İDEAL YÖNETİCİ NASIL OLMALI?

Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim derler. Bunu iş dünyasına uyarlarsak; Bana yöneticini söyle sana iş hayatını söyleyeyim?

Şimdiye kadar çeşitli yönetici profillerini gördük ve dinledik. Yerli yöneticilerin olumsuz özelliklerini yazmadan önce hepsinin aynı kişide bulunmadığını ama bir veya bir kaçını rahatlıkla barındırdığını belirtelim.

Yerli yöneticilerin genel olumsuz özellikleri;

Yetki ve sorumluluk kullanamamak ya da dışına çıkmak.

Kriz yönetememek.

Öz güven eksikliği.

Yabancı dil sorunu.

İletişim sorunları.

Yönetim vasıflarında zafiyet.

Kişilik sorunları ve bozuklukları.

Mesleki yetersizlik.

Vizyon eksikliği.

Motivasyon sorunları.

Ekip yönetme eksikliği.

Sorun çözme acizliği.

Yanlış görevlendirmeler.

Hatalı ve gerçeğe uymayan hedefler.

Küçük sorunları abartarak büyütmek.

Konuşma ve davranışta saygı sınırlarını aşmak.

Kendi hatasını astına yüklemek.

Üstüne karşı daima şirin gözükme çabası.

Kendi kişisel bütçesini dahi yönetememe acizliği.

İşe değil adama odaklı çalışma şekli.

Başarıyı ölçememek.

İstatistik ve raporlama konusunda kifayetsizlik.

Çözüm odaklı olmak yerine sorun çıkaran yaklaşım.

Takıntılı hareketler.

Eğitim ve kültür eksikliği.

Kişisel ve maddi menfaatlerin fazla öne çıkarılması.

Astına güven vermemek ve iç sorunları çözmekte acizlik.

Mevki ve makam korkusu yüzünden zayıf kadro ile çalışmayı tercih etmek.

Özel hayatı ihlal etmek.

Hatalı elaman alımı ve tercihleri.

Adil davranmamak ve şeffaf hareket etmemek.

Baskıyı karşılayamamak ve dayanamamak.

İş ve zaman planı yapamamak.

Hobi ve spor eksikliği.

Tabi bunun üzerine ilave edilebilecek başka tanımlar da çıkabilir. Ama bu tespitlerimiz genellikle ve çoğunlukla rastladığımız olumsuz özelliklerdir. Yurt dışına neden yeterli sayıda yönetici gönderemiyoruz diye sorgulamadan önce iş hayatımızdaki sorunları mutlaka ve acilen çözmemiz gerekiyor.

Sistem ve disiplin olmazsa ya da sorunlara zamanında net ve kesin çözüm bulunmazsa iş ortamı dejenere olur ve mevcut sorunlar virüs gibi tüm şirkete yayılır. Sonuçta daha büyük başarı elde edilebilecekken ortalama değerler bile önemli bir başarı kabul edilir. Şayet doğru bir çatı ve sistem altında kişisel hatalar, sorunlar ve eksikler halledilebilirse daha verimli ve başarılı bir iş ortamı sağlamak işten bile değildir.

Bu noktada patronlara, üst düzey yöneticilere ve İK sorumlularına büyük iş düşmektedir. Doğru kişileri eğitin, yönetici seçin, yetiştirin, denetleyin, hedef gösterin ve sonuca odaklanın. Yapacaklarınız sadece size değil Türk iş hayatına da olumlu katkı sağlayacak ve olumlu yol gösterecektir.

Geçmişte ve hali hazırda çok fazla örneğini göremedik ama inşallah gelecekte saygı duyarak övünebileceğimiz ideal bir iş dünyamız, iş adamlarımız ve yöneticilerimiz olur.

Advertisements

İŞ HAYATINDA SORUN VAR

İş hayatında sorun bitmez. Çünkü mobbing var liyakat yok. Eleştiri var takdir yok. Problem var çözüm yok. İş var yapan yok. Mesai var para yok. Üsttekiler alttan habersiz ve ilgisiz alttakiler ise can çekişiyor ve üste ulaşamıyor. Peki bu kadar çok sorun varken çözüm ve çıkış nedir?

Aslında tüm yaşanan sorunlar birbiriyle ilişkili durumda. Toplumsal erezyon ve kalitesizlik her şeyi olumsuz etkiliyor. Dürüst olmanın tuhaf yalan döner davranmanın neredeyse doğal olduğu bir zamanda ve ülkede yaşıyoruz. Öyle insanlar var ki sabahtan akşama kadar 10 defa fikir değiştirir ve  itibar görür. Gündeme bakıyorsun bir sürü saçmalık dolu? Boşuna kafa yorup mantık aramayın zira hiç yok öyle ki mantıklı davranan ve söyleyen aydan gelmiş muamelesi bile görebiliyor. Aslında acilen bir rehabilitasyon lazım ama nasıl gerçekleşecek ve kim gerçekleştirecek o da büyük bir soru işareti?

Lafa gelince Avrupa ve ABD standartlarında yaşamak istiyoruz ama adamların yasalarını bire bir kopyalasak ve uygulasak çoğu kişi sınıfta kalır ve asla uyum sağlayamaz. Bunun zengini fakiri ya da okumuşu veya cahili falan yok. Çoğunluk bu konuda eşit durumda ve aynı seviyede kalır. Kızmaca ve darılmaca yok gerçek bu!

Geçen gün genç bir mühendis arkadaşla sohbet ediyorum. Babası vasıtasıyla işe girmiş ve 1,800 TL maaş alıyormuş. Ancak şirket çaycısının maaşının 2,200 TL olduğunu öğrenmiş. Bu da genç arkadaşın gücüne gitmiş ve zam istemiş tabi oyalamışlar o da bakmış umut yok ve istifa ederek ayrılmış.

Yine bir başka genç arkadaşı dinliyorum. Şirkette sanki askerdeymiş gibi devrecilik ve mobbing yapıldığını söyledi. Sordum bir patron şirketiymiş. Yurtdışına gitmek amacıyla ayrılmayı düşünüyor.

Bir diğer örnek ise alışveriş yaptığım marketin iki müdür yardımcısı var. Biri erkek diğeri kadın. Biri  deli gibi sağa sola koşturuyor ve tüm iş onun sırtında diğeri ise ortalıkta pek görünmüyor ve daha kıdemli olması dolayısıyla yüksek maaş alıyor. Müdür ise durumu biliyor ama onun da elinden bir şey gelmiyor çünkü elemanı gönderiyor yine üst yönetimce geri getiriliyor. Bu da sözde holding ve kurumsal firma?

Velhasıl kelam iş dünyamız yıllar içerisinde uluslararası standartları yakalayıp çalışma hayatının kalitesini arttıracağına tam tersi national geographic’ de vahşi belgesel seyrediyormuşuz gibi acayip bir duruma büründü. Eleştiri çok, sıkıntı çok, sorun çok ama çözüm yok. Peki nasıl çözülecek bu kördüğüm ve kim düzeltecek bu sorunları?

İş adamlarına bakıyoruz. Onlar farklı kulvarlarda koşuyor. Bir kısmı kendine yakışmayacak magazinsel olayların içinde ve boy boy haberleri çıkıyor. Bir kısmı siyasilerle dirsek temasında ve ihale alma derdinde. Bir kısmı spordan nemalanma peşinde. Bir kısmının ise hiçbir şey umurunda değil ve zamanında yatırımını yapmış ya da şirketi yabancılara satmış ve paraları toplamış veya yurt dışına gitmiş keyif çatıyor?

Sonuç itibariyle özellikle gençler umutsuz ve imkanı bulan kapağı yurt dışına atıyor. Hiç olmazsa fırsat çok, hayat standardı yüksek, çalışma koşulları illegal değilse çok insani vs. gibi sebeplerle.

Mevcut çalışanlar ne yapacak derseniz? Onların önünde ise çok fazla seçenek yok. İşi bırakıp yurt dışına gidebilirler ama o da bir macera ve belli bir yaştan sonra birikim yoksa büyük sorun.  Emekliliği bekleyenler ya da aile düzenini korumak isteyenler ise mecburen bu keşmekeş içerisinde yola devam edecek. Çaresizlikten şikayet etmenin faydası yok zira dinleyen yok olsa dahi olumlu tepki ya da faydası yok.

Düne kadar superman diye lanse edilen ve basında şişirilen ve abartılan çoğu kişi artık hiç gündemde bile değil. Nerede olduklarını bilen dahi yok. Adam parayı bulmuş, fırsatları kullanmış, popüler sloganlar atmış ve reklamını yapmış şimdi gününü gün ediyor. Bunları örnek almak isteyenlere bakıyorsun onlar da perişan çünkü fırsatlar artık bitmiş ve kuraklık devri başlamış!

Tabi yeni moda ise ne okuyacağım ve kafayı yoracağım ya da ne çalışacağım felsefesi? Hedef zengin birini bulmak (evli veya çocuklu hiç farketmez) yeter ki gül gibi baksın. Eşini ve çocuklarını terketse ne olacak? Bu tarz basit, sıradan ve gayri ahlaki yaklaşımlar moda haline geldi. Bu şekilde sınıf atlayanlar el üstünde tutulmaya başladı. İşte toplum böyle bozuluyor. Ondan sonra çözüm arıyoruz? Mantık yok, bilim yok, matematik yok, ahlak yok?

Peki nasıl anlaşacağız, nasıl uzlaşacağız ve her şeyden önemlisi hangi dili kullanacağız?

Aynı dili kullandığımızı sandığımız insanlara bakıyoruz kelimelere bile bir sürü farklı anlam yüklüyor. Anlaşamıyorsun zira ortada kesinlikle iyi niyet yok. Sorsan kendini ve yaptıklarını doğru biliyor ya da böyle iddia ediyor. Tam bir üste çıkma çakallığı?

Eh ne diyelim? Allah akıl fikir versin ve Allah kurtarsın!

 

 

İMDAT İŞYERİMDE MOBBİNG VAR!

Ülkemizde çok uzun yıllardır mevcut olan ve uğradığı psikolojik baskı sonucu fiziksel sorunların ve psikolojik  rahatsızlıkların mağdurlarına miras olarak kaldığı bir kavramdır mobbing!

Peki mobbing nedir? Kısacası bir işyerinde meslektaşları, astları veya üstleri tarafından taciz, sindirme, rahatsız edilme ve psikolojik baskı görmeyi ifade eder. Hatta buna düşük maaş, atanmama, ağır iş yükü, ücretsiz mesai ve aşırı çalışma, izin kullandırmama vs. gibi haksızlıklar da ilave edilebilir. Örneğin hakkı olduğu halde yükselemeyen veya maaşında haksızlığa uğrayan da bir nevi mobbinge maruz bırakılmaktadır veya buna yol açılmaktadır. Beğenmiyorsan bırak git zihniyeti!

Maalesef mobbing konusunda çoğu işyerleri sözde kurumsal kimlik taşımalarına rağmen kayıtsız ve sorumsuz davranırken mağdur kendi imkanlarıyla sorunu çözmek veya nihayetinde şirketten tası tarağı toplayıp  ayrılmak durumunda kalmaktadır. Failler ise hayasızca ve  pişkince yoluna devam etmektedir. Yapanın yanına kar kalır mantığı!

Mobbingin hemen her yerde görüldüğü aşikardır. Bunun çeşitli sebepleri arasında makam ve mevki rekabeti, kıskançlık, cinsiyet ayrımcılığı, inanç farkı, eğitim ve kültür farkı, iş ahlakı eksikliği, ırkçılık, cinsellik vs. gibi çok farklı ve çeşitli sebeplerden bahsedilebilir.

Bizde iş yapmaktan ziyade iş yapmamak ve hatta yaptırmamak prensip edinildiği için mobbing hedefteki mağdurları harcamak konusunda önemli bir enstrümandır. Yıllardır gördüğümüz ve duyduklarımıza bakarsak tedbir almak konusunda bayağı sınıfta kaldığımız aşikardır.

Mobbing mağdurunun önce arkasının sağlam sonra kuvvetli bir sinir sistemine ve ekonomik koşullara sahip olması gerekir ki önce şirket içinde sonra yasal yollardan ciddi ve uzun süreli bir savaş verebilsin. Aksi takdirde meslek grupları, sendikalar, yönetim, İK, hatta güvendiği iş arkadaşları vs. hepsi duruma seyirci kalabilir ve mağduru tek başına bırakabilir. Neden böyle o da ayrı bir konu? Düşenin dostu olmaz misali!

Mesela mağdur bu sorunu çözmek için şirket içinde bölüm değiştirmek istediği zaman hemen önüne duvar konur. Sanki katolik nikahı yapıldı? Bırakın kişi istediği bölüme gitsin ama yok hayır, yasak! Saçmalığa bak! İşten çıksa sorun edilmez ama bölüm değiştirmeye gelince memleket meselesi olur?

Sen bu elemana dünya masraf ve yatırım yapmışsın. Neden başka bir bölüme geçmesine izin vermiyorsun? Adam esir mi? Neden mağdur olmasına göz yumuyorsun? Neden onu mağdur eden ahlaksızlara ister yöneticisi, ister iş arkadaşı ve ister elemanı olsun, Susuyorsun ve hesap sormuyorsun? Tabi karşı taraf kalabalık ve güçlüyse olan her halukarda mağdura oluyor. Çünkü kimsenin haklıdan yana olma gibi bir iddiası ve ahlaki değeri yok. Mantık şu; Sen sorun çıkarıyorsun demek ki sorunlu sensin anlayışıyla mağdur hem işveren ve hem iş arkadaşları tarafından bir kez daha ağır darbe yer ?

Bakın bizdeki iş dünyası kadar sıkıntılı bir ortam yurt dışında özellikle batıda olsa inanın uluslararası dev şirketler çoktan batardı. Bizdeki kadar hak etmeyen, sonradan görme, kifayetsiz, torpilli ve gözü aç insanlara böyle mevki ve makam verirsen kimden ne bekliyorsun? Adalet mi? Geçiniz bizde kaybeden bile akla hayale gelmeyecek mazeretler üretip kendini kazançlı sanırken bu ortamda ne bekliyoruz? Gemisini kurtaran kaptan!

İş yine dönüyor dolaşıyor önce devlete sonra meslek kuruluşlarına, sendikalara, STK’ lara ve nihayetinde en önemlisi firmalara ve patronlara iş düşüyor. Ey firmalar siz eleman alırken ince eleyip sık dokuyorsunuz ya o zaman sizde elemana sözlü ve yazılı taahhüt edeceksiniz. Şayet işyerinde mobbing uygulanırsa her türlü hakkı korunacaktır ve konu araştırılarak failleri bir an evvel cezalandırılacaktır diye. Var mı böyle bir taahhüt? Yok tabi o zaman laf değil yazı önemli. Söz uçar yazı kalır misali!

Biz kurumsal firmayız yok uluslararası firmayız yok şuyuz buyuz geçiniz bunları. Bunlar içi boş kavramlar! Kusura bakmayın gidin bakalım yurt dışındaki yasalara bizdeki iş hayatında yaşananlar orada olsa kimler yerinden oynar veya hemen atılır? CEO’ yu bile gönderirler hem de hiç gözünün yaşına bakmazlar. Bizdekiler ise çoğunlukla seyirci kalır ve kılını kıpırdatmaz. Anlı şanlı nice patron ve yöneticimizin harcadıkları bir çok mağdur eski dosyaların kara sayfalarında vardır! Biraz cesaretleri ve onurları varsa anılarında gerçekleri yazsınlar?

Bakmayın burası çiftlik! Aydınlanma ve uyanma olmadığı müddetçe herkes başının çaresine baksın. Mağdurlar iş arkadaşlarından boşuna yardım ve medet ummasın. Çoğu zaten köle ve hissiyatsız olmuş durumdalar. Görürler, duyarlar ve bilirler ama susarlar. Sorsan ne yapalım ailemiz var çoluk çocuk var yada başka iş yok vs. gibi bir sürü bahane uydurulur. Maalesef dik duran karakterli ve güvenilecek adam kolay bulunmuyor. Bulursanız da zaten hiç bırakmayın!

Mağdur olanlara yegane tavsiyem eğer mücadele edecek imkanınız varsa ve kaderinize razı değilseniz haklarınızı sonuna kadar arayın ama elinizde somut ve geçerli deliller olsun. Şayet ayrılmayı dahi göze alıyorsanız maddi ve manevi dava açabilirsiniz. Öncesinde tazminatlar ve haklar nedir bir araştırın? Komik rakamlar ve cezalar varsa boşuna cepten ve zamandan gider. O da ibretlik ayrı bir konudur tabi?

Bunun dışında işe yarayacağını çok düşünmemekle birlikte şansınızı denemeniz ve belki birileri insafa gelir diye ilgili firmanın varsa yurt dışı merkezine ve üst düzey yöneticilerine durumu şikayet ederek bildirebilirsiniz ama konu döner dolaşır yine yerel merkeze gelir? Eğer firma yerliyse yine patron veya üst düzey yöneticilerle görüşün yada yazışın. Ancak tüm bu görüşmeleri mutlaka kayıt altına alın. Mesela mail veya noterden yazışmalar vs. önemli delil olur. Zaten ihtar vb. verilirse bunlara verdiğiniz cevaplar dolayısıyla tüm resmi yazışmalar faydalı olacaktır.

Ses ve görüntü kayıtları için dikkat edin zira suçlu duruma düşebilirsiniz. Konuyla ilgili deneyimli bir hukukçudan destek alın. Öyle ki konuyla ilgili etrafınızdan araştırarak hukuk desteği almanız size büyük rahatlık ve avantaj sağlayabilir. Deneyimli avukatlar özellikle tercih edilmelidir. Şunu unutmayın yargı süreci uzun sürebilir keza maddi ve manevi yıpratıcı olabilir. Detaylı bilgi almakta fayda var.

Devletin ilgili bakanlıklarının yasal eksiklikleri acilen gidermesi, ilgili davaların kısa sürede sonuca bağlanması, suçlulara ağır ve caydırıcı cezalar verilmesi şarttır. Keza mobbing yapana herhangi bir yaptırımda bulunmayan ve duruma kayıtsız kalan firmalara da ciddi ve ağır cezalar verilmelidir. Bu tür çağ dışı ve hayasız davranışlar iş dünyasının gündeminden düşmelidir. Unutmayalım ki eğer adalet herkese adil ve eşit uygulanırsa sorunlar kolay çözülür ve aşılır.

Son olarak kimse mağdur olmak istemez ama olur da başınıza mobbing gelirse Allah yardımcınız olsun. Ümidinizi asla yitirmeyin elbet bir çıkış bulunur! Belki zaman geçer ve para gider ama en önemlisi hiç kuşkusuz sağlık ve sağlığınızı asla kaybetmeyin!

YÖNETİCİLİK VİZYON VE İCRAAT MESELESİDİR

Geçenlerde internette yapılan bir söyleyişi dinledim. Söyleyişi yapılan kişi ülkemizin en büyük firmalarından birinde yıllarca üst düzey yöneticilik yapmış defalarca TV ve gazetelerde haber olmuş saygın bir isim. Ancak röportajda duyduklarıma inanamadım ve kariyerine hiç yakıştıramadım?

Yıllarca böyle bir firmanın başında kalan ve bu kadar büyük bir network’ e sahip bir kişiden duymak istediklerim ve beklentim çok daha yüksekti. Ama maalesef objektif baktığımızda kendi yönetimi zamanında belirgin bir fark oluşturamadığı için söyleşiden edindiğim izlenim de çalıştığı firmanın ismi ve piyasa gücü sayesinde bir saygınlık kazandığını doğrular nitelikte oldu.

Bizim yöneticilerde maalesef genel ve yaygın şöyle bir sorun var; Ben yönetimim süresince şunu yaptım bunu başardım vs. Hayır aslında sen o kadar çok şey yapmadın kendini dev aynasında görme çünkü piyasa koşulları zaten senin lehine çalıştı. Rekabet ettiğin firma var mı? Varsa bile eğer lider firma konumundaysan yeri gelir TR’ de en kötü taklit eder sandalyeyi zaten bir şekilde korursun. Yenilik diyorsun peki ne yaptın? Zaten yurtdışından hazır olanı getirdin veya kopyaladın. Büyüyen bir pazarda sende doğal olarak büyüdün ve kalkmış bunu başarı diye bize sunuyor ve pazarlıyorsun. Peki en basit bu kadar başarılıysan rakiplerine karşı pazar payını ne kadar büyüttün? Yada neden yurtdışına açılıp bir dünya markası olmadın? Vs. Bizde maalesef genel intiba yöneticiler firma kartvizitleriyle büyüyor. Firmalar yöneticilerle pek büyümüyor?

Bu değerli yöneticimizin kendisine sorulan sorulardan birinde neden yerli girişimlere yatırım yapmadığı sorulduğunda verdiği cevapta laf edilmesinden çekindiğini açıklaması ise yok artık dedirtti?

Pes doğrusu yani bu ülkenin kaynaklarıyla milyonlarca dolar servet yap ve belki çoğu kişiye ilham ol. Sonra gel böyle bir açıklama yap. Yani bunların hepsi içi boş bir etiket miydi? Her yerde gençleri ön plana çıkaran reklamlar koskoca bir balon muydu veya göz boyama mıydı?

Bu ülkede yüzlerce genç belki de binlercesi yeterli kaynak ve destek bulamadıkları için fikirlerini yeşertemezken yurt dışında yatırım yapmak nedir? Yatırım denilmesine bakmayın yurt dışındaki popüler firmaların hisse senedini almak yatırımdan sayılmış!

Şimdi gel de kızma. Yani TR’ nin anlı şanlı patronları ve üst düzey yöneticileri bile garanti yatırım peşinde koşarsa armut piş ağzıma düş derse bu ülkenin kıt kaynaklarını kim yönetecek ve büyütecek? Bizdeki zihniyet ancak parayı dışarı götürüp yatırsın sonra biz yurt dışından para gelsin veyahut yatırım gelsin diye bekliyoruz? Vizyonumuz bu ve tam bir kısır döngü. Bizde parayı bulan otomatiğe bağlamış soluğu hemen Avrupa ve ABD’ de alıyor!

Adamların zenginlerine bakıyorsun bir misyonları var. Kazandığı ülkeye minnet borçlular ve yaşadıkları ülkeye her türlü hizmet ediyorlar. Örneklerini duyuyoruz adamlar servetinin önemli bir kısmını veya tamamını vakfa veya üniversitelere bağışlıyor hem de daha ölmeden yapıyorlar bunu? Bizimkiler de torun torbaya bırakıyorlar. Onlar da sağda solda zevk-ü sefa içinde vur patlasın çal oynasın yaşıyor. Babam veya Dedem sağ olsun!

İşte Microsoft’ un patronu Bill Gates’ e bakalım. 2017′ de tek seferde tam 4.6 milyar dolar bağış yaptı ve 1994 yılından Ağustos 2017’ ye kadar yaptığı tüm bağış toplamı ise tam tamına 34 milyar dolar! Bizde acaba kim ne bağış yapıyor? Bu rakamların çok gerisindeyiz malesef? Araba, tablo vs. koleksiyonuyla övünen zenginlerimize özellikle duyurulur!

Daha yeni haberi çıktı. Yerli girişimciler tarafından oluşturulan Gram Games firması 250 milyon dolara satıldı ve bu firmaya çok daha küçük bir ekonomik boyuttayken yatırım yapanlar neredeyse dolar bazında onlarca kat kazandı. Onları takdir etmek lazım. Güvendiler, risk aldılar ve para kazandılar.

Şayet bu ülkede gerçekten yatırım yapmak istersen adını gizleyebilirsin. İlla afişe olacaksın diye bir kural yada kanun yok. Ama önce niyet ve samimiyet önemli.

İş dünyamıza buradan seslenmek istiyorum. Artık şov yapan ve vitrin süsleyen yada günü kurtaran veyahut statükocu, misyonu sadece defansta kalarak günü kurtarmak olan yöneticilerle çalışmayı bırakın. Gerçekten vizyoner, operasyonel ve ofansif yöneticilerle çalışın. Risk alın, dünyaya açılın ve yeni fikirlere yatırım yapın.

Sonra marka olamıyoruz diye hayıflanıyorsunuz. İçeride tekel olmanın verdiği avantajlar ve devletin korumalarıyla sözde kağıt asker misali marka olmak değil dışarıda yüksek rekabet koşullarında marka olmak önemli. Babadan dededen kalma firmalarla geçmişimiz yıllara dayanıyor edebiyatıyla marka olmayı bırakın. Marka olmak için şirket tarihi değil gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında rakiplerden farklı ve iyi olmak, liderliğe oynamak kısacası tercih sebebi olmak gerekir. O zaman saygı duyar ve şapka çıkarırız.

Devlete de burada çok iş düşüyor. Yorulmuş enerjisi bitmiş ve iştahı kaybolmuş, mevcut yapıyı sürdürmekten başka bir düşüncesi olmayan firmalarla biz asla yurt dışına açılamaz ve başarılı olamayız. Zaten sonuç ortada? İhracatımız bir türlü beklenen o büyük hamleyi yapamıyor ve zorlanıyor. Kararlı adımlarla ileri gidemiyoruz. Mesela ihracatımız 500 milyar dolar olsun o zaman gümbür gümbür coşar ekonomimiz ve dünyanın her tarafından kapımızda adam birikir akıl sormak için!

İş dünyasında ve özellikle internet sitelerinde parlayan copy paste dönemi artık bitti. Devletin tüm sektörlerde rekabet koşullarını arttıracak önlemler alması ve girişimcilere destek olması şart. Ancak böyle yeni tip vizyoner, operasyonel, girişimci, yatırımcı, cesur patron ve yöneticilerle dünyaya açılabiliriz.

Bu kervan böyle gitmez. Çünkü mevcut köhne yapı rekabetçi koşullara asla uygun değil. Eskiyi korumak adına yenilerin önüne taş koymayalım. Eğer Facebook, Amazon, Tesla gibi ilham veren ve dünyaya satan girişimleri bizde içeride görmek istiyorsak top yekün zihniyet değişikliği gerekiyor. Mevcut hantal yapıyla kaldığımız kısır döngüde bu iş yürümeyeceğine göre mutlaka yeni bir açılım şart!

Lütfen artık önümüzü açın?…

İŞ ARAYANLAR İÇİN YURTDIŞI

Zaman zaman çiçeği burnunda yada üç beş yıllık iş tecrübesine sahip çalışan yada işsiz genç arkadaşlar kariyer ve iş dünyasındaki sorunlarla ilgili danışıp bilgi almak istiyorlar. Vaktimiz elverdiğince ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya ve ufuklarını açmaya çalışıyoruz. Zira bizim zamanımızda yol gösterecek adam pek yoktu şimdi en azından tek başınıza bile kalsanız internette dünya kadar paylaşım var. Amacınıza, bilgi ve becerinize göre bir yol seçmek ise size kalmış durumda. Ancak bunu yaparken çok fazla zaman israfı yapmayın. Zira dönüşü kolay olmayan bir yola girerek veya sapa yollarda düşündüğünüzden çok daha fazla vakit kaybedebilir hatta geriye dönmek için oldukça geç kalabilirsiniz.

Şimdi bilgi almak isteyenin samimiyeti ve niyeti çok önemli zira günümüzde eş dost akrabadan (ki bazılarının kendisine hayrı yoktur!) torpilli değilseniz, ayak oyunlarıyla bir yerlere varmak istemiyorsanız ve maddi imkanlar çok iyi değilse illaki iş dünyasının acımasız koşulları altında ezilmeye mahkumsunuz. Peki hiç çıkış yok mu?

Elbet var ama bu size bağlı? Eğer kişiliğiniz darbelere karşı dayanıklıysa, sabırlıysanız, güçlüyseniz size karşı yapılan tüm haksızlıklara ve baskılara dayanabilirseniz, yeri gelir kural dışı yaklaşımlara karşı mücadele edebilirseniz illa ki ayakta kalırsınız. Ancak ayakta kaldığınızda nerede ve ne şekilde durduğunuz önemli yani hala başladığınız noktaya yakın mısınız? Yada hatırı sayılır olumlu bir mesafe kat edebildiniz mi? Tabi bu yolda uğradığınız fiziksel ve psikolojik hasar da cabası!…

Şayet bu mücadelede hasbelkader bir yerlere gelmek haricinde daha önceden düşündüğünüz hedeflere çizgi ve seviyenizi düşürmeden, bel aşağı vurmadan ve eş dost akraba yardımı olmadan ulaşabiliyorsanız zaten size şapka çıkarıp alkış tutmak ve saygı duymak gerekiyor.

Ama kendinizi böyle bir mücadeleye hazır hissetmiyorsanız veya denediniz baktınız ki kural nizam hak getire yada siz bu mücadeleyi veremeyeceksiniz o zaman siz ekmeğinizi başka yerde arayacaksınız ki artık bu ülke sınırlarını aşmanız gerekiyor.

Peki gelelim asıl soruya; Çözüm ne? Tabi ki ve malesef çözüm yurtdışı!…

Aslında yurtdışına ne kadar erken giderseniz o kadar başarılı olursunuz zira dil ve kültür sorunları çok daha kolay aşılır. Ama 50’ sinde gidip yerleşen ve iş açan da var. Biz yasal yollardan olasılığı yüksek olan ve tercih edilenleri aşağıda kısaca değerlendirelim.

Yurtdışına gitmenin en kolay yolu yabancı dil öğrenmek veya MBA gibi eğitim amaçlı gitmektir. Bu şekilde gittiğiniz ülkede hem lisan daha iyi olur hem de (Türkiye’ deki hangi üniversiteyi bitirirseniz bitirin) yapacağınız MBA’ e göre iş bulmanız çok daha kolay olur.

Peki MBA yapmadan iş bulunamaz mı? İş bilgisi ve tecrübesi çok önemli. Mesela yazılım konusunda spesifik bir bilgi ve tecrübeniz varsa sizi işe alma olasılıkları çok yüksektir. Örneğin geçmişte ERP bilenler bu konuda ciddi fırsat yakalıyordu. İş’ te çalışırken de MBA yapabilirsiniz ki bu size ayrıca zaman tasarrufu sağlar.

Şayet yurt dışında aile ve akraba varsa o da sizin için önemli bir fırsattır. Çünkü barınma ve diğer yaşamsal ihtiyaçlarınız çok kolaylaşır ve önemli avantaj kazanırsınız. Unutmayın onların tecrübesi ve yönlendirmesi de size çok yarar sağlar. Daha kısa sürede intibak etmeniz ve iş bulmanız kolaylaşır.

Bir diğer seçenek de göçmen olarak başvurmaktır. İstenen kriterlere sahip olursanız ve kabul edilirseniz gittiğiniz ülkede  uzun bir zaman sıkıntısız iş arayabilir ve vize sorunu olmadan yaşayabilirsiniz. Vatandaşlık almak bulunduğunuz ülkede hayat koşullarınızı ve öz güveninizi arttıracaktır. Olası sorunları daha kolay aşarsınız. Evlilikte bu kapsamda değerlendirilebilir. Unutmayın kaçak yaşamak daima risk içerir.

Keza uluslararası firmalarda çalışırken farklı ülkelerde çalışma imkanı çıkabilir. Başvurup değerlendirmek gerekir. Yada yabancı bağlantılarınızla olumlu ilişkilerinizi kullanarak bu şekilde transfer olabilirsiniz. Şu an yurt dışında çalışanların bir kısmı bu imkanlardan yararlanmıştır.

Global iş sitelerine başvurmak ve/veya ilgilendiğiniz firmaların sitelerinden eleman arayışlarını kontrol etmek size yeni bir kapı açabilir. Şayet yeterli bilgi ve tecrübeye ve telefonda mülakat yapabilecek kadar yabancı dile hakimseniz başarılı olabilirsiniz.

Hangi ülkeye, hangi dile ve hangi kültüre sempati duyuyorsanız hedeflerinizi buna göre belirleyin ancak gideceğiniz ülkenin ekonomik koşullarını da mutlaka iyi araştırın. Mesela güçlü bir ekonomiye sahip Çin’ de yada yakınındaki Güney Kore, Singapur veya Hong Kong gibi ülkelerde bulunmak ülkenizle olası ticari bağlantıları yönetmenizi de sağlayabilir.

Avrupa eskisi gibi cazip olmamakla birlikte hala bizden çok iyi durumdalar. Keza ABD, Kanada, Avustralya hatta Yeni Zelanda her daim tercih edilebilecek ülkeler olarak görünüyor.

Bu saydıklarımız arasında özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’ daki ülkelerin en büyük avantajı iş ve yaşam kalitesinin çok tatmin edici düzeyde olmasıdır. Şayet her şey yasal ise (kaçak çalışmıyorsanız) kimse size zorla (ve ücretsiz) mesaiye kalmanız için baskı yapamaz. İş şartları ve çalışma saatleriniz bellidir. Eğer farklı bir uygulama olursa (mobbing) yasal olarak daha etkin sonuç alırsınız. Hobilerinize ve özel hayatınıza daha çok zaman ayırabilirsiniz. Yaşam standartlarınız daha yüksek olur. İşsiz kaldığınızda iş bulmak süreci daha kısa olur vs. Tüm bu şartları göz önüne aldığımızda yurt dışında çalışmak ve yaşamak mantıklı bir tercih durumundadır.

Unutmayın bilgi, tecrübe ve eğitiminizin seviyesi arttıkça saygınlığınız ve talebiniz artar. Ekonomik koşullarınız yükselir. Bir gün ülkenize geri dönmek zorunda kalırsanız daha donanımlı ve iyi şartlarda çalışma şansınız artar. Garanti demek yanlış olur çünkü bu kadar işsiz ve genç emeklinin olduğu bir ülkede garantili iş bulmak hiç kolay değil. Ama artılarınız avantaj sağlar.

Tabi tüm bu tavsiyelerim hayatını doğru ve dürüst bir yolda yaşamak isteyenler için. Diğerleri zaten kendi oyunları ve sinsi planlarıyla amaçlarına farklı yollardan gidecektir. Size düşen böyle kişilerden uzak durmak ve onlara asla koz vermemektir. Eğer paçanızı bir kere kaptırırsanız bedeli ağır olur öyle ki sizi de kullanır ve kolayca harcarlar. Gerek hayatta ve gerek iş dünyasında altın kural önce insan tanımaktır. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözü boşuna değildir!

Sonuçta hayat sizin hayatınız. Eğer ayağınız yere sağlam basıyorsa ve hayalleriniz ulaşılamayacak değilse iyi düşünün ve iyi karar verin. Hayat aslında düşündüğünüzden kısa ve kalbinizi dinleseniz bile yine mutlaka akıl ve mantığınızla hareket edin. Başarılı olmak sizin elinizde. Beklentilerini ve hedeflerini iyi ölçen ve yol haritasını iyi çizen mutlaka başarılı olur. Günübirlik yaşayan ise ancak o günü kurtarırken kendini iş dünyasının ve hayatın bilinmeyen dalgalarına bırakır ve sürüklenerek gider.

Tavsiye dinlemek isterseniz unutmayın ki hayatta sadece kazananların değil kaybedenlerin de çok çarpıcı ve etkileyici hikayeleri vardır. Eğer niyet ve yaklaşımında samimi kişileri bulursanız kaçırmayın ve mutlaka dinleyin zira çok şey öğrenirsiniz. Önemli olan kendi payınıza doğru tespitleri yapmak ve gerekli dersleri çıkarmaktır!

SİBER İSTİHBARAT İŞ BAŞINDA

Çoğumuz özel hayatımızın izlendiğinin ve bilindiğinin farkında değil? İsmi üstünde özel hayat ama aslında bizim dışımızda hiç bilmediğimiz kişi yada kişiler veya hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan kurumlar hakkımızda önemli bilgi ve dosyaları çoktan tutmuş ve saklamış vaziyetteler. Peki buna izin verdik mi? Tabi ki hayır ama izin soran da zaten yok zira bunu biz kendimiz yaptık.

Hatırlarsanız cloud’ u tanıttılar. Sonra bazıları özel mahrem fotoğraflarını burada paylaştı sistem hack’ lenince magazin basını bayram yaptı. Boy boy fotoğraflar vs. derken paparazziler bile daha iyisini yapamazdı!

Tabi hack’ lenmek her zaman olabilir şayet hakkınızda birileri bilgi elde etmek istiyorsa bilgisayarınızı veya akıllı telefonunuzu hack’ leyerek kişisel bilgilerinize kolaylıkla erişebilir. Ama bunun dışında gönüllü olarak teslim olduğumuz uygulamalar var. Bunlar sosyal medya altında facebook, twitter, instagram, linkedin vs. Telefon uygulaması olarak whatsapp derken tüm bilgilerimizi paylaştığımızda bunların süresiz olarak depolandığını unutmamalıyız. Biz silsek dahi sistem bunu silmiyor. Tabi burada açılım sizin ve paylaşım ise cesaretinizle doğru orantılı. Kısacası kimlik bilgileriniz işin masum yanı, tüm arkadaşlarınız, gittiğiniz yerler, hobileriniz, siyasi görüşleriniz, özel mekanlarınız, özel fotoğraflarınız vs. derken bilerek veya bilmeyerek bu açılımı doğal bir biçimde yapıyorsunuz.

Peki ne mi oluyor? İşte saf olmamamız gereken kısım bu zira sıradan kişiler için belki çok önemli bir sorun olmayabilir ama diyelim ki ileride popüler bir kişi oldunuz veya sizi kötü niyetli takip edenler var. Alın işte size şantaj malzemesi ki; Zaaflarınız, artılarınız, eksikleriniz vs. derken hakkınızda önemli bir klasör çoktan hazırlanmış vaziyette.

Bazılarına kullanıcı sözleşmesi gereği yada yapılan değişikliklerde mecburi izin veriyoruz. O da bize reklam olarak geri dönüyor bu işin masum kısmı olarak kabul edilebilir ya ilerisi? Gerçek şu ki eskiden istihbarat için ajan kullanılırdı ancak günümüzde buna pek gerek yok siber dünya ne güne duruyor?

Kime ve nasıl güveniyorsunuz? Yapılan taahhütlerin bağlayıcı özelliği var mı? Kendi ülkenizde yasalarınızı tanımayan ve kurallarınıza riayet etmeyen uluslararası internet siteleri sizi çok kolay ters köşeye yatırabilir.

Öyle sosyal medyada atıp tutmak ve ahkam kesmekle bu işler çözülmüyor. Atı alan Üsküdar’ ı çoktan geçmiş vaziyette. Siz siber dünyanın çoktan hedefi olmuş durumdasınız. İsteseniz de istemeseniz de özel bilgileriniz, fotoğraflarınız ve mesajlarınız kayıt altında ve asla silinmeyecek. Dua edin de bunlar farklı amaçlar için asla ileride kullanılmasın.

Peki buna önlem ne yapılabilir? Aslında çok basit ne kadar az o kadar iyi ve ne kadar çok o kadar kötü prensibinden yola çıkarak paylaşımlarınıza hep dikkat edeceksiniz. Sadece bağlantılarınızla paylaştığınızı düşündüğünüz özel fotoğraf, video, mesaj vs. sizi ileride rahatsız edebilecek içeriğe sahipse bu paylaşımları yapmadan evvel birkaç kez daha düşüneceksiniz. Yapmamanız ise kesinlikle lehinize olur. Aslında çekiniyorsanız ve güvenmiyorsanız sosyal medya hesaplarınızı şimdiden silin ve kapatın.

Eskiden telefon dinlemek modaydı ve bu hala geçerli dahi olsa artık sosyal medya ve mesajlaşma aynı hatta daha fazla değere sahip. Üstelik daha kolay bilgiye erişim sağlanıyor. Birinde ekstra eleman ve ekipman gerekirken diğerinde ise salt gönüllülük var.

Kıssadan hisse el elin eşeğini türkü söyleyerek çağırır derler. Sizin derdinizi sadece siz bilirsiniz ve kimseden yardım beklemeyin. Şayet kendinizi kontrol edemiyorsanız yazdıklarınızı ve dilinizi tutamıyorsanız, şunu bilin size kimse yardımcı olamaz. Buna ilaveten anında nerede olduğunuzu ve ne yaptığınızı paylaşıyorsanız bir adım ilerisini düşünün de evinize kamera ve alarm falan taktırın. Olur ya sözde hayranlarınızdan biri sizden hızlı çıkıp evinizi yada işyerinizi soymasın? Yada aniden karşınızda sürpriz bir ziyaretçi bulmayın?

Son olarak iş dünyasına da bir çift sözüm var. Özel deyince çizgiyi aşıp olayı siyasete, fanatikliğe vs. dökenler profillerini açık yaparlarsa cümle aleme kendilerini afişe ederler. Mesela iş arkadaşlarınız, patronlarınız, müşteriler, İK vs. Şayet aniden iş yerinizde sorunlarla karşılaşırsanız ve kapıya konarsanız hiç şaşırmayın. Bunu siz kendi elinizle yapıyorsunuz?

Eskilerin güzel bir sözü var. Az aşım kaygısız başım!….

DİPLOMALI İŞSİZLER?

Geçende bir üniversitenin mezuniyet törenine davetliydim. Herkes çok heyecanlıydı. Öğrenciler, hocalar, veliler, misafirler vs. verilen emeklerin karşılığı olarak yapılan merasim, umutların yeşermesi ve diplomaların gözyaşları içerisinde kutlanması hayli duygusal bir törendi.

Peki bu kadar umutlarla alınan diplomalara verilecek değer nedir?

Azerbaycan devlet petrol şirketi Socar’ın Türkiye CEO’su Kenan Yavuz, 2015 yılında yaptığı paylaşımlarla ilginç noktalara değinmişti. Tekrar bir hatırlayalım ve göz atalım;

*YÖK denilen kurum aileleri ve çocuklarımızı kandırmaktan vazgeçmelidir. Üniversite bitirip ortalığa dökülen milyonlarca genç var.

*Nitelikli ara iş gücü bulamıyoruz. Üniversite bitirdim diye eline diploma alan, ben ne zaman müdür olacağım demeye başlıyor.

*Buradan YÖK’e sesleniyorum, gelecek üç yıl içinde binlerce meslek eğitimli işçi istihdam edeceğim. Üniversite mezunlarına ise kapım kapalı.

*Ailelere sesleniyorum, Sitcom Üniversitelere çocuklarınızı gönderip hayatlarını karartmayın. İş bulamazlar.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/29490620.asp

Bu mesajlar net ve sert olmakla birlikte aslında gerçeğin ta kendisi. Her şeyden evvel bu kadar açık ve samimi mesajları paylaştığı için Kenan Bey’ i tebrik etmek gerekiyor. Maalesef gerçekler acı ve kimse kimseyi kandırmasın. Bu kadar yüksek nüfus artışı ve genç istihdamın hızına yetişemeyen, deneyimli ve nitelikli nice insanın hak etmediği halde evde oturduğu günümüz koşullarında (farklı yollardan işini halledenleri bir kenara koyarsak) bu rekabete dayanmak için çok çalışmak, geçekten sabırlı ve dirayetli olmak gerekiyor. Acımasız koşullar çoğu gencin hayallerini daha baştan altüst edebilir ve yıkabilir. Hatta iş hayatının beklentileri karşılamaması da ayrı bir hüsran oluşturabilir.

Tüm bunların üstesinden gelebilmek için gençlerimizin bazı tedbirleri erkenden alması gerekiyor. Buna göre farklı olmak kazandırır. Bu sebeple başkalarının denemediği yetenek ve kabiliyetler sizi ön plana çıkarabilir.

Yabancı dil zaten olmazsa olmaz çoğu iş için.

Girişimcilik, gençler için önemli bir kurtuluş olabilir. Bu sebeple kendi başınıza yapamıyorsanız dahi arkadaşlarınızla farklı şeyler denemeye çalışın. Yabancılar bu işi başarıyor ve siz de başarabilirsiniz.

Staj ve part time çalışma önemli bir tecrübedir. İş dünyasını erken tanımanıza ve neyle karşılaşacağınıza dair değerli bir deneyim kazanırsınız.

Vaktinizi boşa geçirmeyin ve zaman hızlı geçer dolayısıyla olumlu çevre edinin ve kişisel gelişiminize önem verin.

Size yararlı bilgiler veren ve olumlu deneyimlerini paylaşanların mutlaka kıymetini bilin. Artık kimse kimseye zaman harcamıyor.

Yurt dışında okuma veya çalışma imkanınız varsa mutlaka değerlendirin. Ufkunuz artar ve kim bilir doğduğunuz yer değil doyduğunuz yer misali hayatınız değişir.

Güveneceğiniz ve birlikte yürüyeceğiniz yol arkadaşlarını iyi seçin. Yanlış tercihler büyük zaman ve emek kaybına yol açar.

Uluslararası firmalar yurt dışı çalışma koşulları sebebiyle tercih edilebilir. Ama unutmayın fırsat yakalamak hiçte kolay değildir.

İnandığınız (ama ayağı yere değen) projeniz varsa asla vazgeçmeyin sabırlı olmak başarı için önemli bir adımdır. Hayalci olmayın ve yaşadığınız koşulları iyi değerlendirin. Değiştiremeyeceğiniz ve imkansız koşullarda başarı gelmez. Başarısız olduğunuzda kendi koşullarınızı değiştirmeniz daha sağlıklı nefes almanızı ve kendinizi yeniden değerlendirmenizi sağlar. Böylece hata yaptığınız konularda ısrarcı olmaz ve gelecek için doğru adımları atmaya çalışırsınız.

Tabi çevre de önemli. Eğer başarılı olmak istiyorsanız iyi bir çevre edinin. Bunun için spor ve hobi faaliyetlerinizi arttırın. Unutmayın zayıf koşullarda başarı zorlaşır.

Daha çok ilave edilecek tavsiye var. Bunun için çok faydalı yazılar ve kitaplar var. Sonuçta ülkemizde en büyük sorun hesapsız ve plansız büyüme olduğundan gelişmiş ülkeler nitelikli iş gücü açığını dışarıdan sağlarken biz ise mevcutlara iş bulamıyoruz. TÜİK Mart 2017 raporuna göre; Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı %21,4’ tür ki resmi rakamlar daima gerçek tablonun altındadır.

Diploma dağıtmak için dağa taşa üniversite açarak binlerce gencimizi hem mağdur ediyoruz hem de eğitim kalitesini düşürerek ülke ekonomisine ayrıca zarar veriyoruz. Kimse kusura bakmasın ama bugün çoğu üniversite mezunu, eskinin lise mezunu ayarında bilgi ve niteliğe bile sahip değil. Bu koşullarda uluslararası alanda rekabet etmemiz ise hiç mümkün değil. Dolayısıyla eğitim ve öğretim kalitesinin acilen artması gerekiyor.

İş dünyası da bu konuda üniversitelere işbirliği çağrısı yapmalı ve destek olmalı. İhtiyacı olan personeli karşılamakta zorluk çeken iş dünyasıyla hayali eğitim veren üniversitelerin müfredatı ve amaçları kesişmeli. Birbirinden kopuk olduğu müddetçe kimse umduğunu bulamayacak.

Ve itiraf edelim ki; Şartlar değişmezse gençlerimiz geleceğimiz değil ancak sırtımızda kambur olacak!…