F1’ E TÜRK PİLOT ARANIYOR!

istanbul-park-2011-grid

F1 yazılarım sırasında en çok gelen okuyucu mektupları arasında “F1 pilotu nasıl olabilirim?” sorusu çok sık soruluyordu. İstanbul’ da yapılan F1 pistiyle gençlerin ve bu spora ilgi duyanların artan ilgisi ve haliyle F1 içinde yer almak istemesi pek çok yeni soruyu beraberinde getiriyordu.

Aşağıda F1′ in ilk Türk pilotu olma yolunda isimleri geçen ama malesef geçen yıllar içerisinde F1′ de göremediğimiz yerli adaylar ve bu konudaki yazımızı keyifle okuyabilirsiniz. Temennimiz ilk Türk F1 pilotunu en kısa zamanda pistlerde görmektir. Yazımın orijinali Ntvmsnbc‘ de yayınlanmıştır.

F1’ e Türk pilot aranıyor!

“Uzaya ilk Türk astronotu henüz gönderemedik ama F1’ de yarışacak ilk Türk pilot hedefe çok yakın!”

Türkiye’ de düzenlenecek ilk F1 yarışı öncesi kamuoyunu bir meraktır sardı! Öyle ya F1’ de yarışan ilk Türk pilotu kim olacak? Şimdilik bu sıfata yada ünvana yakın iki aday var. Jason Tahincioğlu ve Can Artam. Bakalım damalı bayrağı ilk hangisi görecek yada bir başkasına mı nasip olacak?…

F1’ de nasıl yarışılır?

Her şeyden evvel F1 Dünyası rekabetin en yoğun olduğu motor sporları yarışıdır. Çift teker olmasına rağmen motosiklet pilotlarından tutun, ralli pilotlarına, DTM, Touring, GT gibi otomobil pilotlarından Nascar, Indy, Champcar, F3000, F3 vs. gibi farklı segmentlerde yer alan ve alt kategorilerde yarışan yüzlerce ismin en büyük hayali bir gün F1’ de yarışmaktır. Ekip sayısının günümüzde 10 adet olduğunu ve sadece 20 şanslı isme yer verildiğini düşünürsek açıkçası F1’ de yarışmak hiç de kolay bir iş değildir.

Günümüzde Ferrari, McLaren, Williams, Renault, BAR, Toyota ve Sauber gibi ekipler ciddi bir yarış geçmişi olmayan hatta F1’ de bulunmamış isimleri hiç bir şekilde yarıştırmamaktadır. Mesela söylediğimize tezat teşkil eden ve Toyota’ da yarışmış McNish’ in F1’ de daha önce geçmişi yoktu ama Toyota ilk yıllarında kendisinden daha çok otomobili geliştirmek amacıyla yararlandı. Geriye kalan ekiplerden Jaguar’ ı satın alan RedBull’ u da bu kategoriye ilave edersek kalan Jordan ve Minardi için daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Zaten RedBull, McLaren’ dan ayrılan David Coulthard ile 2005 için 1 yıllık sözleşme imzaladı. İşin ilginç yanı RedBull’ da (eski adıyla Jaguar) mevcut pilotu Klien ve yarıştırılması düşünülen 2004 sezonu F3000 şampiyonu Liuzzi’ nin tur derecelerinin Coulthard ile kıyaslandığında en iyi tur derecesinde Coulthard her ikisinden de neredeyse 1 saniye daha hızlıydı. Tecrübe farkı!

Jordan ve Minardi’ nin ise mali durumunun kötü ve sallantıda olması nedeniyle paralı pilot yarıştırdığını biliyoruz. Tabi burada işin finansal çerçevesinin ucunun açık olduğu şüphesiz bir gerçek. Mesela halen McLaren test pilotluğu yapan ve F1’ de en son Jaguar’ da yarışmış Pedro de la Rosa, 2005 sezonunda Jordan’ ın patronu Eddie Jordan’ ın transfer listesinde yer alıyor ve Jordan’ da yarışması için Pedro’ nun sponsoru Repsol’ ün  10 milyon $ ödemeye hazır olduğu söyleniyor. Yani mevcut koltuklara kim daha iyi para verir ve şartlar sağlarsa bu şekilde de koltuk kapılabilir. Parayı veren düdüğü çalar misali, arz ve talep meselesi?

Hatta ve hatta geçmişte F1’ de yarışmış dünya şampiyonları Keke Rosberg ve Nelson Piquet’ in oğulları babalarının izinden gidip F1’ de yarışmayı hedeflerken hemen peşlerinden daha genç bir isim olan Niki Lauda’ nın oğlu da onları takip ediyor. Kısacası bu ve buna benzer isimler de yeteneklerinin yanı sıra babalarının yarış camiasındaki geçmişlerinden ve popülaritesinden yararlanıyorlar. Tanıdıkları olanlar her yerde bir adım önde!

25

Jason ve Can’ ın F1 şansı ne olur?

Bilindiği gibi Jason Tahincioğlu TOMSFED Başkanı Mümtaz bey’ in oğludur. Kendisi daha önce Türkiye’ de başarılı karting geçmişiyle tanınıyor. Zaten ailecek kartingcilerdir. Hatta Tuzla karting pisti geçmişte onların ikinci adresi gibiydi. Jason’ un en büyük şansı ise hiç kuşkusuz babasının FIA’ daki etkinliği ve F1’ in patronu Bernie ile olan yakın ve samimi diyaloğunun olmasıdır. Mümtaz Tahincioğlu Türkiye’ nin kapılarını uluslararası büyük organizasyonlara açan değerli bir isim olarak motor sporları tarihimizde yerini alacaktır.

Can Artam ise Türk F1 severler için daha yeni bir isim. Nedeni ise kendisinin daha çok ABD’ de yarışması ve tecrübe kazanması. Türkiye’ deki yarışlarda çok az göründüğü biliniyor.

Ancak her ikisinin de yarış kariyerine bakıldığında çok ciddi bir uluslararası başarılarının olmadığı görülüyor. Aslında her iki pilotun da Türk standartlarına göre yetenekli olduğu şüphe götürmez. En azından yarıştıkları ulusal yarışlarda aldıkları sonuçlar ortada. Ama uluslarası arenada o kadar çok yetenekli ve süper başarılı isimler var ki bu meziyetler bile F1’ de yarışmayı sağlamıyor.

Peki bu iki yerli pilottan hangisi yarışabilir ve bu nasıl olacak? Öncelikle oyunu kuralına göre oynamak lazım. 2005 sezonunda başlayacak ve F1’ e bir nevi hazırlık sınıfı niteliğindeki GP2 serisinde yarışabilirlerse bu mücadele her iki pilot için de önemli bir tecrübe olacak. Bu seride yarışmak için kendi ifadelerine göre yıllık yaklaşık 1-1.5 milyon Euro’ luk gibi bir faturanın da karşılanması gerekiyor.

F1-Fansite_com-HD-Wallpaper-2009-Turkey-F1-GP_09

Tüm bu gayretler neticesinde her iki pilottan herhangi biri üstün bir başarı göstererek bu seride zirveye oynar veyahut kendini ispat edebilirse en azından ilk aşamada bir F1 ekibinde test pilotluğu daha doğrusu ilk F1 otomobilini kullanıp test etmek için şans bileti kapabilir. Bu şekildeki ilk testlerin ardından çarpıcı veya tatmin edici bir başarı gösterilebilirse yarış kariyerine geçiş olabilir yada daimi (resmi) test pilotu olunabilir ta ki cazip bir yarış pilotluğu teklifi gelinceye kadar. Aksi halde bavulu toplayıp geriye dönülür ki bu durumda uygulanabilecek tek şey cepten para vererek ve bu şekilde yarıştırmayı kabul edebilecek bir ekibi bulmaya kalır.

Dolayısıyla en basit ve mümkün şekli ile yukarıdaki şekilde yarışılabilir. Ama bunun için bile dişe dokunur bir yarış kariyeri gerekiyor. Kimse en az 950 beygirlik bir otomobili pistte kullanamayacak bir pilota teslim edip de diğer pilotları riske atmak ve gülünç duruma düşmek istemez. Üstelik FIA’ nın güvenlik önlemleri gündemden hiç düşmezken ve sürekli tartışılırken!…

Sonuçta her iki pilotumuzdan en az birinin yarışma şansı var fakat bu olasılık çok da yüksek değil. Ancak genç pilotlarımızın özellikle zirvedeki ekiplerden birinde bırakın yarışmalarını test pilotluğuna davet edilmeleri ve resmi test pilotu olabilmeleri bile çok büyük bir başarı sayılmalı. Mesela F1’ de geçmişte yarışmış pilotlardan Marc Gene, Alexander Wurz, Pedro de La Rosa, Ricardo Zonta vd. pilotların halen çeşitli ekiplerde resmi test pilotu olduğunu unutmamak gerek. Hatta ve hatta bu ekiplerden (Ferrari, McLaren, Williams vs.) birine resmi test pilotu olmak en azından Jordan ve Minardi gibi zayıf bir ekipte yarışmaya özdeş bir başarı sayılabilir.

Can_artam_5

Can Artam kimdir?

Can Artam’ ın www.canartam.com adındaki sitesinden kendisiyle ilgili verdiği bilgilere bakarsak;

30 Haziran 1981 doğumlu olan Can Artam 1.85 metre boyunda ve 77 kg ağırlığında. Şu ana kadar ki yarış kariyerinde 2002 ABD süper kart serisinde güney bölgesi şampiyonluğu, 2003 Renault V6 Avrupa şampiyonluğu, 2004 Formula Renault şampiyonluğu gibi başarılardan bahsediliyor.

Can Artam’ ın fiziki ölçüleri McLaren’ ın test pilotu Alexander Wurz’ a çok yakın ama gerçekte boyu ve kilosu F1 için dezavantaj teşkil ediyor. Yeni kurallar gereği 2005 tasarımı otomobilleri boyut olarak daha da küçüldü. Hatta Wurz’ un bile test pilotu koltuğu fiziki ölçüleri nedeniyle tehlikede.

hqdefault

Jason Tahincioğlu kimdir?

Jason Tahincioğlu’ nun www.jasontahinci.com sitesinden kendisiyle ilgili verdiği bilgilere bakarsak;

29 Ekim 1983 doğumlu olan Jason Tahincioğlu’ nun boy ve kilosu yazmıyor. Şu ana kadar ki yarış kariyerinde ulusal başarılar ağırlık kazanıyor. Farklı kategorilerde 8 kez Türkiye karting şampiyonu olması buna en iyi örnek. Uluslararası alanda ise tecrübe edindiği bazı yarışları var.

Jason Tahincioğlu babası ile katıldığı bir televizyon röportajında Türkiye’ de yarışmakla zaman kaybettiğini ve yarış kariyerine daha erken olarak Avrupa’ da başlasa bugün çok daha iyi bir konumda olacağını belirtirken gerçekçi bir yaklaşım sergiliyordu. Meraklıları her iki pilota ait kişisel sitelerine girerek daha ayrıntılı bilgi alabilirler.

26

F1’ de yarışmak isteyenlere!…

Türkiye’ de otobanlara ve caddelere baktığınız zaman kendisini profesyonel yarışcı zanneden ve otomobilinin mekaniğinden yada dinamiğinden bihaber amatörce ve tehlikeli bir biçimde otomobil sürenlere F1’ de asla ama asla yer yok. Zaten F1 pilotları pistte kullandıkları otomobilden sonra cadde ve otobanda binek otomobili kullanmayı sevmediklerini itiraf ediyorlar.

Burada mevzu geçmişken şuna değinmekte fayda var ki beygir gücü belli sınırları aşan otomobilleri kullanabilmek için B sınıfı ehliyetine ilaveten B+ şeklinde bir uygulama yapılmalı. B+ ehliyetine sahip olanlar ciddi ve kapsamlı bir eğitimden geçmeli ki bunu TOMSFED organize edebilir. Ehliyetini yeni almış ve bıyıkları daha yeni terlemiş gençlere 200-300 beygirlik otomobilleri satmak ve onları sokaklara salmak dinamiti ateşlemek gibi bir şey. Dolayısıyla sorumluluk sahibi olmayanlara veya sorumluluğunun farkında olmayanlara trafik cezası yazmak yerine önlemi baştan almak gerekli.

F1’ de yarışmak için aynı okula başlar gibi çok küçük yaşlarda motor sporlarıyla tanışmak gerekiyor. Motor sporlarının en erken yapılabileni ise karting. En geç 9-10 yaşını geçmeden bu spora başlamak ve disiplinli bir şekilde çok çalışmak gerekiyor. Bu uzun öğrenme süreci içerisinde araç kullanma, yarışma tekniği ve taktiği, mekanik bilgisi, aerodinamik bilgisi, yarış ayarları vs. gibi çeşitli detaylar hem öğreniliyor hem de yetenekler geliştiriliyor. Tabi tüm bunlar normalde olması ve öğrenilmesi gerekenler. Ayrıca fitness’ da işin fiziki ve kondüsyon açısından doğal bir parçası. Kilo ve boyun orantılı olması da (yarış için çok uzun boy ve ağırlığın bir dezavantaj olması nedeniyle) önemli bir unsur.

Türkiye’ deki mevcut altyapının gerek rekabet ve gerekse teknik açıdan yetersizliği gözönüne alınırsa yurt dışında yarış kariyerine başlayıp yoluna devam edenler uluslararası başarı için çok önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak bununla birlikte binlerce rakibe karşı da başarılı olunmak zorunda. Yarışmak için sırayla ve sabırla tüm basamakları başarıyla çıkmak ve uygun fırsatı beklemek gerekli.

Bir diğer konu da hiç kuşkusuz işin finansal kısmı. Malesef ülkemizde yeterli kişisel finansmana sahip olmayanların, eş veya dost camiada iş bitiren bir tanıdığı olmayanların yada yeterli sponsor desteğine sahip olmayanların motor sporlarında yetenekli de olsa yarışabilmesi çok da mümkün değil. Yarışmak için sonradan bazı eğitim ve seminerlere katılanların ise çoğunlukla objektif olmayan seçim kriterleri nedeniyle akabinde negatif düşünceye sahip olduğu da bilinen bir gerçek. Kısacası ülkemizde motor sporları altyapısı malesef çok yetersiz.

Özellikle de pist sporlarında ciddi bir altyapı ve kulüpleşmeyi teşvik etmek şart. Mevcut kulüplerin etkinliği şart. Yetenekli gençlerin keşfedilmesi ve eşit fırsat sağlanması şart. Finansal destek şart.
İyi organizasyon ve profesyonel bakış açısı şart. Rekabet açısından dışa açılma şart. Bilinçli bir eğitim şart. Objektif kriterler şart vs. vs.

Şayet tüm bu şartlar yerine getirilebilirse biz de ileride herhangi bir motor sporu serisinde yarışan ve zirveye çıkan başarılı isimlere sahip oluruz. Aksi halde onlar hep yarışır biz ise hep seyrederiz veya genelde olduğu gibi tesadüflerle şansımızı zorlarız ve deyim yerindeyse günü geçiririz!…

27

TOMSFED’ e çok iş düşüyor

Bilindiği gibi Aralık 2004’ te yapılan seçimle Mümtaz Tahincioğlu yeniden TOMSFED başkanı seçildi. Öncelikle kendisini tebrik ediyor ve başarılar diliyoruz. Dışa açılan motor sporlarımızın rekabet edebilir bir altyapısının oluşmasında artık TOMSFED’ e çok daha fazla iş düşüyor. Her şeyden evvel bu sporu öğrenmek, izlemek ve yapmak kesinlikle eğitimle doğru orantılı. Dolayısıyla artık mutlaka okullara eğilmeli. Üniversiteler, liseler ve hatta ilk öğretimde okuyanlara motor sporları ile ilgili geniş bilgi ve eğitim verilmeli. Özellikle üniversitelerde en azından fan kulüpleri kurulmalı ve hobi olarak bu sporun yaygınlaşması desteklenmeli. Motor sporlarını anlayabilmek ve anlatabilmek için otomotiv firmaları da kolları sıvamalı. Mankenler eşliğinde otomobil sergilemek işin ticari boyutu ama sosyal boyutunda otomobil kültürünü benimsetmek hem ticari manada hem de uzun vadede başarı getirecektir. Meslek okullarında motor bölümleri uzman teknisyen yetiştirilmesi için desteklenmeli. Hatta üniversitelerde motor sporları bir lisans üstü program olarak verilebilir. Bu önerilere daha da ilaveler yapılabilir.

Pist sporlarını yapmak ve takip etmek hiç kuşkusuz ralliye göre nispeten daha kolay. Şimdiye kadar dünya standartlarında pistimiz yok diye hayıflanırdık. Artık bu mazeretimiz inşa edilen F1 Kurtköy pistimiz ile ortadan kalkacak. Ancak şimdiye dek yarışlarda kimi zaman yoğun izleyici olması da yarışanları, ekipleri, sponsorları ve organizatörleri fazla sevindirmemeli. Zira her şeyden evvel bilinçli ve sürekli seyirci lazım. Aksi halde sapla saman hep birbirine karışır ve izleyici toplamak için şarkıcı getirilir, şovlar düzenlenir vs.

Tabi ki bu tür aktiviteler de olacak ve belki de çoğu kişi bu vesileyle seyirci olarak ilk kez yarış izlemeye katılacak ama gelen kişilerin de seyrettiklerinden zevk almasını ve bir daha gelmesini sağlamak esas olmalı. Merak ve ilgi uyandırırken beklentileri karşılamak da önemli. Bunun için bir takım yeni fikirler geliştirilmeli. Şayet ulusal yarışlarda yeterli pilot ve kulübün katılımı olmazsa pistte dönen bir kaç aracı seyretmekten kimse mutlu olmaz.

Önemli bir konu olan finansman için ise havuz oluşturulmalı ve bu havuzun imkanları ile altyapı tüm Türkiye sathında desteklenmeli. Büyük illerde yeni pistler ve kulüpler açılmalı. Bu konuda ilgili kamu kurumları arsa temin ederse özel sektörde yatırımı gerçekleştirebilir. Akıllıca yöntemler uygulanır, harcamalar doğru yapılır ve çabaların karşılığı olumlu alınırsa para toplamak ve gelir elde etmek hiç de problem olmayacaktır.

Son olarak başarılı bir yönetimde kadro çok önemli. Yetenekli, bilgili, uyumlu ve sorumlulukların iyi bir biçimde dağıtıldığı bir ekip motor sporlarımıza çok şey katacaktır. Her iş tek kişi ile olmaz. “One man show” sadece filmlerde geçerli ama bizde ne hikmetse özel sektörde bile ekip çalışması değil dahi diye görülen prematüre isimler teşvik edilir! Bu tür yaz boz tahtası oyunlarını bir kenara bırakarak “birlikten kuvvet doğar” lafını icra edebilirsek her alanda olduğu gibi motor sporlarında da örnek başarılar gelir.

28

Bilinçli eğitim şart

Her işte olduğu gibi motor sporlarında da eğitim şart. Ama bilinçli olanını kastediyoruz. Yani eğitim derken diploma üzerinde kalan sözde eğitimden değil kaliteli ve nitelikli eğitimden bahsediyoruz. Yoksa herkesi üniversite mezunu yapmak gayretiyle neredeyse diploma dağıtılan bir ülke konumuna düşen memleketimizde daha derin ve amaca hizmet eden ciddi, bilinçli ve kaliteli bir eğitim gerekiyor.

Aslında yollarımızda bilinçsizce ve tesadüfen otomobil kullanan ama en ufak bir durumda paniğe düşen ve kazaya davetiye çıkaran insanları görünce motor sporlarının önemi bir kat daha artıyor. Dikkatli izleyenler için motor sporlarıyla uğraşmak sadece hız anlamına gelmiyor. Aksine daha güvenli, doğru ve sağlıklı otomobil kullanma anlamına geliyor. Ama biz her şeyi kendimize göre, yanlış anlayıp farklı yorumladığımızdan motor sporları Türk insanı için hız, risk, tehlike ve sonucunda kaza demek.

Halbuki açılacak yeni pistlerde eğitilecek ve motor sporlarına yönelecek binlerce insan bilinçli bir şekilde otomobil kullanmaya  da başlayacaktır. Mesela böyle bir eğitim sonucunda TOMSFED denetiminde verilecek özel sertifikalardan edinenlere yasal bir teşvik olarak araç vergisi indirimi, akaryakıt alırken indirim vs. sağlanabilir ki bu tür jestler on binlerce kişinin alınan eğitim sonucu daha doğru otomobil kullanmasını teşvik edecektir. Unutmayalım ki eğitimsizlik bize daima en ciddi sorunları yaşatacaktır.

of-f1-race-car-nice

Sonuçta F1’ de yarışacak ilk pilot ünvanını alarak tarihimize geçecek isim henüz belirsizliğini koruyor. 2005 sezonunda F1’ de yarışan bir Türk’ ü pistte görmek şu anki koşullarda tam bir mucize! Bu ünvana yakın görünen halihazırdaki iki adayın durumu ise (özellikle 2006 sezonu ve sonrası için) daha çok netleşecek. Gerçi mutlaka F1’ de bir kaç yarış bile olsa görünmek önemli ama asıl temennimiz yerli Schumi’ leri, Raikkonen’ leri, Button’ ları, Montoya’ ları veya Alonso’ ları zirvede görerek alkış tutmak ve gurur duymak olacaktır. Her iki F1 pilot adayına da başarılar dilerken klasik bir ifadeyle “iyi olan kazansın!” diyoruz.

Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/303585.asp

Advertisements

MANGAL İLE F1 KEYFİ 20 EURO!

istanbul-world-hd-wallpaper-1920x1200-3675

F1′ in İstanbul’ daki ilk yarışı haliyle ilklere sahne olmuştu. Yarış haftası yaşanan büyük izdiham ve trafik keşmekeşi hala hafızalarımızdadır. O zamanki Motor Sporları Federasyonu Başkanı (ancak latife olarak kabul edeceğimiz) mangalını alanı yarış izlemeye davet edince haliyle başlığımız da Mangal ile F1 keyfi 20 Euro! şeklinde olmuştu? Bu yazının orijinali Ntvmsnbc‘ de yayınlanmıştır.

Mangal ile F1 keyfi 20 Euro!

“ İstanbul GP’ sinde bilet fiyatları açıklanırken meraklısına mangal bile serbest bırakıldı…”

İstanbul GP’ sinin biletleri satışa sunulurken fiyatları da belli oldu. Buna göre giriş ve tepeler 20 Euro. Yarış izlemek isteyen 16 yaşından küçükler 40 Euro, yetişkinler ise 70 Euro ödeyecekler. En yüksek belirlenen fiyat ise tam 350 Euro. İşin en ilginci ise isteyen hem F1 seyredecek hem de mangal yapacak!

Bilet fiyatları cep yakacak

2005 sezonu bizim için ise ayrı bir anlam taşıyacak. Zira ülkemizde ilk kez bir F1 yarışı izleme şansı yakalayacağız. Hatta Türkiye’ de ilk defa bir otomobilin 1 km’ den daha kısa bir düzlük içerisinde minimum 320 ila 340 km arasında bir hıza ulaştığına tanık olacağız. 200 desibele yaklaşan sesleriyle 1,000 beygir sınırındaki F1 motorlarının homurdanması ve basıncı kulaklarımızı dolduracak. Şimdiye kadar TV ekranlarında görmeye alıştığımız dünyanın 1 numaralı organizasyonunun en iyi pilotlarını İstanbul’ da ağırlayacağız.

F1 bilet fiyatları geçtiğimiz ay düzenlenen Autoshow fuarında hem açıklandı hem de satışa sunuldu. Şu an için bilet fiyatlarının (ilk açıklamaya göre) Türk izleyicisine maliyeti oldukça yüksek görünüyor. En düşük bilet fiyatı 16 yaşından küçükler için 40 Euro iken büyükler için ise 70 Euro’ dan başlıyor ve 350 Euro’ ya kadar uzanan değişik seçenekler mevcut.

F1 Grand Prix of Istanbul - Race

Şimdiye kadar her şey iyi güzel de belirlenen bu bilet fiyatları ortalama bir Türk tüketicisi için yeterince pahalı değil mi? Tamam pistin maliyeti 100 milyon $ civarında ama araziyi de devletin verdiğini unutmamak gerek. Ulaşım hariç bir yetişkine maliyeti 70 Euro (yaklaşık 135 mTL civarı) olan Grand Prix bileti normalde yüksek bir rakam. Buna şayet ulaşım, içecek, yemek, arabalı gelenler için park ücreti vs. gibi maliyetleri ilave ederseniz kişi başına minimum 150 mTL gibi bir rakamı rahatlıkla gözden çıkarmak lazım. Normalde insanlar ailesi ve/veya arkadaşlarıyla bu tip aktiviteleri izlemeye gelir. Dolayısıyla iki kişi en az 300 mTL ile kuru kuruya yarış izlemeye gitmektense yerine sıfır bir 51 ekran TV alıp evden seyretmeyi tercih edecektir. Üstelik televizyonda yanına kar kalacaktır! Hele bir de 4 kişilik aileyi düşünün eh ne diyelim?

Gelecek sezon 3. kez Dünya ralli şampiyonası takviminde yer alan Uluslararası Anatolia rallisinin 2004 sezonunda bile ücretlerinin F1 biletlerine kıyasla son derece cüzi olmasına rağmen yine fiyatı nedeniyle seyirci spesiyalinde ortalıkta kimsenin olmadığını ve Dünyaca ünlü pilotların boş tribünlere şov yaptığını hatırlarsak durum aslında hiç de iç açıcı değil.

Türkiye’ de ulusal gelirin durumu belli. Her ne kadar iyimser rakamlar konuşulsa da bunun geniş kitleye pozitif bir yansıması yok. Bu konuda gündemde yer alan futbol maçlarındaki şiddeti örnek olarak verebiliriz. Bu şiddet işsizlikten kırılan insanların tepkisini bir anlamda dışa vurması olarak açıklanabilir. Sosyo ekonomik çatlaklar polisiye tedbirlerle önlenmeye çalışılıyor ama nafile!

Bize milli gelir açısından çok daha yakın görünen ne Macaristan ne de bir başka ülke bilet fiyatlarında tam doğru örnek olabilir. En azından pistin ilk kez açılması şerefine oldukça kalabalık bir kitleyi pistlere çekmek gerekir. Motor sporlarını tabana yaymak sadece lafla değil icraatla olmalı. Aksi halde “motor sporları zengin sporudur” zihniyetini çürütmek ve gerçek yetenekleri keşfetmek asla mümkün değil. Temel yaklaşımlar değiştirilmediği müddetçe keşfedemediğimiz yetenekleri otobanlarda ve caddelerde kaybetmeye mahkumuz.

F1 için beklenen yabancı turist konusu ise ayrı bir hadise ve yurt dışından gelenlere daha yüksek bir tarife karşılığında ekstra hizmetler sunulabilir. Neticede bunlar turizm ve ilişkili ticari bir konu ama biz kendi insanlarımıza F1 ve diğer motor sporlarını sevdirmek istiyorsak sadece ticari gaye ile değil sportif ve sosyal amaçlarla da hareket etmemiz gerek. Tüm Türk F1 severler için 2005 senesinin başarılı bir miladi yıl olmasını temenni ediyoruz.

F1-Fansite_com-25202006-2520HD-2520wallpaper-2520F1-2520GP-2520Turkey_07

Biletlerde yeni promosyon?

Şimdi gelelim işin en ilginç yanına…Yazımızı başlık hariç yukarıdaki gibi hazırlamış ve tam yayınlanmak üzere gönderecektik ancak bilet fiyatları üzerine yeni bir açıklamayı okuduk. Buna göre bilet fiyatları 20 ila 350 Euro olarak açıklandı. Yani TL bazında 38 mTL ila 665 mTL arasında değiştiğini öğrendik. Gerçi biletlerin tavan fiyatı bildiğimizin aynıydı ama taban fiyatı sürpriz bir şekilde düştü?

Öncelikle şunu iyi anlamak gerekiyor. 20 Euro’ luk bilet fiyatı neresi için geçerli? Yani açıklamada sözü edilen tepelerde piknik için mi yoksa dostlar alışverişde görsün misali az sayıda koltuk için mi? Aslında sadece bu değil şunu da kimse tam bilmiyor. Tribün kapasitesi olan 76,200 adet koltuğun ne kadarı ne fiyata verilecek? Belli bir fiyata bilet alanlar (mesela 70 Euro’ ya) tribünün neresinde yani hangi konumda oturacak ve yarış izleyecekler?

Şimdilik anlaşılan 20 Euro’ luk fiyat ise tepelerde mangal partisi yaparak yarışı seyretmek isteyenler için!… Açıkçası tepelerden ne görülür veya nasıl bir seyir olur orası şaibeli? Saatlerce tepelerde toprak yada otların üzerinde oturarak veya ayakta durarak F1 seyretmek meraklısı için çok da ilginç olmasa gerek. Kaldı ki pistin etrafını çevreleyen boş arazide insanlar en iyi manzarayı bulmak için treking mi yapacaklar? Hele bir de mangalı serbest bırakmak daha bir enteresan! Zira mangal demek; koku demek, duman demek hatta ve hatta yangın riski demek!… Kazara birileri bir yerleri bilinçli yada bilinçsiz yakmaya kalksa yarışı durdurup pistten itfaiye mi yollanacak? Yoksa helikopterle havadan müdahale mi edilecek?

sucuk-mangal_260147

Burada akla gelen bir diğer önemli konu da güvenlik. Avrupa’ daki maçlarda bile fütursuzca pankart açanları unutmayalım. Keza bizde de protesto gösterilerindeki taşkınlıklar, azgınlıklar hatta ve hatta polise saldırıp dövenler vs haberlerde ekranlarımıza yansıyan üzücü görüntüler. Açık bir alanda en zor kontrol edilebilecek konulardan biri de hiç şüphesiz güvenliktir. Art niyetli olanlara karşı yada ani gelişen bir olaya çabuk müdahale edebilmek çok önemlidir. Pisti çevreleyecek tel örgülerin çok iyi denetlenmesi ve piste olası bir atağın da önlenmesi gerekiyor. Paranoya yapmak istemiyoruz ama tüm olası gelişmeleri gözönüne alarak her türlü hazırlığın tam yapılması ve bu yüzden yarış haftası boyunca açık alanların her türlü kontrol ve denetiminin mutlaka en iyi biçimde yerine getirilmesi gerekiyor.

Aslında organizatörlere çok iş düşüyor. Biraz insanımızı ve altyapımızı tanıyıp ona göre davranalım. İnsanlarımızı sonuçlarını düşünmedikleri ve (zaten) düşünmeyecekleri yanlış işlere sevk etmeyelim. Yada art niyetlilere karşı hazırlıklı olalım ve zemin hazırlamayalım. Varsın meraklıları mangallarını başka yerde yapsınlar ama biz ağız tadıyla F1 seyredelim hem de öyle tepelerde falan değil efendi gibi oturarak. Üstelik ele güne de daha ilk sınavımızda rezil olmayalım!

Yayın konusu da belirsiz

Bir başka önemli konu da yayın meselesi. Hali hazırda 2005 sezonu yayınlarını hangi TV kanalının yapacağı henüz belli değil. Bilindiği gibi NTV şayet bir değişiklik olmazsa geçtiğimiz sezon sonunda F1 yayınını bıraktı. Eğer herhangi bir ulusal kanal yayın için alıcı çıkmazsa belki de uydu veya kablolu TV üzerinden ve yabancı bir kanaldan 2005 F1 sezonunu seyredeceğiz.

Ayrıca İstanbul GP’ sinin naklen yayınını da halen hiç kimse üstlenmedi. Bir ara adı geçen TRT’ nin de maliyeti nedeniyle projeye sıcak bakmadığı söyleniyor. Büyük olasılıkla da İstanbul GP’ sinin naklen yayını yabancı bir yayın kuruluşuna teslim edilecek. Onlar da zaten arada ilginç saydıkları sahnelere mutlaka yer verecekler.

formula-e1394707605566

Sonuç itibariyle şayet F1’ i de kendi arabesk tarzımıza benzetirsek yayında bol bol bize özgü garipliklere yer verilecek. Böylece Avrupa Birliği sınavında Türkiye’ den Avrupa’ ya ve Dünya’ ya anlamlı mesaj yollamış oluruz hem de mangal partisi yapan Türkler manzarasıyla!…

Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/300452.asp

İSTANBUL GRAND PRIX

kulesi-istanbul-turkey_1920x1080_48702

F1′ i yıllarca ekranlarda izleyen yerli meraklıları, İstanbul’ da F1 pisti yapıldığını duyunca büyük bir heyecan duydular. F1′ in deneyimli mimarı Alman Hermann Tilke’nın tasarladığı yerli pistimiz 2005 ve 2011 sezonları boyunca F1′ e aralıksız ev sahipliği yaptı. Daha sonra F1′ in patronu Bernie Ecclestone ile çıkan parasal anlaşmazlık F1 maceramızın sonunu getirdi. Büyük emeklerle yapılan F1 pisti kaderine terk edilirken son dönemde ise yerli bir firmaya kiralandı.

İleride F1′ i tekrar izleyebilir miyiz? Açıkçası bu sorunun cevabı halihazırda pek olumlu görünmüyor. Zira bizde işin parasal yanı dışında motor sporları seyircimiz dahi tribünleri dolduracak yeterli tutku, istek ve altyapıya sahip değil.  Azerbaycan’ ın dahi F1 için adı geçerken artık neredeyse parayı verenin F1 organize ettiği günümüzde İstanbul’ un eski F1 günlerine dönmesi şimdilik hayalden öteye geçmiyor. Aşağıda bu konuda yazdığım ve orijinali Ntvmsnbc‘ de yayınlanan makalemi okuyabilirsiniz.

Bu arada F1′ de 2014 sezonu dün Avustralya’ da yapılan yarış ile yeni sezonu açtı. Hep birlikte zevkli ve keyifli yarışlar izlememizi temenni ederim.

İstanbul Grand Prix’ i

“ Senelerdir özlemini çektiğimiz bir rüya artık gerçek olacak. Yarış dünyasının gözbebeği F1 her şey yolunda giderse 2005 senesinden itibaren İstanbul’ da !… ”

Motor sporları konusunda alt yapı eksikliğimiz devam ederken birden bire kendimizi farklı bir dünyada bulduk. Adeta ilaç gibi gelen peş peşe iki müthiş haberle spor dünyamız silkelendi. İlki dünya ralli şampiyonasının Antalya’ da ki Anatolia rallisini 2003 için yarış takvimine almasıydı. Öteki ise 15 günde bir bizi ekran karşısına kilitleyen F1’ in İstanbul’ da yapılması için start verilmesiydi. 

Türkiye Motor Sporları Federasyonu Başkanı; Mümtaz Tahincioğlu kişisel başarısıyla ve ekibinin desteğiyle Türkiye’ de özlenen büyük bir organizasyonu getirme şansını yakaladı. Evet her şey yolunda giderse 2005 senesinde İstanbul Kurtköy’ de hız dünyasının lokomotifi F1’ e ilk kez “ merhaba ” diyeceğiz ve belki de 2004 yılı sonunda eğer emekli olmazsa gelmiş geçmiş en büyük pilotlardan Schumi’ yi bu kez kendi pistimizde göreceğiz. Bu bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor değil mi ? Peki ama bu konu bize ne kazandıracak diye soru soranlar ve hala F1’ in önemini kavrayamayarak sigara yasağına takılanlar olabilir ? Aşağıda konuyu biraz daha açalım.

20

Şimdiye kadar kendi olanaklarımızla ve genellikle ulusal çapta yer alan ancak imkan tanındığında uluslararası platformda da neler yapabileceğini gösteren Türk motor sporları camiası bu pistle birlikte kendine yeni bir mabet bulacaktır. Kurtköy pisti sayesinde Türkiye, hem yurt dışında ve özellikle motor sporları camiasında prestij kazanacak hem de düzenlenecek çeşitli etkinliklerle adını aktif olarak tüm dünyaya duyuracaktır.

Unutmayalım ki bu pist sadece F1 için değil tüm pist ve diğer motor sporları aktivitelerinde de kullanılabilecektir. Söz gelimi dünya motorsiklet şampiyonası başta olmak üzere çeşitli ulusal ve uluslarası otomobil ve motor müsabakaları buna örnektir. Ayrıca çeşitli zamanlarda test çalışmasında bulunmak isteyen ve sezona hazırlık yapan F1 veya diğer motor spor ekipleri, pisti yaz kış kullanacaklardır. İklim özellikleri de kullanımda belirgin bir tercih sebebi olabilir. Dolayısıyla yapılacak pistin şu anki haliyle atıl duran olimpiyat stadına göre çok daha etkin kullanılması ve ekonomiye gelir getirmesi mümkün olacaktır.

Yeni pilotlarımızın yetişmesi ve mevcutların kendini geliştirmesi, otomotiv sektörümüzle buna bağlı yan sanayimizin ilerlemesi ve yeni yatırımların gelmesi, motor sporlarıyla uğraşan kulüplerin gelişimi, yeni otomotiv tedarikçilerinin ortaya çıkması ve mevcutların büyümesi, motor sporları medyasının alt yapısının güçlenerek dışa açılması ve tüm bahsedilen bu alanların uluslararası alanda rekabet şansı bulması, bilinçli bir motor sporları izleyicisinin oluşması da bu şekilde mümkün olacak olumlu sonuçlardandır. Girişimciler için yeni ve farklı iş potansiyelleri ortaya çıkacak, iş ve istihdam oluşacaktır. Unutmayalım ki uluslararası bir pist nehir gibi etrafındaki yüzlerce yeni konunun filizlenmesine meydan verecektir. Pisti sadece yapmak değil akıllı reklam ve tanıtım faaliyetleriyle mümkün olan en yüksek verimde kullanmak hem yatırımını çıkartmasını hem de atıl durmasını önleyecektir. Beklenen ekonomik verimi arttırmak için pist inşası ve yarış organizasyonunun yanı sıra oluşabilecek değişik iş potansiyellerine yönelik rehber hizmeti vermek ve müteşebbisleri bilgilendirmek yapılan yatırımın boşa gitmeyeceğini kamuoyuna izah edecektir.

1525138

Yerli turizm imkanlarımız doğası ve tarihiyle turistik pazar değerlerinin yanında bir başka boyutuyla daha güçlenecektir. Çeşitli pist aktiviteleri sayesinde mevcut turistik imkanlara karşılık promosyon sektöründe de hareketlenme olacaktır. Dolayısıyla motor sporları, turizm potansiyelimizi çeşitlendirecek ve turizm kaynaklı gelirlerde artış sağlayacaktır. Aslında katma değerlerini göz önüne alırsak  milyonlarca dolarlık bir gelirden söz etmek hiç de hayalcilik olmaz. Bu noktaya gelmek için örneğin F1’ de yer alan Malezya ve Japonya’ ya karşılık ulaşılabilirlik durumumuzu ve stratejik konum avantajımızı da eklemek gerek. Yani Avrupa’ dan gelebilecek izleyiciler için mesafe fazla problem yaratmayacaktır.

Ancak tüm bunlar tabi ki iyimser olarak gördüğümüz ve arzuladığımız sahneler. Diğer taraftan F1’ in diğer motor sporlarından farklı olarak kendi içinde de değişik bir organizasyon yapısı ve anlayışı var. F1’ de dinamizmden dolayı her şey çok çabuk değişebilir. F1’ e aday olmak isteyen ve mevcut takvimden ayrılmak istemeyen ülkeleri hesaba katarsak yarış organizasyonu almak ve takvimde yerimizi korumak çok da kolay bir hadise değil. Mesela Belçika SPA ve İngiltere Silverstone pistlerinde senelerdir F1 düzenlenmesine rağmen zaman zaman çeşitli nedenlerle takvimden çıkarılması da gündeme gelmektedir. Tabi ki bizim en büyük şansımız F1’ in yarış dünyasında heyecanını koruması arzusundan dolayı daha yeni anlayışla tasarlanmış pistlere ihtiyaç olunmasıdır. Bu noktada İstanbul’ da ki modern bir pist F1 için son derece cazibeli olacaktır.

Şu ana kadar bizim tarafımızda TOMSFED ile somut adımlar atılmaya devam ediliyor. Bernie’ nin aday şehirleri gezdikten sonra İstanbul’ da karar kılması gelinen en son noktaydı. Bundan sonraki önemli adımlar pistin belirlenen arazide zamanında yapılması ve gecikmeden F1 takvimine alınması olacaktır. Sanırız bu konuyla ilgili detaylı proje ki özellikle finansman konusu önümüzdeki günlerde yetkililer tarafından netleştirilecektir.

tumblr_m2f4osMLZp1qagg2ao1_1280

Bir de her iki taraf açısından ticari beklentilerin iyice belirginleşmesi gerekiyor. Önümüzde bir Rusya örneği var. Moskova’ da daha evvel yarış düzenleneceği açıklandı ama daha sonra Ruslar ile F1’ in patronu Bernie Ecclestone gelirler konusunda anlaşmazlığa düştüler ve bu durumda pist elde kaldı. Dolayısıyla aynı duruma düşmemek için şu sorular iyi cevaplanmalıdır: F1’ in patronu Bernie Ecclestone’ un beklentileri karşılanacak mı ? Bizim vermemiz ve/veya almamız gereken tavizler nelerdir ? Umarız bu konuda da hesaplamalar doğru yapılmıştır ve son anda beklemediğimiz sürpriz bir durumla karşılaşmayız. Kendi evimizde istenmeyen bir emrivaki ile kalmak hiçbirimizin arzulamadığı bir sonuç olacak.

Oluşan iyimser hava kamuoyunda olumlu bir hava estirdi ve F1’ e özlem duyan herkese moral verdi. Özellikle geçmişte sigara yasağından dolayı ciddi adımlar atılamaması bize zaman kaybettirmişti. Bugünkü durumda konu hala netleşmemiştir ve kanunlar nezdinde şimdiden netleştirilerek olası bir hukuki problem önceden önlenmelidir. Bira firmalarının sahibi olduğu basketbol takımlarıyla müsabakalara çıktığı ülkemizde sigara firmalarının reklam olarak kullanılması mazeretiyle F1’ in yasaklanması çelişki oluşturmaktadır. F1 bir spordur ve sporun özünde insanlara fiziki ve ruhsal olarak olumlu şeyler kazandırmak amacı yatmaktadır. Sırf tek bir nedene bağlı kalarak ülkemizin ekonomik potansiyeline büyük katkı sağlayacak girişimlerin önünü kesmeyelim ve sorunları uzlaşarak kısa sürede çözme yolunu seçelim.

Son olarak İstanbul’ un tercih edilmesi belki diğer aday şehirlerin tepkisini çekti ama kriterler gözden geçirilince hemen hemen tüm şartları sağlayabilen tek şehir de İstanbul olarak göze çarpıyor. Tabi ki sonuç farklı olabilirdi ve belki olması da diğer aday şehirler açısından büyük yararlar sağlayabilirdi. Ama bu bir tek taraflı tercih değildir ve F1 takımlarının da menfaatleri söz konusudur. Gelinen noktada bunu daha fazla eleştirmenin kimseye katkı sağlayamayacağını düşünerek İstanbul Kurtköy projesinin herkes tarafından desteklenmesi gerekir.

brazil-photo-f1-wallpaper-2010-3

Gerçekten de kısa bir süre içerisinde motor sporlarımız adına önemli adımlar atmayı başaran Mümtaz Bey ve ekibini alkışlıyoruz. Mümtaz Tahincioğlu, işadamı hüviyetinin imkan tanındığında ve fırsat bulduğunda ülkemizde neler başaracağına en güzel örneklerden olmuştur. Ralli ve F1 konusundaki girişimlerinin sekteye uğramadan sonuç vermesi ise en büyük dileğimiz. Konu artık Türkiye’ ye mal olmuş bir ulusal başarı davasıdır. Bundan sonra hepimizin desteği ve yardımıyla 2003 yılında dünya ralli şampiyonası ve 2005 yılında F1’ e “ merhaba ” demek dileğiyle.

Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/189362.asp

REKABET NASIL ARTAR?

F1-Fansite_com HD Wallpaper 2011 Spain F1 GP_29

F1′ de hemen hemen her yıl bir sonraki yada gelecek sezonlara ait değişiklikler yapılması adet haline gelmiştir. Amaç mevcut ihtiyaçlar çerçevesinde ve yarış ruhunu maksimumda tutarak gereken değişiklikleri yapmaktır. Tabi bu düşünce fiiliyatta her zaman aynı sonucu vermeyebilir ve uygulama düşünülenden farklı gelişebilir. Motor sporları seyircisinin heyecan ve rekabet aradığını göz önüne alırsak bazen ters tepkiler de alınabilmektedir. İşte aşağıdaki yazım bu konuda yapılması gerekenler hakkında öneriler içermektedir. Dikkatli okuyucular bunların kısmen gerçekleştiğini fark edecektir. Bu yazının orijinali Ntvmsnbc’ de yayınlanmıştır.

Rekabet Nasıl Artar ?

“ F1 bu sene sıradışı bir sezon geçiriyor ama bundan sonraki sezonların aynı şekilde geçeceğine dair somut bir adım henüz yok. ”

Gerçekten de bu sezon gerek yeni sıralama turları ve gerekse lastik savaşlarında gelinen noktada Michelin’ in üstün başarısı F1’ de özlenen heyecanı bir nebze olsun geri getirdi. Ancak pembe tabloya biraz daha objektif bakarsak rekabetin artması konusundaki sıkıntının henüz aşılmadığını da görürüz. Bunu aşmak için de yapılması gerekenler hala sırada bekliyor !…

Pistte daha fazla geçiş hamlesi görmeliyiz !

Bol geçişler, sıkı, yakın ve dinamik mücadeleler… Bunlar tüm F1 izleyicilerinin en çok görmeyi arzuladıkları ortak istekler. Geçmişin zevkli ve son ana kadar rekabet içinde geçen yarışlarını hatırlarsak, F1 daha monoton yıllara yelken açmıştı ki özellikle 2003 sezonu; gelinen noktada hayli başarılı ve zevkli geçerek sorunu bir nebze olsun giderdi. Sezonun son yarışına kadar sürecek olan Schumi, Montoya ve Raikkonen arasındaki şampiyonluk düğümü bu seneye ayrı bir renk kattı. Sıralama turlarıyla ilgili yeni değişiklikler başlangıçta yadırgansa da şu ana kadar sürpriz sonuçlar meydana getirdi. Ayrıca ilk 10 sıradaki otomobillerin sıralamadaki dizilişi uzun zamandır hiç bu kadar yakın derecelerle olmamıştı.

Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Grand Prix izlemeye giden veya TV başında yarış izleyen seyirci sayısında artış yerine düşüş yaşanıyor. Peki F1’ e küsen izleyicilerin tekrar geri gelmesini ve mevcut ilginin artmasını sağlamak için neler yapmalı ? Cevabı gayet basit ! daha çok heyecan, daha çok geçiş ve daha çok spor göstermek !…

Aşağıda şu ana kadar F1’ in heyecanının artması üzerine tartışılan çeşitli önerilerden bahsedeceğiz. Bu öneriler; Geçişleri kolaylaştırmak, F1 şov dünyasını geliştirmek ve uzun süreler bu heyecanın sürmesini sağlamak için tartışılmaktadır. Şimdi bu önerilere sırayla göz atalım.

20

Pist planı geçişlere göre yenilenmeli.

Geçişleri pilotlar için kolaylaştırmak amacıyla her pist en azından uzun bir düzlüğü takip eden sıkı bir köşe veya viraj içermeli. Kısa düzlükler geçiş imkanı vermemektedir ki F1’ de geçişler en fazla düzlüklerde olmaktadır. Aksi halde pilotlar genellikle mevcut sıralamayı değiştirecek herhangi bir riske girmeyi pek istememektedirler.

Hata yapan pilotların pist dışına çıktığında geri dönmesini sağlayacak bir alan da mutlaka oluşturmalı. Yani yoldan çıkan pilot çakıl, toprak veya çime saplanmamalı yada bariyerlerle çabucak kucaklaşmamalı. Pilotların yarış dışı kalma riskini almamalarının en önemli sebeplerinden biri de bu. Tabi yarışılan pistlerin çoğunun eski tasarım olmasının da olumsuz etkisi var. Zaman zaman yapılan iyileştirmeler faydalı olsa da hala geliştirmelere fazlasıyla ihtiyaç var. Bazı pistlerde neredeyse hiç geçiş yok ve bu durumda yarış yapılması için zorlamaya da fazla gerek yok. Çünkü bu tür pistlerde mekanik arıza veya pilotaj hatası yoksa yarışın sonucu başından belli oluyor. Mesela San Marino GP’ si ve nostaljik Monaco yarışları gibi !…

Çekiş kontrol ve otomatik kalkış sistemleri yasaklanmalı.

Görünen o ki elektronik yardımcı sistemler bir F1 otomobili sürmeyi çok fazla kolaylaştırıyor. Bu nedenle tecrübe eskiden bir avantaj olarak görünürken şimdilerde yaş faktörüyle birlikte bir dezavantaj teşkil etmektedir. Örneğin McLaren’ da Coulthard’ ın Raikkonen’ e karşı durumu gibi. Asla unutmamak lazım ki en iyi pilotaja sahip olanlar elektronik yardımlar olmaksızın da yine zirvede yer alacaklar.

Günümüzde yarışın başlangıcında kimin daha iyi start alacağına yetenek değil otomatik kalkış sistemleri karar veriyor. Bu mücadelede teknoloji olarak Renault ve McLaren rakiplerinden bir adım öndeler. Sadece kırmızı ışıklar sönünce zamanında otomatik kalkış sistemi düğmesine basıp doğru rotayı çizdiniz mi, eh bir de altınızdaki makina sıkıysa tutana aşkolsun ! Çekiş kontrol sistemleri de bir ayrı tartışma konusu. Geçmişte sadece bilgisayar yazılımlarıyla yapıldığı öne sürülen ve denetlenemediği için serbest bırakılan çekiş kontrol sistemleri pilotların özellikle viraj alırken hata yapmasını ve spin atmasını neredeyse % 99 önlüyor. Halbuki pilot hata yaptığında elektronik yardımlarla bu gizlenmemeli ve asıl yetenek ortaya çıkmalı.

Gerçek şu ki F1 seyredenlerin çoğu yetenekli pilotların vahşi ve güçlü F1 otomobillerine hükmetmesini izlemek istiyorlar. O halde pilotlara yardımcı olarak yeteneklerini daha iyi gösterme ve kendinden bir şeyler katma imkanını tanıyalım.

Aerodinamik yere basma gücünü azaltmalı.

Aerodinami, F1 otomobillerinde en önemli problemlerden ve sürekli gelişen teknolojilerden biri.  Günümüzün F1 otomobilleri aerodinamik verimliliğe çok fazla bel bağlamaktadır. Ancak artık bu o kadar olumsuz bir durum teşkil etmektedir ki neredeyse bir pilotun öndeki pilotu takip etmesi imkansız hale gelmektedir. Çünkü arkadan gelen pilotun otomobilinin yol tutuşu öndeki pilota fazla yaklaştığında (türbülans denen hava akımından) çok fazla etkilenerek bozulmaktadır. Bu durumda arkadaki pilotun öndeki pilotu çok yakın şekilde takip etmesi oldukça zorlaşmaktadır. Peki yakın olunamazsa geçiş nasıl olacak ? Ve pilotlar nasıl sollama yapmayı deneyecekler ? O halde aerodinamik kurallarda değişikliğe gidilmeli ve yakın seyirlere fırsat tanınmalıdır.

21

Mekanik yol tutuş arttırılmalı.

Otomobillerin çok daha etkileyici olması lazım. Bunu sağlamak için daha geniş lastiklerin yeniden yarışması sağlanmalı ve lastikler üzerindeki kısıtlamalar kalkmalı. Halen kullanılan oluklu lastikler F1’ in ruhuna aykırıdır.

Slick diye tabir edilen ve F1’ in özüne uygun düz lastiklere bir an önce geri dönmeli.

3 litre motorlar üzerindeki spekülasyonlara da artık son vermeli. Düşünülen ve tartışılan 2.5 litre motorlar heyecan değil monotonluk getirerek mevcut aksiyonu daha da söndürecek. F1 otomobilleri erişilmez ve inanılmaz güç gösterisi sunmalı. 1,000 beygirlere yelken açan 3 litre motorların gelişimine fırsat tanınmalı. Unutmamalı ki F1 otomobilleri üzerinde tartışılan dar lastik ve düşük hacimli motorlar ile asla zevk vermeyecektir !

Pit stop’ lar kaldırılmalı veya sınırlandırılmalı.

Pit stop olduğu müddetçe pilotlar zorda kalmadıkça çoğunlukla beklemeyi ve herhangi bir geçiş yapıp riske girmeyi ve de lastiklerini aşındırmayı istemiyor yada tercih etmiyorlar. Peki pistte değişmeyen sıralamanın pit’ te değişmesi ve pilotların servis alanında pozisyon kazanmasına neden izin veriliyor ? Bu mu gerçek ve adil yarış ? Eğer Bernie Ecclestone pit stop’ ların renkli sahneleriyle TV için malzeme sağlamak amacıyla kalmasını istiyorsa durum başka. Ama pit’ te geçemediği rakibini sırf servis elemanlarının başarısıyla geçmek ne derece adilane ve başarı göstergesi ?

Aslında her yarış için her pilota sadece tek bir pit stop yapma imkanı tanımalı. Ve bu pit stop’ lar mümkün olduğunca yarışın başlarında yer almalı. Sonlara doğru veya yarışın ortasından sonra değil ! Böylelikle pilotlar yarışın çoğunda otomobili pistte tutmak ve rakipleriyle mücadele etmek için yarışacaklar. Üstelik aşınan lastiklerle pistte tutunmaya çalışan pilotları izlemek daha da zevkli olacak. Öyle ya başın sıkıştığında servise koşmak yok !

22

Yarı otomatik şanzımana dönülmeli.

Pilotlar sadece işlerini yapsın. Ne zaman ve pistin neresinde vites değiştireceklerine kendileri karar versinler. Biraz da iş zekaya, yeteneğe ve bilgiye düşsün.
Pistteki yarışan ekip ve otomobil sayısı artmalı.

Şu an pistte 10 ekip ve 20 otomobil yarışıyor ama bu sayı arttığı zaman pistte daha yoğun bir mücadele izlenecektir. Öyle yarışlar olmaktadır ki herhangi bir kaza yada mekanik arızalar sonucu pistte neredeyse otomobillerin yarısı elenmektedir. Hal böyle olunca pistte kalan ve yarışan otomobiller rekabetten yoksun sadece dolaşıyor gibi izlenim vermektedir. Yeni güçlü ekiplere ve yeni yetenekli pilotlara ihtiyaç var. Yeter ki bu yenilikler vasat ve kısır bir mücadele getirmesin.

Ekiplerin arasındaki teknolojik güç ve ekonomik fark azaltılmalı.

Geçmişte ekonomik problemler yaşayan ekipler birer birer pistlere veda ettiler. Bunlara en son örnekler Arrows ve Prost ekipleriydi. Bu ekiplerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılar ve teknolojik olarak eksiklikleri göz göre göre silinmelerine yol açtı. Böylece pistte 12 ekip 24 otomobil varken şimdi bu sayı 10 ekip ve 20 otomobile düştü.

Minardi ve Jordan’ ın da bu sene sıkıntılı bir sezon geçirdikleri o yüzden de bırakın mücadele etmeyi mevcut yarışları bile zor çıkardıkları biliniyor. Ekiplerin zirvedekilerle başa çıkabilmesi için sürekli teknoloji değişikliklerine yol açan kural değişikliklerinden vazgeçmeli. Sezon sonlarında ekipler arasında teknoloji transferini en azından belli ölçüde sağlamalı.

Motor üreticisi olmayan ekipler için motorlar F1’ in en yüksek yekünlerinden biri. Yıllık fatura yaklaşık 20 ila 30 mUSD arasında. Bu konuda iyileştirme yapılmalı. Sauber, Jordan ve Minardi gibi motor faturalarının yüksekliğinden ciddi etkilenen ekiplere maddi destek yada motorlarda sübvansiyon şart. Şu an konuşulan makul rakamlar yıllık 10 mUSD civarındadır. Mercedes’ in gelecek sezon için bahsedilen rakama bir ekibe daha motor sağlamak için girişimleri var.

Sponsorlukta ise en büyük pay büyüklere gidiyor. Küçükler ise sponsor bulmakta can çekişiyor. Bu konuda en son örnek Vodafone örneğinde yaşandı. Telekom devi Vodafone, Jordan ile flört ederken Ferrari ile el sıkıştı. Sponsor mücalesinde küçük ekipler de nefes almalı. Yoksa ekonomik olarak zayıf ekipler F1’ de rekabeti nasıl arttıracak ?

24

F1’e giren her yeni pilot için NBA’ deki draft sistemine benzer bir uygulama yapılmalı.

Böylelikle zayıf ekipler yetenekli pilotları ilk seçme şansına sahip olarak kadrosuna katıp ileride gelecek talebe göre oluşan transfer dosyasından pay kapabilmeli. Yoksa şimdiden büyük ekipler gelecek için umutlu gördükleri pilotları deyim yerindeyse kapatıyorlar. Zayıf takımda zayıf pilot yarışırsa pistteki görüntü hiç çekilmez.

Sıralama turları iyileştirilmeli.

Mevcut sıralama turları bu haliyle çok da adil ve mantıklı değil. Zira az yakıtla yarışa başlama riskini alan ekip ve pilot zirveyi harmanlayabiliyor. Üstelik sıralama turlarında her pilota sadece tek turluk şans tanınması sıralama gününün o eski son dakika heyecanlarını da tarihe gömdü. Bu haliyle kalırsa sıralama turları bir kumar niteliği taşıyor. Üstelik sıralama turlarını eskiden dört gözle bekleyenler şimdi sadece yarışa odaklanıyorlar. Şayet yukarıdaki değişiklikler yapılırsa eski sıralama turlarına dönmek en mantıklı yol olacak. Aksi halde bu şekilde yarışmaya devam edilecekse revizyon şart.

Yeni birşeyler denenmeli ve heyecan olmalı.

Yeni puan sistemiyle yarışı kazanmak ile 2 . gelmek arasında eski puan farkı ortadan kalktı. Mesela eski puan sisteminde birinci 10 ikinci 6 puan alırken şimdi birinci 10 ikinci 8 puan alıyor. Dolayısıyla şimdi pilotlar zaten yeterli puan aldıkları düşüncesiyle liderliği zorlamıyorlar velev ki ekstradan 1-2 puana ihtiyaç duymasınlar. Bu puan sisteminin tek olumlu yanı lider ile gerisinden gelen eskisi gibi kolay kopmuyor.

23

Puan sisteminde radikal değişiklikler yapılmalı. Mesela pilotlar sıralama turlarındaki derecesine göre yarışa en arkadan başlayabilir. Yani sıralama turunda ilk gelen en son yarışa başlar. Tabi bu biraz karışık görünse de puan sistemindeki düzenleme ile en arkadan başlayıp da en iyi yerde yarışı bitiren en yüksek puanı alacaktır. Belki puan sistemi böyle çok daha komplike olabilir ama karşılığında gelecek artılar ve heyecan buna fazlasıyla değecektir. Geçiş sayısı resmen patlayacaktır !

Sıralama turundaki başarısına göre pilotlar pistin hangi tarafından başlayacağına kendileri karar vermeli. Böylece Macaristan’ daki gibi 1,3,5 ve 7 gibi sıralardan başlayanlara karşı 2,4,6 ve 8 gibi taraftan kalkanlar bariz bir dezavantaja düşmesin. Bu şekilde pistin kirli yerinden kalkmak ve patinaja kalmak adil olmayan bir mücadeleye yol açmamalı.

Hep konuşulan gece yarışları uygulanabilir örneklerden biri olabilir. Böylelikle bu tür bir uygulama özellikle sıcak altında beyni sulanan pilotların yararına olur. Saat farkı nedeniyle özellikle Avrupalı TV izleyicilerinin sıra dışı saatlerde seyredebildiği Avustralya, Malezya ve Japonya gibi yarışlar daha makul saatlere alınabilir. Üstelik gece yarışları lastik savaşlarındaki sıcaklığın etkisini de oldukça azaltacak ve daha dengeli yarışlar koşulacaktır.

Veya çok başka fikirler denenmeli yada gündeme getirilerek tartışılmalıdır. Böylece F1 severler heyecan verecek yeni uygulamalarla tanışmalıdır. Bu şekilde Formula1, teknolojinin pistteki dansı ve gösterisi olarak yoluna devam edecektir.

Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/232746.asp

F1′ İN GÜNAH KEÇİSİ

xl_Sky_F1HDStudio_624

F1 gerek hazırlık aşaması ve gerekse sunumuyla milyon dolarların sahne aldığı bir şov görünümündedir. Günümüzde görsel medyanın ve sunumun önemi tartışılmazken bu kadar pahalı bir spor olan F1′ in bundan nasiplenmemesi imkansızdır. Bu yazımızda F1 yayınları ve geliştirilmesi hakkındaki önerilerimizi aşağıda sıralıyoruz. Yazının orijinali Ntvmsnbc’ de yayınlanmıştır.

F1’ in Günah Keçisi

“ F1 yayınlarında mevcut heyecanı acaba yeterince takip edebiliyormuyuz ? Yoksa yavan geçen yarışların günah keçisi televizyon ekranları mı ?!  ”

Heyecanın saliseler mertebesinde olduğu F1’ de acaba ekran karşısındaki seyirciler pistdeki heyecanın ne kadarını hissederek izleyebiliyor ? Mesela Amerikan filmlerinde seyirciyi sürekli diken üstünde tutabilmek için aksiyon sahneleri birbiri ardına gelir ve çeşitli film hileleri veya bilim kurgu yöntemleriyle izleyiciye ekstra heyecan pompalanır !

Ancak F1’ de bunların hiç birine gerek yoktur. Zaten doğal haliyle bir F1 yarışı her enstantanesi ile heyecan deposudur. Aslında mevcut aksiyonun en az yarısı izleyiciye gerçekten layığıyla aktarılabilse seyredenler zaten koltuklarına çivilenecek ve çoğu kez yapılan “ sıradan bir yarıştı ” veya “ çok sıkıcıydı, sürekli dönüp durdular ” gibisinden yorumlar da rafa kaldırılacaktır. Peki bu heyecanı bize aktarması gereken TV ekranları neden bu kadar sönük kalıyor ve yayınlardan tad alamıyoruz ? Yoksa sorun sahip olduğumuz televizyonların donanımında ve artık yeni çağ TV ekipmanlarından mı almamız gerekiyor ?

Aslında tabi ki iyi bir ses çıkışına sahip, geniş boyutlu ve görüntü kalitesi mükemmel olan likit kristal ekran bir televizyona sahip olmak mevcut seyir hazzımızı bayağı körüklerdi ama sorunun çözümü sadece buna bağlı değil tabi ki !. Üstelik belirtelim bu donanımda bir televizyonu satın almak da her bütçeye uygun değil ve fiyatı ise yaklaşık 5,000 $ mertebesinde… Neyse biz TV fiyatlarını bir kenara bırakarak aşağıda asıl konuyu biraz daha açalım ve değişik açılardan vurgulayalım.

tumblr_m2f4osMLZp1qagg2ao1_1280

TV Yayını Kalitesi 

Açıkçası her yerde olduğu gibi işin en önemli kısmı mutfağı ! F1’ in mutfağında ise her şey var ama ne yazık ki bu zevkli menü bize yeterince servis yapılamıyor. Yani servis kalitesi genel olarak düşük ! Dikkat ederseniz bırakın değişik enstantaneler ve ilginç görüntüleri izlemeyi yarış düzenleyen ülkeler arasında bile görüntü çekimi ve yayın kalitesinde ciddi farklılık oluşabiliyor. Malezya’ daki Kuala Lumpur’ dan alınan görüntü ile Almanya’ daki Hockenheim yarışının görüntüsü arasında kalite yönünden ciddi fark var. Şimdi buna teknik olarak uydulardan nakilde olası yayın kayıpları, hava şartlarının olumsuz etkileri vs. gibi zahiri mazeretler eklenebilir ama tabi ki problemin asıl kaynağında ise yayın yapan ülke ekiplerinin tecrübe ve bilgi eksikliği, görüntü alma ve aktarma yetersizliği ile F1’ deki ülkelerarası yayın standartı eksikliği mevcuttur.

Sorun sadece görüntü kalitesi olsa bir nebze olsun affedilebilirdi ama asıl ciddi konu mevcut heyecanın çok azının biz izleyenlere yansıması. Şöyle bir hafızalarımızı yoklayalım. Kaç tane yarışta geçiş sahnelerini anında veya hemen sonrasında izleyebiliyoruz. Çoğu geçiş bölümleri ya unutulduğundan yada çekime alınmadığından F1’ in can alıcı aksiyon sahneleri böylece kayboluyor. Biz ise sıralamalara bakarak yarış içerisinde ne olduğunu sonradan anlamaya çalışıyoruz. Bunun asıl nedeni ise bize o an ulaşan görüntünün hiç ilgisiz bir kareye saplanıp kalması. Mesela ön sırada rahatça giden bir Ferrari’ yi izlerken çoğu zaman deyim yerindeyse arkada kıyamet kopuyor ve peşpeşe giden pilotlar birbirini geçmek için kıyasıya mücadele veriyorlar.

Aslında zevkli ve heyecanlı görüntülerin aktarılabileceği çeşitli kritik (ve panoramik) kamera açısı noktaları ile teknik ekipmanlar çoğunlukla pist üzerinde ve yarış zamanında mevcut. Buna ilave olarak otomobil içerisinde farklı açılardan alınan pilotların görüntüsü, aracın seyir halindeyken ön görünümü veya arka plan görüntülerini sağlayan küçük kameralar yayın ekibinin elinin altındaki önemli potansiyeller. Eğer F1’ in düzenlendiği ülkeden ülkeye naklen yayın ve görüntü kalitesi dağıtımı yerel şartlara bağlı olarak değişiyorsa bunu standart şekle getirmenin görevi başta F1’ in patronu Bernie Ecclestone olmak üzere F1 yönetiminindir. En azından sorunu giderme yönünde deneyimli teknik ekip ve modern ekipmanların her yarışda kullanımı sağlanarak söz konusu ülkeler arasındaki bilgi paylaşımıyla birlikte görüntü eksikliği ve ciddi kalite düşümü de böylece önlenmiş olur.

Grand_Prix_Monaco_2010_Wallpapres_laba.ws

Anlatım ve Yorum

Bu konuda her ne kadar yayını anlatan ve yorumlayanlara büyük iş düşse de yarış heyecanı az olunca çoğu zaman onlar da normal olarak genel havaya uyabilmektedir. NTV’ deki meşhur aktarımla “ tampon tampona mücadele ! ” sözü çoğu izleyici tarafından “ F1 arabalarında tampon yok ki ! ” şeklinde eleştirilse de işe espritüel açıdan bakarsak bu ifade peşpeşe giden iki arabanın durumunu gayet güzel belirtiyor aslında. Ayrıca bu tür bir anlatım tarzı hoş ve sıcak bir ortam da yaratıyor.

Özellikle yarışın durgun zamanlarında izleyiciye aktarılan güncel bilgi ve gelişmeler yine mümkün mertebe yarışın rutin görüntüleri arasında araya alınacak reklamlar mutlaka seyir zevkine olumlu bir katkı sağlayacaktır. Hatta reklamların giriş ve çıkışı normal yayın kuşağının aksine daha çabuk devreye alınabilirse (reklam anons görüntüsü olmadan) değmeyin keyfimize ! Yarış sonrası basın toplantısında tercümesi yapılan ilk üç sıradaki pilotların demeçleri deneyimli tercümanlar (gerektiğinde iki kişi) ile eş zamanlı ve kayıpsız aktarılabilecektir. Yukarıda bahsedilenler çoğunlukla zaten yapılmaktadır. Ancak yine de eksik olan ve geliştirilmeye muhtaç bölümler de mutlaka vardır.

Yarış Bilgileri

İlk kez ABD Indianapolis’ de izlediğimiz yarışta, otomobillerin devir sayısını ve pit stoplarda tahmini verilen benzin miktarı ile yine tahmini gidilebilecek menzili ekrandaki gösterge ve aktarılan bilgilerle öğrenme imkanı bulduk. Hakikaten bu bilgiler başlangıç olarak gerçekten etkileyiciydi ve gelecek için umut vaadetmekteydi. Fakat sonraki yarışlarda devamlılığını en azından bu sezon için göremedik. Halbuki 2003 sezonunda izlemeyi ümit ettiğimiz bu bilgilere ilaveten aracın anlık hızı, kaçıncı vitesde olduğu, pistin hangi metresinde yer aldığı vs. gibi ayrıntılar sırasıyla verilebilse ekran karşısında oturanlar heyecana daha çok ortak olacaklardır.

Ferrari_F1_2007_Pit_stop

Tabi ki yarış sadece pist üzerinde olmuyor. Pit stoplar ve yarış esnasında inanılmaz bir koşuşturma sürüyor. Ekiplerin pit personeli ve pilotlar arasındaki diyalogları kapsayan görüntüler ekrana sesli yansımadığından biz de genellikle gerçek gelişmelerden habersiz kalıyoruz. Yada yarış dışı kalan bir pilotu sadece pisti terk ederken izlemekle yetiniyoruz. Halbuki o esnada bir muhabir vasıtasıyla pite dönmekte olan pilota sorulacak bir kaç soru ile neden yarış dışı kaldığı daha iyi aydınlanacak ve bizde daha sonraki yarış kritiklerini beklemek zorunda kalmayacağız. Bu tür sesli diyaloglar takımları zora düşürmeyecek şekilde izleyiciye aktarılabilse çok daha ilginç ve zevkli bir yayın izleyebiliriz. Aslında aynı konuyla ilgili F1 dünyasında şu an tartışılmaya başlanan bir gündem de zaten mevcut. Sözünü ettiğimiz diyaloglarla yakın bir gelecekte ekran karşısında karşılaşırsak hiç de şaşırmayalım.

F1’ in belki de zaman zaman zevksiz diye nitelendirilmesinin en büyük nedenlerinden biri de hemen hemen her bilginin takımlar arasında çok gizli ve devlet sırrı şeklinde kalmasıdır. Açıkçası bu kadar kapalılık F1 severlerin de son derece izole bir yarış seyretmesine neden olmaktadır. Yani mübalağa etmezsek neredeyse bilinmeyenlerle dolu uzay hakkında bile çok daha fazla bilgimiz vardır. Takımların F1 yönetiminin tavsiye ve iknası doğrultusunda daha çok teknik bilgi ve detayı kamuoyuna aktarması veya bunun F1 yönetimi kanalıyla (takım adı zikretmeden) genel ve ortak bir dille medyaya iletilmesi seyredenlerin F1 hakkında daha çok fikir edinmesini ve izlediğini de idrak etmesini sağlar. Bu şekilde izleyiciler arasında yapılan yorumlar da derinlik kazanır. Çoğu izleyicinin teknik detaylara hakim olmadığı için F1’ de yarış kazanmak ve kaybetmenin onlarca farklı parametreye bağlı olduğunu bilmemesi aynı zamanda yanlış hükümler vermesine de neden olmaktadır. Bu yüzden körü körüne takım yada pilot taraftarlığı yapanlara bile rastlanır. Sonuçta bilginin paylaşımı izleyenin niteliğini ve bu spora bağlılığını daha da arttıracaktır. Bilinçli ve entellektüel bir seyirci kitlesine sahip olmak tüm F1 camiasının arzulaması gereken bir ortam olmalıdır. Umulur ki F1 yönetimi yakın bir gelecekte bu konuda gereken hassasiyet ve önemi gösterir.

xl_Mclaren%20F1%20Hamilton%20624

Son olarak; F1’ de yayın kalitesinin iyileştirilmesi için dijital yayıncılık konusunda çalışmalar devam ediyor. Umarız ki bundan sonra teknolojik gelişmelere bağlı olarak daha çok bilgi ve yayın kalitesi ile zenginleşen F1 yarışlarını hep birlikte ağız tadıyla izleriz. Kimbilir böylelikle yapılacak yenilikler diğer spor dalları için dahi ilham kaynağı olabilir ?

Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/192238.asp

SİYAH ALTIN

F1 yazılarımızdan hala yararlanabileceğimiz değerli olanlarını yayınlamaya devam ediyoruz. Bu kez konumuz araçların ayakkabıları diye tabir edebileceğimiz lastikler!…

F1′ de geçmişten beri farklı tedarikçilerin tek başına veya birlikte amansız rekabet ettiklerini hep birlikte yarışlarda heyecanla izledik. FIA tarafından izin verildiği müddetçe bu mücadele büyük bir rekabete dönüşerek tur zamanlarında ciddi ve hissedilir azalmalar kaydetti. Hatta bu değişiklik pistlerde tur başına 1 saniye ve üstü mertebesindeydi. 1 saniye için F1 takımlarının nasıl ter döktüğünü bilmiş olsaydınız bunun ne anlama geldiğini düşündüğünüzde bayağı şaşırırdınız?

Dolayısıyla orijinali Ntvmsnbc‘ de yayınlanan aşağıdaki yazımızda tasarımcılara ilham kaynağı olan ve geliştirilmesinde ciddi emekle birlikte büyük bütçe ayrılan F1 lastiklerinden bahsedeceğiz.

16

Siyah Altın

“ Lastikler motor sporlarında kilit faktörlerden biridir ve “ siyah altın ” olarak da adlandırılır… ”

Sürüş özellikleri, motor gücü, aerodinami ve dayanıklılık: Tüm bu faktörler başarıda veya F1’ de zafer kazanmakta belirleyici etkenlerdir. Ancak lastiklerin bu başarıdaki payı çok daha farklı ve önemlidir. Her ne kadar en mükemmel lastiğin pistte tur başına etkisi 1 saniyeden daha fazla olmasa da oluşan avantaj tur sayısı dikkate alındığında yarışın sonunda çok önemli yekün tutar.

F1 yarışlarında lastikler, pilotları damalı bayrağa taşımadan evvel çok aşırı yüklere ve aşınmalara maruz kalır. Tüm Grand Prix pistlerinin en az bir bölümünde pilotlara meydan okuyan korku ve cesaret sembolü şikanlar mevcuttur ki burada otomobillerin hızı ortalama 300 km son süratten, 100 km ve altındaki hızlara düşer. Hatta Monza gibi ultra hız pistlerinde 360 km ve üzeri hızlara bile ulaşılmaktadır. Bu pistlerin frenleme bölümlerinde lastikler en kısa zamanda yavaşlayarak gereken manevrayı sağlamak zorundadır. Bu tür manevralar sırasında lastiklerin üzerine boylamasına 2 ton civarında bir yük binmektedir. Lastiklerden beklenen ise bu yüke dayanmasının yanı sıra oluşan koşullarda maksimum performansı da sağlamasıdır.

11

Lastiklerin otomobille bütünleşmesinde iki ana faktör çok önemlidir:

İlki lastiklerin hamuru diye tabir edilen karışımıdır. Lastik üreticileri bu bilgileri rakiplerinden bir sır gibi saklarlar. Zira lastik karışımları lastik sağlayıcıların en büyük silahıdır. Temelde denilebilir ki lastiklerin hamuru; kauçuk, karbon karası, çeşitli yağlar ve sülfürün uygun sıcaklıklarda ve karışımlarda harmanlanması ile yapılır. Fransız Michelin ve Japon Bridgestone firmaları , F1’ in şu anki lastik sağlayıcılarıdır. Her iki firma yumuşak ve sert lastik karışımlarını sezon öncesi ve sezon dışında sürekli test etmektedirler. Bu iki lastik tipi arasındaki fark ise şöyle açıklanabilir. Yumuşak lastik daha iyi yol tutar ama ömrü kısadır. Dolayısıyla çok da çabuk aşınır. Sert hamurlu lastik ise daha uzun ömürlüdür ama daha düşük bir yol tutuş sağlar ve tur hızı yumuşak lastiklere göre yavaş kalır. Bu nedenle doğru karışımla piste çıkmak ekipler ve pilotlar için çok önemlidir. Yarışı kazanmak yada kaybetmek oluşan stratejinin doğruluğunun veya yanlışlığının bir neticesidir.

İkinci faktör ise lastiğin çalışma sıcaklığıdır ve en az lastik hamuru kadar önem taşır. Ekipler için strateji belirlerken son derece gerekli olan sıcaklık bilgisi yarışlar sırasında köşe bucak rakiplerden saklanır. Hava sıcaklığı, pist yüzeyi sıcaklığı ve lastik sıcaklığı ekiplerin yarış için çözmesi gereken yap-boz oyunlarını andıran bir çalışmadır. Zira her bir lastik hamuru için farklı sıcaklık bölgesi tanımlanmıştır. Bu nedenden dolayı bazen pistin çeşitli bölgelerinde sıcaklık ölçümü yapan uzmanlar görürüz. Uzmanlar bu şekilde doğru seçim yapmak için pistin tamamiyle bir resmini çekerek fikir ve bilgi edinirler. Bazen sadece 1º C yada 2 º C sıcaklık değişikliği lastiğin performansının değişmesine yeterlidir. Öyle ki lastik havası da pist sıcaklığına bağlı olarak değişir. Sıcaklık değişimi lastiklerin aşınmasını veya dayanmasını sağlayarak çarpıcı bir değer taşır. Tabi bu tip bilgiler bizim gibi binek otomobillerinde dört mevsim lastiği kullanan sürücüler için oldukça garip ve detaylıdır. İşte F1’ i sofistike yapan ve motor sporlarının zirvesine oturtan da teknolojisidir.

12

Basitçe denilebilir ki; pist yüzeyi soğuk ve lastik hamuru çok sert ise lastikler pist de kaymaya başlayacak ve otomobilin yolda tutuşu zorlaşacaktır. Lastik şişirilirken 0.1 bar fazla veya düşük hava basılması ve otomobilde kullanılan lastik setindeki (4 lastik) bir adet lastiğin hava basıncının diğerlerinden farklı olması yarış sırasında çok şeyi değiştirir. Böyle bir durumda pilotun en hızlı turlarını atması mümkün değildir ve her turda pilot otomobilini yolda tutmakta oldukça zorlanacaktır. Çoğu pilot yarış sonrası lastiklerinden şikayetçidir. Zira en az bir lastiğin diğerlerinden farklı nitelik taşıması limitlerde giden pilotların performansını etkiler. Mesela lastikleri çok aşınan vaya herhangi birinde sorun yaşayan pilot yarışa devam ederse otomobilini pistte tutmakta zorluk çeker ve zaman kaybeder. Pit’ e girerse de daha fazla zaman kaybedecektir ki ortalama 30 saniyedir bu ama belki yeni set lastiklerle tur sayısı elverişliyse rakiplerini zorlayabilecektir. Dolayısıyla pilotun ve ekibin yarış içinde iki ucu da keskin bir cenderede soğukkanlı ve doğru kararı vermesi gerekir.

Bu nedenledir ki lastiğin ideal çalışma sıcaklığına getirilmesi çok önemlidir. Bu sıcaklık 100 º C’ ye kadar uzanır. Yarışdan hemen evvel lastikler özel ısıtıcılarıyla 60 ila 80 º C’ ye kadar ısıtılır. Hatta bu ısıtıcılar biraz da elektrikli battaniyeyi andırır ve yarış tam başlayacakken teknisyenler bunları çıkartır. Genellikle bir F1 lastiğinin ömrünün 150 km civarında olması umulur. Tabi ki bunu etkileyecek faktörler lastiğin hamuru, sıcaklık ve şüphesiz ki pilotun sürüş stilidir. Yani aynı binek otomobillerdeki gibi aşırı agresif otomobil kullanımı, fazla frenaj, otomobili aşırı kaydırma, patinajda kalma vs. gibi faktörler lastiğin ömrünün pilot tarafından azaltılan etkisidir. Diğer taraftan riske girmeden ama rakiplere göre zaman kaybını göze alarak sakin bir pilotaj lastiğin ömrünü kuşkusuz çok daha artıracaktır. Yine de ortalama 300 km’ lik bir Grand Prix yarışında en azından bir set lastik (4 adet) değişimi yapılması gereklidir.

13

İşte bizim sadece pilotu ve otomobili ekranda gördüğümüz F1 yarışlarında aslında geride performansı etkileyen çeşitli faktörler vardır ve bunlardan önemli biri de lastiklerdir. Çoğumuz binek otomobillerimizde kullandığımız lastiklerin diş kalınlığını takip etmekte, ağırlığa ve yola göre hava basıncını ayarlamakta, hava şartlarına göre lastik tipini belirlemekte dikkatsiz davranırız ama tüm bu faktörler bizim ve çevremizin hem güvenliğini hem de ekonomimizi doğrudan etkilemektedir. Bilinçsiz lastik kullanımı ise daha fazla yakıt tüketimi, daha çok kaza riski ve bütçemize ekstra külfet olarak ortaya çıkacaktır. Biz de bu gerçeği laf olsun diye söylemiyoruz tabi ki !… F1 gibi uçlarda gezinen bir teknolojinin etkileyici parametrelerinden bahsediyoruz. Sonuçta yarış kazanmak veya kaybetmek de akıllı olmaya bağlı değil mi ? Tüm F1 severlerin bu vesileyle otomobillerindeki lastiklere daha fazla özen göstermesini diliyoruz.

Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/221915.asp