İDEAL YÖNETİCİ NASIL OLMALI?

Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim derler. Bunu iş dünyasına uyarlarsak; Bana yöneticini söyle sana iş hayatını söyleyeyim?

Şimdiye kadar çeşitli yönetici profillerini gördük ve dinledik. Yerli yöneticilerin olumsuz özelliklerini yazmadan önce hepsinin aynı kişide bulunmadığını ama bir veya bir kaçını rahatlıkla barındırdığını belirtelim.

Yerli yöneticilerin genel olumsuz özellikleri;

Yetki ve sorumluluk kullanamamak ya da dışına çıkmak.

Kriz yönetememek.

Öz güven eksikliği.

Yabancı dil sorunu.

İletişim sorunları.

Yönetim vasıflarında zafiyet.

Kişilik sorunları ve bozuklukları.

Mesleki yetersizlik.

Vizyon eksikliği.

Motivasyon sorunları.

Ekip yönetme eksikliği.

Sorun çözme acizliği.

Yanlış görevlendirmeler.

Hatalı ve gerçeğe uymayan hedefler.

Küçük sorunları abartarak büyütmek.

Konuşma ve davranışta saygı sınırlarını aşmak.

Kendi hatasını astına yüklemek.

Üstüne karşı daima şirin gözükme çabası.

Kendi kişisel bütçesini dahi yönetememe acizliği.

İşe değil adama odaklı çalışma şekli.

Başarıyı ölçememek.

İstatistik ve raporlama konusunda kifayetsizlik.

Çözüm odaklı olmak yerine sorun çıkaran yaklaşım.

Takıntılı hareketler.

Eğitim ve kültür eksikliği.

Kişisel ve maddi menfaatlerin fazla öne çıkarılması.

Astına güven vermemek ve iç sorunları çözmekte acizlik.

Mevki ve makam korkusu yüzünden zayıf kadro ile çalışmayı tercih etmek.

Özel hayatı ihlal etmek.

Hatalı elaman alımı ve tercihleri.

Adil davranmamak ve şeffaf hareket etmemek.

Baskıyı karşılayamamak ve dayanamamak.

İş ve zaman planı yapamamak.

Hobi ve spor eksikliği.

Tabi bunun üzerine ilave edilebilecek başka tanımlar da çıkabilir. Ama bu tespitlerimiz genellikle ve çoğunlukla rastladığımız olumsuz özelliklerdir. Yurt dışına neden yeterli sayıda yönetici gönderemiyoruz diye sorgulamadan önce iş hayatımızdaki sorunları mutlaka ve acilen çözmemiz gerekiyor.

Sistem ve disiplin olmazsa ya da sorunlara zamanında net ve kesin çözüm bulunmazsa iş ortamı dejenere olur ve mevcut sorunlar virüs gibi tüm şirkete yayılır. Sonuçta daha büyük başarı elde edilebilecekken ortalama değerler bile önemli bir başarı kabul edilir. Şayet doğru bir çatı ve sistem altında kişisel hatalar, sorunlar ve eksikler halledilebilirse daha verimli ve başarılı bir iş ortamı sağlamak işten bile değildir.

Bu noktada patronlara, üst düzey yöneticilere ve İK sorumlularına büyük iş düşmektedir. Doğru kişileri eğitin, yönetici seçin, yetiştirin, denetleyin, hedef gösterin ve sonuca odaklanın. Yapacaklarınız sadece size değil Türk iş hayatına da olumlu katkı sağlayacak ve olumlu yol gösterecektir.

Geçmişte ve hali hazırda çok fazla örneğini göremedik ama inşallah gelecekte saygı duyarak övünebileceğimiz ideal bir iş dünyamız, iş adamlarımız ve yöneticilerimiz olur.

Advertisements

İMDAT İŞYERİMDE MOBBİNG VAR!

Ülkemizde çok uzun yıllardır mevcut olan ve uğradığı psikolojik baskı sonucu fiziksel sorunların ve psikolojik  rahatsızlıkların mağdurlarına miras olarak kaldığı bir kavramdır mobbing!

Peki mobbing nedir? Kısacası bir işyerinde meslektaşları, astları veya üstleri tarafından taciz, sindirme, rahatsız edilme ve psikolojik baskı görmeyi ifade eder. Hatta buna düşük maaş, atanmama, ağır iş yükü, ücretsiz mesai ve aşırı çalışma, izin kullandırmama vs. gibi haksızlıklar da ilave edilebilir. Örneğin hakkı olduğu halde yükselemeyen veya maaşında haksızlığa uğrayan da bir nevi mobbinge maruz bırakılmaktadır veya buna yol açılmaktadır. Beğenmiyorsan bırak git zihniyeti!

Maalesef mobbing konusunda çoğu işyerleri sözde kurumsal kimlik taşımalarına rağmen kayıtsız ve sorumsuz davranırken mağdur kendi imkanlarıyla sorunu çözmek veya nihayetinde şirketten tası tarağı toplayıp  ayrılmak durumunda kalmaktadır. Failler ise hayasızca ve  pişkince yoluna devam etmektedir. Yapanın yanına kar kalır mantığı!

Mobbingin hemen her yerde görüldüğü aşikardır. Bunun çeşitli sebepleri arasında makam ve mevki rekabeti, kıskançlık, cinsiyet ayrımcılığı, inanç farkı, eğitim ve kültür farkı, iş ahlakı eksikliği, ırkçılık, cinsellik vs. gibi çok farklı ve çeşitli sebeplerden bahsedilebilir.

Bizde iş yapmaktan ziyade iş yapmamak ve hatta yaptırmamak prensip edinildiği için mobbing hedefteki mağdurları harcamak konusunda önemli bir enstrümandır. Yıllardır gördüğümüz ve duyduklarımıza bakarsak tedbir almak konusunda bayağı sınıfta kaldığımız aşikardır.

Mobbing mağdurunun önce arkasının sağlam sonra kuvvetli bir sinir sistemine ve ekonomik koşullara sahip olması gerekir ki önce şirket içinde sonra yasal yollardan ciddi ve uzun süreli bir savaş verebilsin. Aksi takdirde meslek grupları, sendikalar, yönetim, İK, hatta güvendiği iş arkadaşları vs. hepsi duruma seyirci kalabilir ve mağduru tek başına bırakabilir. Neden böyle o da ayrı bir konu? Düşenin dostu olmaz misali!

Mesela mağdur bu sorunu çözmek için şirket içinde bölüm değiştirmek istediği zaman hemen önüne duvar konur. Sanki katolik nikahı yapıldı? Bırakın kişi istediği bölüme gitsin ama yok hayır, yasak! Saçmalığa bak! İşten çıksa sorun edilmez ama bölüm değiştirmeye gelince memleket meselesi olur?

Sen bu elemana dünya masraf ve yatırım yapmışsın. Neden başka bir bölüme geçmesine izin vermiyorsun? Adam esir mi? Neden mağdur olmasına göz yumuyorsun? Neden onu mağdur eden ahlaksızlara ister yöneticisi, ister iş arkadaşı ve ister elemanı olsun, Susuyorsun ve hesap sormuyorsun? Tabi karşı taraf kalabalık ve güçlüyse olan her halukarda mağdura oluyor. Çünkü kimsenin haklıdan yana olma gibi bir iddiası ve ahlaki değeri yok. Mantık şu; Sen sorun çıkarıyorsun demek ki sorunlu sensin anlayışıyla mağdur hem işveren ve hem iş arkadaşları tarafından bir kez daha ağır darbe yer ?

Bakın bizdeki iş dünyası kadar sıkıntılı bir ortam yurt dışında özellikle batıda olsa inanın uluslararası dev şirketler çoktan batardı. Bizdeki kadar hak etmeyen, sonradan görme, kifayetsiz, torpilli ve gözü aç insanlara böyle mevki ve makam verirsen kimden ne bekliyorsun? Adalet mi? Geçiniz bizde kaybeden bile akla hayale gelmeyecek mazeretler üretip kendini kazançlı sanırken bu ortamda ne bekliyoruz? Gemisini kurtaran kaptan!

İş yine dönüyor dolaşıyor önce devlete sonra meslek kuruluşlarına, sendikalara, STK’ lara ve nihayetinde en önemlisi firmalara ve patronlara iş düşüyor. Ey firmalar siz eleman alırken ince eleyip sık dokuyorsunuz ya o zaman sizde elemana sözlü ve yazılı taahhüt edeceksiniz. Şayet işyerinde mobbing uygulanırsa her türlü hakkı korunacaktır ve konu araştırılarak failleri bir an evvel cezalandırılacaktır diye. Var mı böyle bir taahhüt? Yok tabi o zaman laf değil yazı önemli. Söz uçar yazı kalır misali!

Biz kurumsal firmayız yok uluslararası firmayız yok şuyuz buyuz geçiniz bunları. Bunlar içi boş kavramlar! Kusura bakmayın gidin bakalım yurt dışındaki yasalara bizdeki iş hayatında yaşananlar orada olsa kimler yerinden oynar veya hemen atılır? CEO’ yu bile gönderirler hem de hiç gözünün yaşına bakmazlar. Bizdekiler ise çoğunlukla seyirci kalır ve kılını kıpırdatmaz. Anlı şanlı nice patron ve yöneticimizin harcadıkları bir çok mağdur eski dosyaların kara sayfalarında vardır! Biraz cesaretleri ve onurları varsa anılarında gerçekleri yazsınlar?

Bakmayın burası çiftlik! Aydınlanma ve uyanma olmadığı müddetçe herkes başının çaresine baksın. Mağdurlar iş arkadaşlarından boşuna yardım ve medet ummasın. Çoğu zaten köle ve hissiyatsız olmuş durumdalar. Görürler, duyarlar ve bilirler ama susarlar. Sorsan ne yapalım ailemiz var çoluk çocuk var yada başka iş yok vs. gibi bir sürü bahane uydurulur. Maalesef dik duran karakterli ve güvenilecek adam kolay bulunmuyor. Bulursanız da zaten hiç bırakmayın!

Mağdur olanlara yegane tavsiyem eğer mücadele edecek imkanınız varsa ve kaderinize razı değilseniz haklarınızı sonuna kadar arayın ama elinizde somut ve geçerli deliller olsun. Şayet ayrılmayı dahi göze alıyorsanız maddi ve manevi dava açabilirsiniz. Öncesinde tazminatlar ve haklar nedir bir araştırın? Komik rakamlar ve cezalar varsa boşuna cepten ve zamandan gider. O da ibretlik ayrı bir konudur tabi?

Bunun dışında işe yarayacağını çok düşünmemekle birlikte şansınızı denemeniz ve belki birileri insafa gelir diye ilgili firmanın varsa yurt dışı merkezine ve üst düzey yöneticilerine durumu şikayet ederek bildirebilirsiniz ama konu döner dolaşır yine yerel merkeze gelir? Eğer firma yerliyse yine patron veya üst düzey yöneticilerle görüşün yada yazışın. Ancak tüm bu görüşmeleri mutlaka kayıt altına alın. Mesela mail veya noterden yazışmalar vs. önemli delil olur. Zaten ihtar vb. verilirse bunlara verdiğiniz cevaplar dolayısıyla tüm resmi yazışmalar faydalı olacaktır.

Ses ve görüntü kayıtları için dikkat edin zira suçlu duruma düşebilirsiniz. Konuyla ilgili deneyimli bir hukukçudan destek alın. Öyle ki konuyla ilgili etrafınızdan araştırarak hukuk desteği almanız size büyük rahatlık ve avantaj sağlayabilir. Deneyimli avukatlar özellikle tercih edilmelidir. Şunu unutmayın yargı süreci uzun sürebilir keza maddi ve manevi yıpratıcı olabilir. Detaylı bilgi almakta fayda var.

Devletin ilgili bakanlıklarının yasal eksiklikleri acilen gidermesi, ilgili davaların kısa sürede sonuca bağlanması, suçlulara ağır ve caydırıcı cezalar verilmesi şarttır. Keza mobbing yapana herhangi bir yaptırımda bulunmayan ve duruma kayıtsız kalan firmalara da ciddi ve ağır cezalar verilmelidir. Bu tür çağ dışı ve hayasız davranışlar iş dünyasının gündeminden düşmelidir. Unutmayalım ki eğer adalet herkese adil ve eşit uygulanırsa sorunlar kolay çözülür ve aşılır.

Son olarak kimse mağdur olmak istemez ama olur da başınıza mobbing gelirse Allah yardımcınız olsun. Ümidinizi asla yitirmeyin elbet bir çıkış bulunur! Belki zaman geçer ve para gider ama en önemlisi hiç kuşkusuz sağlık ve sağlığınızı asla kaybetmeyin!

SİBER İSTİHBARAT İŞ BAŞINDA

Çoğumuz özel hayatımızın izlendiğinin ve bilindiğinin farkında değil? İsmi üstünde özel hayat ama aslında bizim dışımızda hiç bilmediğimiz kişi yada kişiler veya hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan kurumlar hakkımızda önemli bilgi ve dosyaları çoktan tutmuş ve saklamış vaziyetteler. Peki buna izin verdik mi? Tabi ki hayır ama izin soran da zaten yok zira bunu biz kendimiz yaptık.

Hatırlarsanız cloud’ u tanıttılar. Sonra bazıları özel mahrem fotoğraflarını burada paylaştı sistem hack’ lenince magazin basını bayram yaptı. Boy boy fotoğraflar vs. derken paparazziler bile daha iyisini yapamazdı!

Tabi hack’ lenmek her zaman olabilir şayet hakkınızda birileri bilgi elde etmek istiyorsa bilgisayarınızı veya akıllı telefonunuzu hack’ leyerek kişisel bilgilerinize kolaylıkla erişebilir. Ama bunun dışında gönüllü olarak teslim olduğumuz uygulamalar var. Bunlar sosyal medya altında facebook, twitter, instagram, linkedin vs. Telefon uygulaması olarak whatsapp derken tüm bilgilerimizi paylaştığımızda bunların süresiz olarak depolandığını unutmamalıyız. Biz silsek dahi sistem bunu silmiyor. Tabi burada açılım sizin ve paylaşım ise cesaretinizle doğru orantılı. Kısacası kimlik bilgileriniz işin masum yanı, tüm arkadaşlarınız, gittiğiniz yerler, hobileriniz, siyasi görüşleriniz, özel mekanlarınız, özel fotoğraflarınız vs. derken bilerek veya bilmeyerek bu açılımı doğal bir biçimde yapıyorsunuz.

Peki ne mi oluyor? İşte saf olmamamız gereken kısım bu zira sıradan kişiler için belki çok önemli bir sorun olmayabilir ama diyelim ki ileride popüler bir kişi oldunuz veya sizi kötü niyetli takip edenler var. Alın işte size şantaj malzemesi ki; Zaaflarınız, artılarınız, eksikleriniz vs. derken hakkınızda önemli bir klasör çoktan hazırlanmış vaziyette.

Bazılarına kullanıcı sözleşmesi gereği yada yapılan değişikliklerde mecburi izin veriyoruz. O da bize reklam olarak geri dönüyor bu işin masum kısmı olarak kabul edilebilir ya ilerisi? Gerçek şu ki eskiden istihbarat için ajan kullanılırdı ancak günümüzde buna pek gerek yok siber dünya ne güne duruyor?

Kime ve nasıl güveniyorsunuz? Yapılan taahhütlerin bağlayıcı özelliği var mı? Kendi ülkenizde yasalarınızı tanımayan ve kurallarınıza riayet etmeyen uluslararası internet siteleri sizi çok kolay ters köşeye yatırabilir.

Öyle sosyal medyada atıp tutmak ve ahkam kesmekle bu işler çözülmüyor. Atı alan Üsküdar’ ı çoktan geçmiş vaziyette. Siz siber dünyanın çoktan hedefi olmuş durumdasınız. İsteseniz de istemeseniz de özel bilgileriniz, fotoğraflarınız ve mesajlarınız kayıt altında ve asla silinmeyecek. Dua edin de bunlar farklı amaçlar için asla ileride kullanılmasın.

Peki buna önlem ne yapılabilir? Aslında çok basit ne kadar az o kadar iyi ve ne kadar çok o kadar kötü prensibinden yola çıkarak paylaşımlarınıza hep dikkat edeceksiniz. Sadece bağlantılarınızla paylaştığınızı düşündüğünüz özel fotoğraf, video, mesaj vs. sizi ileride rahatsız edebilecek içeriğe sahipse bu paylaşımları yapmadan evvel birkaç kez daha düşüneceksiniz. Yapmamanız ise kesinlikle lehinize olur. Aslında çekiniyorsanız ve güvenmiyorsanız sosyal medya hesaplarınızı şimdiden silin ve kapatın.

Eskiden telefon dinlemek modaydı ve bu hala geçerli dahi olsa artık sosyal medya ve mesajlaşma aynı hatta daha fazla değere sahip. Üstelik daha kolay bilgiye erişim sağlanıyor. Birinde ekstra eleman ve ekipman gerekirken diğerinde ise salt gönüllülük var.

Kıssadan hisse el elin eşeğini türkü söyleyerek çağırır derler. Sizin derdinizi sadece siz bilirsiniz ve kimseden yardım beklemeyin. Şayet kendinizi kontrol edemiyorsanız yazdıklarınızı ve dilinizi tutamıyorsanız, şunu bilin size kimse yardımcı olamaz. Buna ilaveten anında nerede olduğunuzu ve ne yaptığınızı paylaşıyorsanız bir adım ilerisini düşünün de evinize kamera ve alarm falan taktırın. Olur ya sözde hayranlarınızdan biri sizden hızlı çıkıp evinizi yada işyerinizi soymasın? Yada aniden karşınızda sürpriz bir ziyaretçi bulmayın?

Son olarak iş dünyasına da bir çift sözüm var. Özel deyince çizgiyi aşıp olayı siyasete, fanatikliğe vs. dökenler profillerini açık yaparlarsa cümle aleme kendilerini afişe ederler. Mesela iş arkadaşlarınız, patronlarınız, müşteriler, İK vs. Şayet aniden iş yerinizde sorunlarla karşılaşırsanız ve kapıya konarsanız hiç şaşırmayın. Bunu siz kendi elinizle yapıyorsunuz?

Eskilerin güzel bir sözü var. Az aşım kaygısız başım!….

YÖNETİCİM UYUYOR MU?

Eskiden güzel bir reklam vardı sonunda şöyle bir feryat yükselirdi; “Yönetici Uyuyor mu?” Her ne kadar reklamın konusu farklı bile olsa yöneticinin sorunlar karşısındaki duyarsızlığını ve ilgisizliğini vurguluyordu.

Kabul edelim ki; İş hayatında en büyük sorun insan ilişkileridir hele de Türkiye’ de! Birde yöneticiniz sizi anlamakta ve idare etmekte zorlanıyorsa işiniz gerçekten zor demektir. Bunca yıllık iş hayatımızda ve etrafımızda gördüğümüz kadarıyla işini gerçekten iyi bilen ve elemanlarına karşı duyarlı ve adil davranan, sorumluluklarının bilincinde, idari yetenekleri kuvvetli yönetici sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Zaten yukarı doğru çıkıldıkça ne hikmetse yöneticilerin aşağıyla bağı da kalmamaktadır. Bunu aşmak için dikey değil yatay organizasyon vs. gibi değişik uygulamalarla sorun aşılmaya çalışılmaktadır ama sonuçta iş insanda bitmektedir.

Altında ne olup bittiğini bilmeyen hatta merak dahi etmeyen ve kazandığı yüksek ücretle bol sıfırlı primlerini düşünen sanki o mevkinin getirdiği sorumluluk kendisinin değilmiş de sadece alttaki personelinmiş gibi ilgisiz davranan, duyarsız, pasif ve başarısız yöneticiler hem şirkete zarar vermekte hem de elemanlarını değirmen gibi öğütmektedir. Böyle bir yöneticiye sahipseniz ve alternatifiniz varsa geleceğinizi bir an evvel değerlendirmekte acilen yarar var. Şirketinize çözüm konusunda asla güvenmeyin. Zaman içinde düzelir diye boşuna kendinizi teselli edip oyalalanmayın. Tüm bunlara göz yumuluyorsa zaten sizin hiçbir şansınız yok. “Ya tamam ya devam” diyeceksiniz.

Ülkemizde yıllar içerisinde yöneticilik sadece bilançoda bir başarı yada liyakat olarak değerlendirilirken insan idare etmenin ise ayrı bir eğitim, kültür ve yorum olduğu maalesef anlaşılamamış veya öneminin farkına varılamamıştır. Sadece kağıt üzerindeki finansal verilere dayanarak yada hasbelkader torpil vb. bu mevkilere gelenler işi idari olarak yeterince bilmediklerinden veya kifayetsizlikten ya iş tanımlamalarını yapamamakta yada görev dağılımında sorunlar yaşanmaktadır. Mecburiyetten sesi çıkamayan ve mutlaka işe ihtiyacı olanlar zorunlu olarak kaderine boyun eğmekte ve ezilmekte dolayısıyla yükün en ağırını taşımaktadır. İşin şov kısmında olan ve yöneticiyle ilişkilerinde samimiyeti aşan ve ileri taşıyanlar ise işin kaymağını yemekte ve adeta günü gün etmektedir.

İK’ cılar bu konuda genel olarak etkisiz ve duyarsızdır. Patronlar zaten alt kadrolarla hiç ilgilenmedikleri için durumu bilmemektedir. Onlardan insaf beklemeyin. Çoğunun derdi yüksek karlılık ve düşük maliyettir.

Ülkemizde çalışma koşulları ve saatleriyle ilgili kanunların düşük standartta kalması sebebiyle çalışanın uğradığı haksızlıklar karşısında mücadele etmesi ciddi bir dirence ve inanca sahip olmasına bağlıdır. Zira bu mücadelede en yakın arkadaşları dahi kendisine sırt çevirebilir. Sonuçta şirketinde dışlanabilir ve ayrılmaya zorlanabilir. Mahkemeye başvurduğunda uzun ve sıkıntılı süreçler yetersiz tazminat miktarları vs. derken attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmez ve maalesef yapanın yanında kar kalır zihniyeti burada da geçerli olur. Yaşadığınız psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar da acı bir hatıra olarak kalır.

Kısacası siz siz olun. Şayet yöneticiniz uyuyorsa kendi önleminizi kendiniz alın. Hedef tahtasına girerseniz öncesinde tedbirli olun ve alternatifleriniz net olsun. Düşenin dostu olmaz. Siz de “vah vah yazık oldu sen bunu hak etmedin?” edebiyatıyla kapıya konduğunuzda size gaz verenler mutlu mesut yoluna devam eder. Don Kişot gibi yel değirmenleriyle mücadele etmek istiyorsanız bu işe gönül vereceklerle bir platform kurup kendi deneyimlerinizi paylaşmak ve mağdurlara yardımcı olmak maddi olmasa da, manen size büyük bir mutluluk verecektir. Kim bilir belki bu şekilde daha onurlu bir hayatınız ve isminiz olur?