığı bir kart ile tam 50 dakika Türkiye ile konuşmanızı sağlıyordu. Bunun için tek yapacağınız kart ile verilen şehir içi numarayı aramak ve pin numarasını girip arayacağınız numarayı çevirmek. Eğer o da ücretsiz olsun derseniz 0800’ lü hatların kullanıldığı firmaların da ürünleri mevcut.

Grand_Study_Hall_New_York_Public_Library

Yabancı dil konusunda çeşitli kurslar var. Mesela bunlardan en ucuzu NewYork Dil Merkezi. 6 aylığı 1,000 dolar ve diğerlerine göre çok ucuz. Fiyat/Kalite oranına bakarsanız best buy demek yanlış olmaz. Artıları ucuz olması, ulaşımı kolay, hocaları iyi ve arkadaşca. Eksileri ise sınıflar çok kalabalık, dil seviye tespitleri ölçüsüz ve Türkler çok yoğun. Kısacası kalite aramazsanız en ucuzu sayılır. Bir de burada ispanyolca 2. dil o yüzden yadırgamamak lazım. Kaldığınız yere göre ispanyolcanız da gelişebilir ! Dil kurslarında ortalama aylık fiyatlar 600 dolar civarı geziniyor. Hiç birinin diğerine göre mucize vadetmediğini gözönüne alarak bütçenize göre yer seçmek de fayda var. Yani en pahalısı en iyisi anlamına gelmiyor ! Türkiye’ den gelirken acentalara falan fazla güvenmeyin. Size sunulan ile karşılaşacağınız arasında bayağı fark olabilir. Özellikle yüksek para verip de iyi bir lisan kursuna gitmiyorsanız bir çok konuda kendi işinizi kendiniz göreceksiniz demektir. Acentalar Türkiye’ den yollayana kadar size yardımcı oluyor. Burada kendi başınızın çaresine bakmaya hazır olun. Master için ise seçenekler inanılmaz fazla. Paranıza ve beklentilerinize uygun bir sürü okul var. Burada yıllığı 10,000 dolar olan yerlerin yanı sıra 40,000 dolar veya üstü yerler de var. Tabi ki fiyatı pahalı olan yerler mesela Colombia üniversitesi gibi daha iyi iş ve para kazanma imkanı sunuyor. İyi okulların master programlarında en çok dikkat edilen şey GMAT puanı. Bu puan TOEFL’ dan daha çok değer kazanıyor.

yuruyus1_630013524

Türkler ile diyalog konusuna gelince hem birbirine faydalı hem de zararlı demek lazım. Neden diyeceksiniz ? Çünkü burada herkes kendini bir şekilde kurtarmaya çalışıyor. Yaşam koşulları çok zor. Zaman çok hızlı geçiyor. Gün yetmiyor lafını burada gerçek boyutta yaşıyorsunuz. Amerikalılar ortalama uyku süresini 5 saate düşürmüşler. Eğer vasıfsız işlerde çalışıyorsanız haliyle çok yoruluyorsunuz. Genellikle kaçak olduğunuz için alacağınız para ortalama saatde 6-7 dolar. Çok ekstrem olursa bu ücret 10 ila 12 dolara ulaşıyor. Bir çok kişi ihtiyaçdan ortalama 10-12 saat çalışıyor. Bu çalışma şartlarında herkes ancak gününü yaşayabiliyor ve kimsenin kimseye de bir faydası olmuyor. Üstelik bu yoğun tempoyla çalışan çoğu kişi asıl amacını şaşırarak ileride kurtulamadığı bir girdapda kalıyor. Yani vasıflı işlere geçmeyi düşüneceğine vasıfsız bir işde kalıyor senelerce… Diğer taraftan Türkler her zaman her yerde olduğu gibi Amerika’ da da birbirlerinden kopuk ve ilgisiz yaşıyorlar. Normal ilişkiler dışında sadece arada bir toplanan dernek ve kuruluşlar var. Üzülerek belirtmek gerekirse bunlardan pek de bir yardım alamıyorsunuz. Belki imkanları kısıtlı veya başka bir şey ama sebebi ne olursa olsun fonksiyonel olarak hiç bir imkanları yok. Görüntü var, ses yok misali ! Bir Amerikalı ile konuşuyorduk da bizim toplumun birbirinin kuyusunu kazan tavrından bahsettim. Bizi afrikalı zencilere benzetti. Onlar da aynı davranır ve birbirlerine destek değil köstek olurlarmış. Bana bu konuda en iyi dayanışması olanlar olarak ispanyollar ve onların dilini konuşanlar (ispanyol asıllılar) olduğunu söyledi. Zaten buradaki yayılmalarına bakılırsa da bu hiç sürpriz değil. Türkleri nerede bulabilirim derseniz ? Korkmayın mutlaka bir yerde Türkçe konuşan birilerine rastlarsınız. New Jersey şimdilerde Türklerin en çok rağbet ettiği yer. Hatta Peterson denen yerde Türk kahveleri bile varmış. Buranın tercih edilmesinin bir nedeni de kiraların daha uygun ve vergi oranının daha düşük olması. Özellikle de güney amerikalıların yoğun olduğu ve haliyle de ispanyolca’nın önem kazandığı bir yer. Üstelik buraya ulaşım için NewYork’ dan otobüsün yanı sıra bizdeki midibüs (minibüsün bir büyüğü) benzeri araçlar kullanılıyor…

stock-footage-new-york-city-usa-march-entertainment-district-shopping-street-fashion-modern-times

Eğer Amerika’ da çalışabilirmiyim ? derseniz. Sorusu ne yapacağınıza bağlı. Eğer kaçak olarak çalışmak isterseniz Türklerin en çok rağbet ettiği işler benzin istasyonunda pompacılık, restoranlarda bulaşılıkçılıktan garsonluğa kadar çeşitli işler veya marketlerde çalışmak şeklinde. Buralarda ücretler en düşük saati 5.5 dolar ortalama 6-7 dolar civarında değişiyor. Eğer vasıflıysanız yani oto tamiri, elektronik cihaz tamiri, elektrikçilik, terzilik, berberlik vb. gibi el becerisi ağırlıklı işler yapabiliyorsanız durum değişiyor. Mesela oto tamircilerinin saat de 35 dolar aldığı hatta lüks otolarda bunun 60 dolara kadar çıktığı söyleniyor. Bir berber traşı (15 dakikalık) en az 10 dolar ve üstü. Haftalık 40 saat çalışma izni olan bir ülkede iyi para demek bu. Eğer illegal çalışıp da bu paraları kazanırsanız saat kısıtlaması da olmayacağından kısa zamanda kendi ölçeğinizde zengin bile olabilirsiniz. Legal çalışmak isterseniz bunun için bayağı uğraşmak gerekli. Her şeyden evvel niteliğinize uygun iş bulmak çok zor. Hele son olayların ardından işler bayağı bir zorlaştı… İş için Amerika’ da en uygun yer NewYork (şimdilerde problemli) ve California (San Diego, Los Angeles ve Irvine gibi). Bir de sizin yabancı olmanız da büyük handikap. Eğer firmalar size gerçekten ihtiyaç duymuyorsa sizin sponsorluk vs. gibi işlerinize girmeyecektir. Sponsorluk için çok zor da olsa küçük firmaları ikna etmek mümkün. Bu durumda da H1 çalışma vizesi alabilmek için yapmanız gereken masrafı (ki bu da ortalama 4,000 dolar) cebinizden vermeniz gerekebilir. İş bulmak ve genel olarak sorunsuz yaşamak için en önemlisi yeşil kart sahibi olmak yada bir Amerikan vatandaşıyla evli olmak. Ancak bu sayede yabancı kimliğinizden bir nebze olsun kurtulabiliyorsunuz. Uzun süre kalmayı planlıyorsanız bu seçeneği yadsımayın. Amerikalı ile evli olmak yada arkadaş olmak uyum ve dil konusundaki problemleri azaltacaktır.

central_park__nyc

Gelelim diğer yararlı bilgilere ! Özellikle central park’ da deliler gibi koşan insanları görebileceğiniz gibi eğer spor yapabiliyorsanız arkadaş bulabilmek için iyi bir mekan. Yazın sheepsheadbay ve brighton beach NewYork’ un plaj ve sayfiye yeri olarak çok popüler. West 4. cadde Houston Street ile Soho arası gece mekanlarının en popüler olanlarının toplandığı bir bölge. Beyaz, siyah kısacası tüm renklerdeki ırkların en güzel insanlarını NewYork’ da görebilmeniz mümkün. Son olarak buranın yazı ve kışı İstanbul’ un misli sert şeklinde. Uygun kıyafetleri yanınıza almayı unutmayın. Bir de Amerika uçuşlarında, 2 adet büyük bavulu ağzına kadar doldurabilirsiniz. Yanınıza el valizi alma hakkınızda var. Teorik olarak toplam ağırlık 75 kg’ yi geçmemeli. Eğer hala herşeye rağmen gelmeye niyetiniz varsa herkese bol şanslar…