YERLİ VE MİLLİ

Hatırlarsanız yerli malı haftası  ve bir de sloganımız vardır; “yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı!…”

Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne kadar yerli üretim, yerli sanayi ve yerli teknoloji hiçbir zaman istenen hedeflere maalesef ulaşamadı ve zaman içerisinde ithal cenneti bir ülke haline geldik. Gerçi hedef var mı ya da gerçekçi miydi? O da ayrı bir konu ama yıllar içerisinde yerli sanayimiz modası geçmiş ve demode makine ve teknoloji yüzünden verimsiz ve uluslararası alanda fiyat ve kalite olarak rekabet etmekten çok uzakta kaldı.

Zira yerli üretim yapıyoruz denerek kendimizi kandırdığımız ve basit bir hayat sürdüğümüz yıllarda dışa kapalı bir ekonomik model vardı. Ne zaman ithalat bollaştı işte o zaman kaliteli ve ucuz ürünler rafları doldurdu. Ama bunun bedelini yıllardır dışarı bağımlılıkla ödedik ve ödemeye halen devam ediyoruz.

Peki neden dünya pazarlarında rekabet edemedik? Çünkü kullandığımız makine, teçhizat ve teknoloji ithal ve verimsizdi, yakıt ya da elektrik tüketimi çok yüksekti dolayısıyla maliyetlerimiz rekabet etmekten uzaktı. Ya zararına satacaktık ya da boynumuzu bükecektik. Bu yüzden dünya pazarında satabilecek rekabetçi fiyatlara asla sahip olamadık. Üstelik yetişmiş insan kaynağımız da yeterli değildi.

Oysa ki yerli üretim yaparken önce modern makine ve teçhizat üretmemiz gerektiğini hiç bir zaman anlayamadık veya bunu asla başaramadık. Günümüzde de değişen çok şey yok ve halen aynı durumdayız. Dışarıdan ithal ettiğimiz makine ve teçhizat ya da teknolojiyle üretim yapmaya çalıştığımız müddetçe pastadan pay kapmak hiç kolay değil. Çünkü adamlar daha iyisini ve yenisini kendilerine saklıyorlar ya da ucuz kaynaklar vasıtasıyla daha karlı üretim yapıyorlar.

Mesala bir örnek verelim. Ülkemizde otomobil üreterek dışarı ihraç ediyoruz. Bir otomobilin parçalarının en fazla yaklaşık %60’ ı içeride üretiliyor. Kalan %40’ ı ise dışarıdan ithal geliyor. Biz sadece katma değer sağlıyoruz. Arsa ve bina yerli. Ama makine ve teçhizatların çoğu ithal. Robot kullanıyoruz diye övünüyoruz ama bunlar hep ithal kalemler. İş gücü çoğunlukla yerli ve biz montaj yapıyoruz. Dolayısıyla bizim ekonomik katma değerimiz belki %50’ nin bile çok altında. Makine ve teçhizatlar, teknoloji vs. yerli sağlanabilse bu katma değer çok artardı. O zaman ithal edilen %40 oranındaki parçaların çoğu içeride üretilebilirdi.

Yıllar içerisinde önce Japonya, sonra Güney Kore ve peşinden Çin mucizelerine hep seyirci kaldık. Onlar önce insana yatırım yaptı, batıyı taklit etti ve sonra kendi markalarını oluşturdular. Biz ise ne yaptık? Yetişmiş insan gücünü harcadık veya yurtdışına gitmeye zorladık ya da mecbur bıraktık. Akademik kariyer yapmak isteyen burada köreleceğini görünce yurtdışından gelen cazip teklifleri kabul etti. ABD ve Avrupa beyin göçü alırken biz (ihtiyacımız olmadığı için?) beyin göçü verdik!

Katma değeri düşük ve ara kademe işlerin ülkesi olduk. Mesela Hindistan yazılım ihracatından on milyarlarca dolar kazanabiliyor. Bizde ise yanlış yüksek öğretim politikaları ve iş bulamadığı için yüz binlerce genç işsiz ve evde oturuyor. Bunların bir kısmını yazılım sektöründe istihdam edebilseydik ve yurt dışına yazılım satabilseydik büyük bir ekonomik gelir elde edebilirdik.

Aslında bugün yaşanan çoğu sorun geçmişten gelen hataların tekrarı niteliğinde. Geçici ekonomik bolluk hep rehavet oluşturduğu ve gerekli adımlar kararlı bir biçimde atılmadığı için belli periyodik dilimlerde sorunlar kendini tekrarlıyor.

Master plan şart. ARGE’ ye harcanan bütçe, teşvik ve imkanların mutlaka artması gerekiyor. Yoksa nasıl yerli ve milli olacağız? Patent başvuruları, sayıları ve niteliği önemli. Eğer dünya literatürüne geçecek önemde buluşlar yapabilirsek ses getiririz yoksa lokal ihtiyaçlar için patent almışsın veya rafta kalmış kullanılmamış kime ve neye yarar?

Sonuç itibariyle konu uzar gider ama amacımız hataları görerek, doğru teşhisleri koymak, kısa ve uzun vadeli planlar yaparak eksiklerimizi tamamlamak olmalı. Sabırlı ve kararlı davranmalıyız. İthal ürünlerin baş döndüren cazibesine kapılmak yerine bir süre daha düşük teknolojili, ucuz ama yerli üretimleri kullanmak ve desteklemek dünyada yarışabilecek markalara sahip olmamızı sağlayacaktır.

Beton ekonomisinden elde edilen sermaye yatırıma, üretime, sanayi ve teknolojiye kaydırılmalı. Büyük hedeflere varmak için büyük mücadeleler vermek gerekiyor. Yoksa lafla peynir gemisi yürümez. Bu arada peynir demişken piyasada fırsat kollayan elindeki mala daha depoda dururken zam yapan piyasa fırsatçılarına prim verilmemeli. Enflasyon üzerinden nemalanmak isteyenler zam ve stokçuluk ile piyasada manipülasyon yaparak 80 öncesi tabloları yaşatmayı arzuluyorlar ama herkesin bu oyuna karşı durması gerekiyor. Kur bahanesiyle fırsatçılık yapanlar hak ettiği cevabı mutlaka almalı.

Şuna değinmeden konuyu kapatmak istemiyorum. Eğitim sisteminin güncellenmesi şart. Ezberci ve slogancı bir gençlik değil düşünen ve üreten bir gençlik modeline hızla geçmemiz gerekiyor. Aksi halde geleceğimiz olmasını ümit ettiğimiz gençlik ancak sırtımızda kambur olur ve yerimizde sayarız!

Kopyacılık, çenebazlık, haşarılık, tembellik, yan gelip yatma vs gibi kolay yoldan köşe dönmeyi ve bunu marifet sananların idolü olan bu tarz yaklaşımlar yerine okuyan, düşünen, araştıran, buluş yapan, üreten, çalışkan ve girişimci bir gençliğe ihtiyacımız var. Biz okuyanı inek diye aşağılarken ABD ve Avrupa el üstünde tutuyor. Toplumsal hastalıkları bırakmadığımız müddetçe büyük adımlar atamayacağımız aşikar. Demek ki önümüzde yapılacak çok iş ve çok ders var. Ömrümüz kifayet eder mi bilinmez ama inşallah ve Allah ömür verirse güzel günleri de yaşamak ve görmek dileğiyle!…

Advertisements

KRİZİN ADI YOK ?

Dış politikada son zamanlarda yaşananlar artık iyice su yüzüne çıkan bir mücadelenin sonucu ve belki yıllardır bekleniyordu öyle ki karşılıklı restleşme hiç bu kadar aleni olmamıştı? Sonucu çok farklı değişikler getirebilir yada boyun eğdirebilir. Bu kıyasıya mücadele hiçbir şekilde sembolik değil ve perde arkasında büyük bir rekabet, meydan okuma ve diş bileme var. Tüm bu gelişmeler hayati ve sonucunu ise birlikte yaşayarak göreceğiz.

Ancak fiiliyata bakarsak bir süredir ekonomideki durgunluk dövizin hızlı artışıyla başka bir boyuta geçti. Zaten zayıf bir finans yapısına sahip ve hasbelkader borç harç içerisinde gidebilenler son demlerini yaşamaya ve iflas bayrağını birer birer çekmeye yada imkan varsa konkordato ilan etmeye başladı.

Ayağını yorganına göre uzatanlar ise şimdilik sakin ve pozisyon koruyarak durumu gözetliyor. Bunlar temkinli ve dikkatli hareket ettikleri için riskleri düşük yoluna devam ediyorlar ve kolay kolay batmazlar.

Bir kısımda krizleri fırsata dönüştürme operasyonu ve hamleleri yapıyor. Bu dönemde mali yapısı zayıflayan firmaların kapısını çalan yada iflas sınırındakilerin elindeki ürünleri ucuza kapan kriz fırsatçıları için yeni fırsatlar bir türlü bitmek bilmiyor?

Yan gelip yatan ve olayları seyretmekle vakit geçiren vasat grupta bir araya geldiğinde farklı duyumları paylaşıyor ve gündemi tartışıyor ama her zamanki gibi ortaya boş laftan başka bir olumlu tablo çıkaramıyor.

Velhasıl kelam konuşan çok icraat yok modunda bir süredir devam eden gündemimiz seçimlerden sonra iyice rehavete ve ekonomi üzerinden başının çaresine ve derdine düştü.

Yıllardır arsa ve binaya dayalı büyüme modelinin iflas ettiği artık iyice kesinleşti ve netleşti. Böyle bir büyüme modelinin yürümeyeceği zaten belliydi ama ne yazık ki millet işini gücünü çoktan bıraktı ve tüm birikimini toprağa gömdü. Ne zaman imar geçer hayalleriyle borç harç yaşamaya devam edenlerin yeniden ekonomiye nasıl  kazandırılacağı ise merak konusu?

Geçtiğimiz günlerde Apple firması 1 trilyon doları aşan piyasa değeriyle dünyada bir ilki gerçekleştirirken bizde Alibaba sitesi, Trendyol’ a 728 milyon dolar vererek ortak olduğunu duyurdu. Sanırım bir süredir sadece yerli firmaların satıldığı haberi duyuyoruz. En son biz ne zaman dışarıdan firma aldık diye düşününce aklıma hemen Godiva geldi tabi ki çikolatayı (bitter) sevdiğim için!…

Dövizin artması, banka faizlerinin yükselmesi, enflasyonun yükselmesi vs. bunlar artık bizi pek şaşırtmıyor. Niye? Eh bu kadar ciddi olaylar başka bir ülkede yaşansaydı sanki daha mı farklı olurdu? Kesinlikle sonuç daha kötü ve olumsuz olabilirdi. Sanırım bizim bağışıklık sistemimiz emsallerine göre bayağı dirençli ve kuvvetli çıktı!

Sanayi, teknoloji, tarım, hayvancılık, havacılık, savunma vs. madem yerli ve milli diyoruz o halde her konuda büyük yatırım hamleleri şart. Bu ülkede üretici, sanayici, girişimci, bilim adamı ve buluş yapanlar özellikle el üstünde tutulmalı. Geleceğe bu insanlarla yürüyebiliriz yada dünya arenasında bizi bu insanlar hakkıyla temsil edecektir. O zaman her ne yapılacaksa buna göre hesaplayıp planlamalıyız ama hepimiz çok sabırlı olmalıyız. Acı reçeteyi kabullenmekten başka şansımız zaten yok ve kimsenin şapkadan tavşan çıkartacak hali de yok!

Herkes sorumluluk alacak. Elini taşın altına koyacak ve üstüne düşen fedakarlığı ve çabayı gösterecek. Zaten bu işin başka çözümü yok. Artık asgari değil azami müştereklerde birleşmek gerekiyor. Yoksa birileri gelir sizi başka bir yola istemediğiniz halde sokar. O yol da bize emrivaki olacağı için geçmişi mumla ararız? Aklımızı başımıza alma zamanı geldi ve çoktan geçiyor?

İnşallah ilerleyen günler hepimiz için hayra vesile olur. Hatalarımızdan ders çıkarırsak geleceğe daha emin adımlarla yürüyebiliriz. Eğer gelecek için doğru hamle ve adımlar atarsak ne düşeriz, ne çelme yeriz nede tökezleriz. Kimse de kolay kolay karşımıza çıkamaz!…

Siz güçlü olursanız meydan okumadan önce rakibiniz sizi düşünür siz onu düşünmezsiniz!

EKONOMİ NASIL DÜZELİR VE HANGİ TEDBİRLER ALINMALI?

Geldiğimiz noktada ister dış kaynaklı ister iç kaynaklı olsun çeşitli finansal taarruzlara uğradığımız gerçeği yadsınamazsa da ekonomide kökten bazı değişiklikler ve daha uzun vadeli tedbirlerin alınması gerçeğini de göz ardı edemeyiz.

Değişen dünya dengeleri ve rekabet koşullarıyla birlikte artan iddialı duruşumuz ve taleplerimiz sert karşılık görmeye başlayınca altyapı sorunları ve eksiklerimiz de sırıtmaya başladı. Öyle ki ; Üretim ve yüksek teknolojiye büyük yatırımlar yapmamız, tüm sanayi ve tarımsal konularda kendi kendine yeter bir ülke haline gelmemiz bizi ekonomik risklere karşı daha dayanıklı ve sağlam hale getirecektir. Bu olumlu durum iddialı duruşumuzu da destekleyecektir.

Yıllardır inşaata bağlı teşvik edilen bir büyümenin sağlıklı olmadığı aşikardır. Buradan kazanılan sermaye ve para girişi doğru yatırımlara kanaliz edilmediği ve çoğunlukla tüketime kaydığı için kısa vadeli ve geçici refah sağlamaktan öteye gitmemiştir. Tasarruf yapmak unutulmuştur. İsraf etmek ve borca dayalı lüks yaşam moda olmuştur. Yatırım, üretim ve ihracat ivedi parolamız olmalıdır.

Kısacası aynı gemide yer aldığımızı düşünürsek yapıcı ve olumlu yorum ve önerilere ihtiyaç var. Zaman birlik ve beraberlik zamanı!…

4.5 TAN 5G MESELESİ?

WirelessFast_051313-617x416

Gündemde yer alan önce 4G mi sonrasında 4.5’ tan 5G mi diye tartışa duralım artık sınırlarını zorlayan bir 3G altyapısının can çekişen halini görünce bu konuda yapılan tartışmalardan çıkan mevcut sonuç klasik plansızlığımızı ve yetersizliği bir kez daha gözler önüne serdi. Ama her şeyde bir hayır vardır misali son noktada dahi olsa konunun tartışılması ve yanlış bir yola sürüklenip zaman ve para kaybetmektense tüm ihtiyaçların değerlendirebilmesi amacıyla ertelenmesi son derece yerinde bir karar oldu. Keşke bu daha evvel düşünülüp yapılsaydı ve ertelemeye hiç gerek kalmasaydı.

Jenerasyon-2G-3G-4G-1

3G’ nin ülkemizdeki tarihi başlangıcını biraz hatırlayalım; Türkiye 3G’ye 2009 Nisan başında Danıştay’ın ihalelere onay vermesiyle başladı. 30 Nisan’da operatörler ile anlaşma yapıldı ve onay sonrası şirketler hızlı bir biçimde altyapılarını kurmaya başladı. Böylece 3G serüvenimiz başlayalı tam tamına 6 yıl geçti ve hatırlatma için söyleyelim; Japonya’ dan 11 yıl, Avrupa’ dan ise tam 6 yıl sonra 3G’ ye geçebildik. Gerçi yanlış bir anlamayı düzeltelim zira 3G’ nin özellikle data iletiminde daha hızlı olduğu düşünülürse ülkemizde hala telefonunu klasik amaçlı kullananlar yani “Alo” diyenler için 2G bile yeterli bir teknoloji.

Şimdilerde yine geç kaldığımız 4G ile bizde çağı yakalamayı hatta belki 5G ile gelecekte zirveye konmayı veya ortak olmayı hedefliyoruz ama bu konuda çok net bir yol haritamız olmadığı için belirsizlik hakim. Belki erteleme kararı eksikleri tamamlamak için önemli bir fırsat olmuştur yada öyle temenni ediyoruz.

5g-data-transfer-speed-graphic

Kabul etmek gerekir ki ülkemizde şayet devlet zorlamazsa özel sektör kolay kolay kıpırdamıyor. Dolayısıyla 4G veya olası 5G için tüm yol haritasının ilgili devlet kurumları tarafından açıkça çizilmesi ve belirlenmesi gerekiyor. Kim ne yapacak? Maliyeti ne olacak ve ne zaman hizmete girecek? Kesinlikle iyi bir hesaplama gerekiyor.  Herkesin rolü açıkça belirlenmeli. Bu öyle kolay ve basit bir mesele değil.  Yıllık bazda on milyarlarca dolarlık cirosu olan ve ciddi istihdam barındıran bir sektörden bahsediyoruz. Maalesef şu ana kadar yani GSM tarihimizin 1994′ deki başlangıcından beri bu detaylandırmayı ve yol haritasını hiç bir zaman yapamadık. Yeterince üzerinde çalışılmadığı ve hazırlık yapılmadığı anlaşılan, 2015 Mayıs’ ta da teklif almaya çıkacağı duyurulan 4G ihalesi ertelenince biz son tüketiciler olarak yine hüsrana uğradık ve tekrar başa döndük. Önce 4G konuşurken şimdi bir adım daha ileri giderek 4.5’ tan 5G’ mi ona karar vereceğiz. Şayet bu konuda ilgili kurumlar ne yapacağını bilemiyor ve koordinasyon eksikliği varsa önce bunu düzeltmeliyiz. Soru işaretleriyle yola çıkılmaz.

GRAFICO-ABOUT-US1

Peki 4G veya 5G neden bizim için önemli? Artık mobil telefonlar ve uygulamalar, tablet PC’ ler, akıllı yollar, akıllı kara, deniz , hava araçları ve uygulamaları, ofisteki ve evdeki akıllı cihazlar vs derken günümüz ve yarının dünyasında ciddi bir iletişim network’ üne ve altyapısına ihtiyacımız var. Tabi bu network aynı zamanda yüksek hızlı, kesintisiz ve her yerde ulaşılabilir olmalı. Tüm dünya’da hız çok önemli. Mesafeleri kısaltmak, veri akışını hızlandırmak, bilgi alışverişini çoğaltmak vs. Tüm bu taleplerin ucunda teknolojik altyapı var. Bu altyapı’ da ise haberleşme çok önemli bir yer tutuyor. Artık rakiplerinizi yenmek istiyorsanız teknolojiyi en iyi düzeyde kullanmanız gerekiyor. Bunu yapan bir adım öne geçiyor ve rakiplerine fark atıyor. Geçmişte teknolojide Japonya mucizesi derken şimdi Güney Kore ve çok yakın gelecekte Çin mucizesini konuşacağız ki halihazırda zaten gündemdeler. Tüm bu ülkeler önce taklit sonra özgün üretim derken şimdi lider oldukları alanlarda dünyaya yön veriyorlar. Ama bu rekabette kimsenin durma lüksü yok. Zira herkes kıyasıya mücadele ediyor. Zayıf olan kaybeder. Oyunun kuralı bu.

5G-World-Summit-who-will-you-meet

3G’ de yerli operatörlerimiz artık limitteler yani mevcut koşullarda en fazla bu kadar hizmet sağlanıyor belki bir tık daha fazlası olabilirdi ama o da yatırıma değer mi acaba? Geçmişte verilecek hizmet ve şartlar, ilgili kurumlar tarafından doğru biçimde belirlenseydi daha kaliteli hizmeti daha ucuza alabilirdik ama serbest piyasa koşulları altında meydan boş kalınca sektör yöneticilerimiz hizmet kalitesini arttırmak için teknoloji ve altyapıya önem vermek yerine patronlarını mutlu etmek namına reklamlarla karlılığa odaklandılar. Tüketici bilinçli olmayınca ve devlet kurumları da ilgi göstermeyince şikayete ve ihtiyaçtan oluşan talebe cevap alamadık hatta rekabet yeterli olmayınca arzu ettiğimiz hizmeti ve kaliteyi uzun yıllar göremedik.

Bu noktada devlet kurumlarının tüketici lehine standartları baştan belirlemesi gerekiyordu. Yani biz ihale yaptık ve paraları topladık mantığıyla bu işler yürümüyor. İhalenin bile geçerli bir süresi ve taahhütleri olması gerekiyor. Şayet devlet çeşitli sebeplerden yeni ihalede gecikme yaşarsa telafi etmek için eski ihalenin yürürlükte olmasından dolayı yıllık bazda operatörlerden ek ücret almalı. Tüketici bile hak iddia edebilmeli. Yola çıkarken ihalenin ömrünü mesela 5 sene planlamışsın sonra çeşitli sebeplerden bunu zamanında yenilememişsin. O zaman ihalesiz geçen her ekstra yıl operatörlere ciddi kazanç sağlar. Sen ise sadece bakar ve ciddi bir gelirden olursun. Rüşvet ve suistimal iddialarına fırsat vermemek gerekiyor.

Ayrıca altyapıda milli teknolojinin geliştirilmesi için yüksek oranlı yerli üretim şartı konarak yerli yatırım ve üretim teşvik edilmeli. Yüksek kar marjlarıyla yıllarca yabancı firmaların çiftliğine dönen Türk pazarı bu gidişatı tersine çevirmeli ve bu teknolojiyi (5G) üreterek ihracat yapmalı. İthalat, distribütör ve katma değeri zayıf yerli montaj tuzağıyla oluşan kayıplar ortadan kalkmalı. İşte önümüzde dev bir fırsat ve akıllı davranırsak yüksek teknolojide lokomotif bir sektörün önemli bir oyuncusu olabiliriz.

5g-speedometer-logo

Operatörlerin ve taşeronların (ilgili üreticilerin) önüne teknik, mali ve hukuki şartları net bir biçimde ortaya koyacaksın. Kimse taahhütlerinin altında bir iş yapmayacak ve gerekirse bunları dönemsel yada ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli revize edeceksin. Taleplerinde büyük düşüneceksin ve dayatmacı olacaksın. Merak etmeyin Türk pazarı büyük pasta kimse bu pastayı bırakıp gitmez. Ama bunu yaparken yapay gündemlerden artık kurtulalım. Konulara daha ciddi bakalım mesela yakın gündemimiz; Yok farklı operatörü arayınca ses tonu duymak ister misin yada ne bileyim düne kadar numara taşıması vs. gibi açıkçası boş ve yapay işlerle zaman geçirdik. En son spam SMS’ ler ile ilgili düzenlemeyi bile daha yeni yaptık. Yıl gelmiş 2015 uğraştığımız mevzular maalesef bunlar ki yani zaten düşünülmesi ve yapılması gereken işler!

4g2_2110

4G veya 5G teknolojisine geçtiğimizde evdeki kutu modemlerimizi bile çöpe atabiliriz. Günümüzde konuşmaların çeşitli uygulamalarla artık internet üzerinden yapıldığını varsayarsak yakında kablolu iletişim yani sabit telefon mazi olacak. Devasa fiber hatların desteklediği yeni altyapı sayesinde son derece hızlı iletişim kurabileceğiz. Her yerde video, film vs indirip seyredebileceğiz. Mobil telefonlarda görüntülü görüşme çok daha kolay olacak. Bulunduğumuz iç ve dış ortamdan kesintisiz yüksek görüntü kalitesinde canlı yayın yapabileceğiz. Özgürlük çizgileri daha da çok artacak. Yüksek veri alışverişi buna uygun teknolojilerin de gelişimini sağlayacak. Toplanan çeşitli bilgilerin analizi ve takibi için de hızlı bilgisayarlar, yazılımlar ve sistemler gerekecek. Zaman hepimiz için daha hızlı akıp gidecek. Çok daha yüksek bilgiye kısa süre içinde sahip olabileceğiz. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz çoğu sahne artık hayatımıza daha çok girecek. Kısacası yakın geleceğin altyapısından bahsediyoruz.

5g-mobile-network

Bir çok konuda çağı yakalamak hususunda zamanında yatırım ve üretim yapmamanın acısını çok çektik. Bu bilinen bir gerçek ama yine şansımız var ve telekomünikasyon da bizim için lokomotif sektörlerden biri olabilir. Bu konuda rekabet bir hayli fazla ancak uygulama, tasarım ve üretim konusunda önümüzde fırsatlar çok. Doğru politikalar ve teşvikler bize büyük imkanlar kazandırabilir. Sektörün içindekilerin ve hatta örneğin medya gibi dışındakilerin de büyük çaba sarf etmesi gerekiyor. Mesela ortak komitelerde fikir alışverişi yapılması, yeni projeler üretilmesi ve desteklenmesi, devlete rehber olabilecek raporlar hazırlanması ve taleplerin dile getirilmesi vs. özel sektörün sadece siyaset yapması değil iş odaklı çalışması için de mükemmel bir fırsat oluşturabilir. Tabi bu işleri tümüyle özel sektöre bırakmakla olmuyor. Devlet olarak teşvik, hibe, destek, hedef ve beklentileri zorlamak şart!…

Evet sektörde sorun çok ama herkes kendi dünyasında olduğu için önümüzdeki pastayı görmüyoruz. Varsa yoksa tarife ve promosyon üzerinden mevcut pastayı bölüşme derdinde herkes. Ülke ekonomisine katma değeri olmayan kolay yanı bu. Halbuki başımızı kaldıralım ve birlikte düşünüp üretmeye odaklanalım. Fırsatlar önümüzde duruyor. Yeter ki herkes iyi niyet ve samimiyetini ortaya koysun.

161671803

4G mi 5G’ mi derken ADLS yada fiber internete bağlanmak için milyonlarca modem satıldı. Bunun maliyetini bir hesaplayalım keza altyapı için harcanan para ortada. Ülkedeki tüm internet ihtiyacının (kabloyla yapılan hariç) çoğu 4G veya 5G ile sağlansa ciddi bir maliyet düşümü ve ekonomik kazanım sağlanır.

Bu işlere soyunurken yatırımların cari açığa etkisi, yatırımda yerli ve yabancı oranı, mevcut operatörlerin mali durumu, yerli teknoloji vs. derken her şeyi mükemmel şekilde planlamak ve yürütmek tabi mümkün değil ama teknolojinin ucunu da artık kaybetmemek lazım. Kim bilir belki de önümüzde tarihi bir fırsat duruyor? Yeni (?) G ile ya bizde bu rekabette yer alırız veyahut seyirci olarak kalmaya devam ederiz!…

5g-tecnology-abhisheks-ppt-4-638

4G mi 5G mi derseniz, teknik değerlendirmesini burada ayrıca yapmaya gerek yok ama zamanında beğeniye sunulan yerli ilk arabamız Devrim’ e benzin konmadığı bahanesiyle araba üretemedik yada bize ürettirmediler ve daha sonra ithalatın kucağına düşerek Cumhuriyet tarihimiz boyunca %100 ‘ ü yerli hiç bir aracı seri olarak üretemedik. Ama geçen zaman zarfında tüm dünya bu konuda çaba ve ilerleme gösterdi. Mesela otomotiv sektörü Almanya ekonomisinin can damarı ve en önemli ihracat kalemi. Biz ise 2015’ de bari elektrikli yada hibrit araçlarla çağı yakalayalım diyoruz. Devrim’ den beri kaybedilen süre nereden baksanız 55 yıl (Cumhuriyet’ in kuruluşundan beri ise 92 yıl) ve karşılığı yüz milyarlarca dolarlık kaynak ithalatla birlikte heba oldu, uçtu gitti ülkemizden ve hepimizin cebinden? Yedek parçasıyla birlikte dev bir pazardan bahsediyoruz!…

GSM’ de daha fazla vakit kaybetmeden ve mutlaka bir yerden ama sağlam biçimde yola çıkarak bu işe soyunmamız şart ve bunu yaparken de en ideal formülü bulmamız gerekiyor. Önceden detaylı yol haritası çizilirse herkes kendini ona göre ayarlar ve hesabını yapar ama belirsizlikler sadece zaman ve para kaybından başka bir şey değil. Umarım yakın zamanda net bir tablo ile her şey daha güzel olur hepimiz ve ülkemiz için.

Kısacası; 4.5’ tan 5G bir an evvel hazır ve memleketimize hayırlı olsun!

5g-ile-hayat-hizlanacak