YERLİ VE MİLLİ

Hatırlarsanız yerli malı haftası  ve bir de sloganımız vardır; “yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı!…”

Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne kadar yerli üretim, yerli sanayi ve yerli teknoloji hiçbir zaman istenen hedeflere maalesef ulaşamadı ve zaman içerisinde ithal cenneti bir ülke haline geldik. Gerçi hedef var mı ya da gerçekçi miydi? O da ayrı bir konu ama yıllar içerisinde yerli sanayimiz modası geçmiş ve demode makine ve teknoloji yüzünden verimsiz ve uluslararası alanda fiyat ve kalite olarak rekabet etmekten çok uzakta kaldı.

Zira yerli üretim yapıyoruz denerek kendimizi kandırdığımız ve basit bir hayat sürdüğümüz yıllarda dışa kapalı bir ekonomik model vardı. Ne zaman ithalat bollaştı işte o zaman kaliteli ve ucuz ürünler rafları doldurdu. Ama bunun bedelini yıllardır dışarı bağımlılıkla ödedik ve ödemeye halen devam ediyoruz.

Peki neden dünya pazarlarında rekabet edemedik? Çünkü kullandığımız makine, teçhizat ve teknoloji ithal ve verimsizdi, yakıt ya da elektrik tüketimi çok yüksekti dolayısıyla maliyetlerimiz rekabet etmekten uzaktı. Ya zararına satacaktık ya da boynumuzu bükecektik. Bu yüzden dünya pazarında satabilecek rekabetçi fiyatlara asla sahip olamadık. Üstelik yetişmiş insan kaynağımız da yeterli değildi.

Oysa ki yerli üretim yaparken önce modern makine ve teçhizat üretmemiz gerektiğini hiç bir zaman anlayamadık veya bunu asla başaramadık. Günümüzde de değişen çok şey yok ve halen aynı durumdayız. Dışarıdan ithal ettiğimiz makine ve teçhizat ya da teknolojiyle üretim yapmaya çalıştığımız müddetçe pastadan pay kapmak hiç kolay değil. Çünkü adamlar daha iyisini ve yenisini kendilerine saklıyorlar ya da ucuz kaynaklar vasıtasıyla daha karlı üretim yapıyorlar.

Mesala bir örnek verelim. Ülkemizde otomobil üreterek dışarı ihraç ediyoruz. Bir otomobilin parçalarının en fazla yaklaşık %60’ ı içeride üretiliyor. Kalan %40’ ı ise dışarıdan ithal geliyor. Biz sadece katma değer sağlıyoruz. Arsa ve bina yerli. Ama makine ve teçhizatların çoğu ithal. Robot kullanıyoruz diye övünüyoruz ama bunlar hep ithal kalemler. İş gücü çoğunlukla yerli ve biz montaj yapıyoruz. Dolayısıyla bizim ekonomik katma değerimiz belki %50’ nin bile çok altında. Makine ve teçhizatlar, teknoloji vs. yerli sağlanabilse bu katma değer çok artardı. O zaman ithal edilen %40 oranındaki parçaların çoğu içeride üretilebilirdi.

Yıllar içerisinde önce Japonya, sonra Güney Kore ve peşinden Çin mucizelerine hep seyirci kaldık. Onlar önce insana yatırım yaptı, batıyı taklit etti ve sonra kendi markalarını oluşturdular. Biz ise ne yaptık? Yetişmiş insan gücünü harcadık veya yurtdışına gitmeye zorladık ya da mecbur bıraktık. Akademik kariyer yapmak isteyen burada köreleceğini görünce yurtdışından gelen cazip teklifleri kabul etti. ABD ve Avrupa beyin göçü alırken biz (ihtiyacımız olmadığı için?) beyin göçü verdik!

Katma değeri düşük ve ara kademe işlerin ülkesi olduk. Mesela Hindistan yazılım ihracatından on milyarlarca dolar kazanabiliyor. Bizde ise yanlış yüksek öğretim politikaları ve iş bulamadığı için yüz binlerce genç işsiz ve evde oturuyor. Bunların bir kısmını yazılım sektöründe istihdam edebilseydik ve yurt dışına yazılım satabilseydik büyük bir ekonomik gelir elde edebilirdik.

Aslında bugün yaşanan çoğu sorun geçmişten gelen hataların tekrarı niteliğinde. Geçici ekonomik bolluk hep rehavet oluşturduğu ve gerekli adımlar kararlı bir biçimde atılmadığı için belli periyodik dilimlerde sorunlar kendini tekrarlıyor.

Master plan şart. ARGE’ ye harcanan bütçe, teşvik ve imkanların mutlaka artması gerekiyor. Yoksa nasıl yerli ve milli olacağız? Patent başvuruları, sayıları ve niteliği önemli. Eğer dünya literatürüne geçecek önemde buluşlar yapabilirsek ses getiririz yoksa lokal ihtiyaçlar için patent almışsın veya rafta kalmış kullanılmamış kime ve neye yarar?

Sonuç itibariyle konu uzar gider ama amacımız hataları görerek, doğru teşhisleri koymak, kısa ve uzun vadeli planlar yaparak eksiklerimizi tamamlamak olmalı. Sabırlı ve kararlı davranmalıyız. İthal ürünlerin baş döndüren cazibesine kapılmak yerine bir süre daha düşük teknolojili, ucuz ama yerli üretimleri kullanmak ve desteklemek dünyada yarışabilecek markalara sahip olmamızı sağlayacaktır.

Beton ekonomisinden elde edilen sermaye yatırıma, üretime, sanayi ve teknolojiye kaydırılmalı. Büyük hedeflere varmak için büyük mücadeleler vermek gerekiyor. Yoksa lafla peynir gemisi yürümez. Bu arada peynir demişken piyasada fırsat kollayan elindeki mala daha depoda dururken zam yapan piyasa fırsatçılarına prim verilmemeli. Enflasyon üzerinden nemalanmak isteyenler zam ve stokçuluk ile piyasada manipülasyon yaparak 80 öncesi tabloları yaşatmayı arzuluyorlar ama herkesin bu oyuna karşı durması gerekiyor. Kur bahanesiyle fırsatçılık yapanlar hak ettiği cevabı mutlaka almalı.

Şuna değinmeden konuyu kapatmak istemiyorum. Eğitim sisteminin güncellenmesi şart. Ezberci ve slogancı bir gençlik değil düşünen ve üreten bir gençlik modeline hızla geçmemiz gerekiyor. Aksi halde geleceğimiz olmasını ümit ettiğimiz gençlik ancak sırtımızda kambur olur ve yerimizde sayarız!

Kopyacılık, çenebazlık, haşarılık, tembellik, yan gelip yatma vs gibi kolay yoldan köşe dönmeyi ve bunu marifet sananların idolü olan bu tarz yaklaşımlar yerine okuyan, düşünen, araştıran, buluş yapan, üreten, çalışkan ve girişimci bir gençliğe ihtiyacımız var. Biz okuyanı inek diye aşağılarken ABD ve Avrupa el üstünde tutuyor. Toplumsal hastalıkları bırakmadığımız müddetçe büyük adımlar atamayacağımız aşikar. Demek ki önümüzde yapılacak çok iş ve çok ders var. Ömrümüz kifayet eder mi bilinmez ama inşallah ve Allah ömür verirse güzel günleri de yaşamak ve görmek dileğiyle!…

Advertisements

KRİZİN ADI YOK ?

Dış politikada son zamanlarda yaşananlar artık iyice su yüzüne çıkan bir mücadelenin sonucu ve belki yıllardır bekleniyordu öyle ki karşılıklı restleşme hiç bu kadar aleni olmamıştı? Sonucu çok farklı değişikler getirebilir yada boyun eğdirebilir. Bu kıyasıya mücadele hiçbir şekilde sembolik değil ve perde arkasında büyük bir rekabet, meydan okuma ve diş bileme var. Tüm bu gelişmeler hayati ve sonucunu ise birlikte yaşayarak göreceğiz.

Ancak fiiliyata bakarsak bir süredir ekonomideki durgunluk dövizin hızlı artışıyla başka bir boyuta geçti. Zaten zayıf bir finans yapısına sahip ve hasbelkader borç harç içerisinde gidebilenler son demlerini yaşamaya ve iflas bayrağını birer birer çekmeye yada imkan varsa konkordato ilan etmeye başladı.

Ayağını yorganına göre uzatanlar ise şimdilik sakin ve pozisyon koruyarak durumu gözetliyor. Bunlar temkinli ve dikkatli hareket ettikleri için riskleri düşük yoluna devam ediyorlar ve kolay kolay batmazlar.

Bir kısımda krizleri fırsata dönüştürme operasyonu ve hamleleri yapıyor. Bu dönemde mali yapısı zayıflayan firmaların kapısını çalan yada iflas sınırındakilerin elindeki ürünleri ucuza kapan kriz fırsatçıları için yeni fırsatlar bir türlü bitmek bilmiyor?

Yan gelip yatan ve olayları seyretmekle vakit geçiren vasat grupta bir araya geldiğinde farklı duyumları paylaşıyor ve gündemi tartışıyor ama her zamanki gibi ortaya boş laftan başka bir olumlu tablo çıkaramıyor.

Velhasıl kelam konuşan çok icraat yok modunda bir süredir devam eden gündemimiz seçimlerden sonra iyice rehavete ve ekonomi üzerinden başının çaresine ve derdine düştü.

Yıllardır arsa ve binaya dayalı büyüme modelinin iflas ettiği artık iyice kesinleşti ve netleşti. Böyle bir büyüme modelinin yürümeyeceği zaten belliydi ama ne yazık ki millet işini gücünü çoktan bıraktı ve tüm birikimini toprağa gömdü. Ne zaman imar geçer hayalleriyle borç harç yaşamaya devam edenlerin yeniden ekonomiye nasıl  kazandırılacağı ise merak konusu?

Geçtiğimiz günlerde Apple firması 1 trilyon doları aşan piyasa değeriyle dünyada bir ilki gerçekleştirirken bizde Alibaba sitesi, Trendyol’ a 728 milyon dolar vererek ortak olduğunu duyurdu. Sanırım bir süredir sadece yerli firmaların satıldığı haberi duyuyoruz. En son biz ne zaman dışarıdan firma aldık diye düşününce aklıma hemen Godiva geldi tabi ki çikolatayı (bitter) sevdiğim için!…

Dövizin artması, banka faizlerinin yükselmesi, enflasyonun yükselmesi vs. bunlar artık bizi pek şaşırtmıyor. Niye? Eh bu kadar ciddi olaylar başka bir ülkede yaşansaydı sanki daha mı farklı olurdu? Kesinlikle sonuç daha kötü ve olumsuz olabilirdi. Sanırım bizim bağışıklık sistemimiz emsallerine göre bayağı dirençli ve kuvvetli çıktı!

Sanayi, teknoloji, tarım, hayvancılık, havacılık, savunma vs. madem yerli ve milli diyoruz o halde her konuda büyük yatırım hamleleri şart. Bu ülkede üretici, sanayici, girişimci, bilim adamı ve buluş yapanlar özellikle el üstünde tutulmalı. Geleceğe bu insanlarla yürüyebiliriz yada dünya arenasında bizi bu insanlar hakkıyla temsil edecektir. O zaman her ne yapılacaksa buna göre hesaplayıp planlamalıyız ama hepimiz çok sabırlı olmalıyız. Acı reçeteyi kabullenmekten başka şansımız zaten yok ve kimsenin şapkadan tavşan çıkartacak hali de yok!

Herkes sorumluluk alacak. Elini taşın altına koyacak ve üstüne düşen fedakarlığı ve çabayı gösterecek. Zaten bu işin başka çözümü yok. Artık asgari değil azami müştereklerde birleşmek gerekiyor. Yoksa birileri gelir sizi başka bir yola istemediğiniz halde sokar. O yol da bize emrivaki olacağı için geçmişi mumla ararız? Aklımızı başımıza alma zamanı geldi ve çoktan geçiyor?

İnşallah ilerleyen günler hepimiz için hayra vesile olur. Hatalarımızdan ders çıkarırsak geleceğe daha emin adımlarla yürüyebiliriz. Eğer gelecek için doğru hamle ve adımlar atarsak ne düşeriz, ne çelme yeriz nede tökezleriz. Kimse de kolay kolay karşımıza çıkamaz!…

Siz güçlü olursanız meydan okumadan önce rakibiniz sizi düşünür siz onu düşünmezsiniz!