KRİZ FIRSATÇILARI

Dost acı söyler derler. Zor bir dönemden geçiyoruz. Geçmişteki ekonomik krizleri yaşayan biri olarak kriz kelimesi beni ne ürpertiyor ne de şaşırtıyor? Bağışıklık ve alışkanlık kazandığımız için deyim yerindeyse “elle gelen düğün bayram” misali hazırlığımızı hep zor şartlara göre yaparak hiçbir zaman gereksiz bir maceraya girmedik ve Allah’ a şükür kendi yağımızla kavrulduk.

Kriz yönetimi ayrı ve üstün nitelikler gerektirir. Bu gibi durumlarda yapılacak hamleler okyanusu geçen ama hasar görmüş dev bir gemiyi dalgalara yenik düşmeden usta manevralarla sürmeye ve limana sağ salim varmaya benzer.

Standart patron ve yöneticiler zaten bilinenlerin üstüne bir artı koyamadıkları için krizlere karşı da hazırlıksız ve kifayetsizdir. Böyle zamanlarda çoğunlukla baltayı taşa vururlar ve hataları sonucu firma darboğaza girer. Borç ve alacak sarmalında umutsuzca çırpınırlar. Unutmayalım ki şartlar ideal ve konjonktür uygun olunca herkes şirket yönetir ama biraz puslu hava ve şartlar zorlaşınca tecrübe, bilgi ve yetenek ön plana çıkar. Peki kimden bahsediyoruz? Tabi ki kriz yöneticilerinden!…

Kriz yöneticileri deneyimlidir, operasyoneldir. Şekilsel değil fonksiyoneldir. Olaylara duygusal değil soğukkanlı ve mantıklı bakarlar. Sorunlara doğru teşhis koyarlar ve deyim yerindeyse hastayı en az hasarla tedavi ederek sağlığına kavuştururlar. İletişime önem verirler ama şov değil sonuç odaklıdırlar.

Önce raporlara ve rakamlara bakar akabinde hasar ve durum tespiti yaparlar. Alacak ve borç dengesini sağlamak için acil tedbirler alırlar. Şahıslarla işi yoktur. Merhamet etmezler ve blöf yapmazlar çünkü iş odaklıdırlar. Kangren olan yeri hemen keser atarlar. Sorunu uzatmazlar ve beklemezler. Gidecek ve gereksiz varsa eş ve dost dinlemezler. Zorunlu yerlere takviye veya değişiklik yaparlar. Yapılacaklar listesi ve acil yol haritası hazırlandıktan sonra çok çabuk eylem planına geçerler.

Kriz yöneticileri yeri gelir ekip olarak çalışır. Firmanın büyüklüğüne göre birbirini tanıyan ve güvenen bir ekip başarı için altın anahtardır. Hızlı ve etkili hareket etmek onların ihtisas alanıdır. Risk alırlar çünkü zamana karşı yarışırlar. Bazen alışılmadık yöntemler de denerler. Sonuç odaklıdırlar. Başarı şansları yüksektir ama garanti değildir ve bir o kadar başarısız olma ihtimalleri de vardır ancak danışanların bulundukları durumda çok fazla şansları yoktur. Ya iflas ve borç ya da yüksek bir meblağ karşılığında kriz yöneticileri tercih edilir? Tabi doğru kriz yöneticilerini seçmek biraz araştırma ve biraz da şans işidir!…

Kriz yöneticileri profesyoneldir ve konusunda uzmandır. Sadece talep edildiğinde değil kendileri de fırsat kollar ve değerlendirir. Çoğunluk panik yaparken onlar sakin ve sabırlıdır. Düşündükleri ya da öngördükleri piyasa rakamlarına gelindiğinde hemen harekete geçerler. Önemli olan alırken kazanmak mantığıyla doğru fiyatlandırmanın peşinden koşarlar. Piyasaları manipüle eden ve oluşan dalgalanmalar sayesinde büyük rant elde edenlerine ise kriz fırsatçıları diyebiliriz.

Amaca giden yolda her şey mübahtır düşüncesiyle yegane niyetleri sadece ceplerini doldurmaktır. O yüzden kimsenin gözünün yaşına bakmazlar sadece kısa süre içinde büyük rant elde etmeye bakarlar. Bunların eline düşenin vay haline?

Peki kriz yöneticilerine ayıracak bütçesi olmayanlar veya kriz fırsatçılarına yem olmak istemeyenler bireysel olarak neler yapmalı?

Ekonomik kriz demek aynı zamanda işsizlik, zam, enflasyon, tasarruf vs. gibi bir sürü bilinmeyen demek. Böyle zamanlarda akıllı hareket edenler bu zor günleri daha kolay ve hasarsız atlatır. Ayağını yorganına göre uzat atasözü tam bu günler için biçilmiş kaftandır. Tersi hareket eden ve kazancı düşerken harcamalarına dikkat etmeyenler için geçmiş olsun demekten başka elden bir şey gelmez.

Bireysel bazda ve aile olarak hepimizin bir bütçesi var. Önemli olan gelir ve gider dengesini iyi kurmak. Bu noktada hesabın şaşmaması gerekiyor. Bütçenizi güncellemeniz olası zamları göze alarak yeniden bir harcama listesi (aylık ve yıllık) oluşturmanız faydanıza ve hayrınıza olacaktır.

Öncelikle işsiz kalmayacağınızı ve sabit bir maaş almaya devam edeceğinizi varsayalım. Bu durumda geliriniz bellidir. Gider kalemlerinde ise zorunlu olmayan lüks ve keyfi harcamaların kısılması alınması gereken ilk önlemdir.

Bu dönemlerde ister borçlu ister alacaklı ikisi de sorunludur. Borçlular için kısa vadeli borçlar sorun çıkarırken uzun dönemli borçlar önemli bir sorun olmayacaktır. Ama bu dediğimiz TL üzerinden hesaplar için geçerlidir. Şayet dövize bağlı borçlarınız varsa sorun beklediğinizden daha büyük ve yıkıcı olabilir.

Alacaklı iseniz o da ayrı bir sorun maalesef bu dönemde borçlular (masum yada art niyetli) ödemeyi geciktirme ve erteleme eğilimindedir. Şayet alacaklarınız çoksa veya bunlara fazla bel bağlıyorsanız işiniz zor olabilir.

Tasarruf ise krizlerde anahtar kelimedir. Düşünürseniz tasarruf edilecek çok şey çıkar. Önce tüm harcamalarınızı a’ dan z’ ye gözden geçirin mesela hesap ekstrelerinize mutlaka göz atın. Şayet kullanmadığınız üyelikler varsa iptal edin. Özel arabanızı kullanmak yakıt demek bunun da zamlanacağını düşünürseniz varsa işe gidiş gelişte servis aracı ya da toplu taşıma önemli tasarruf sağlayabilir. Sosyal hayat derken dışarıda harcanan fazla zaman bütçenizi bir o kadar zorlayacaktır. Bazılarını gözden geçirin. Bu ve benzer bir çok kalemden önemli tasarruf sağlayabilirsiniz. Şayet hesabınızı iyi yapar ve aşırı ve gereksiz harcamalardan sakınırsanız bu zor dönemleri daha kolay atlatırsınız. Ayrıca geçmişte yapılan yatırım ve birikimler bu zor dönemler için can simididir. Eğer har vurup harman savurduysanız kendi düşen ağlamaz?

İş hayatınızda sorunlarınız veya başka planlarınız varsa mutlaka bir süre erteleyin ve dondurun. Üstlerle hatta altlarla bile iyi geçinin zira kriz çok iyi bir işten çıkarma bahanesidir.

Firma sahibiyseniz sorunlar daha çetrefilleşiyor. Çünkü sizin dışınızdaki piyasa koşulları atacağınız adımları kısıtlar ve zorlar. Böyle dönemlerde yine tasarruf ön plana çıkar. Mal satarken yerine uygun koşullarda mal koymak gerekir. İstenmese de eleman çıkartma, eşantiyonları kaldırma, şirket arabalarını kısıtlama veya kota koyma, primleri azaltma veya dondurma, döviz cinsinden verilen maaş varsa TL’ ye çevrilerek sabitleme, düşük kiralı ofisler, stok planlama, üretimi kısıtlama, ücretli yada ücretsiz zorunlu tatil vs. gibi bir sürü farklı tedbir bu dönemde devreye girer. Eğer çok önceden öngörünüz varsa ve tedbir aldıysanız siz zaten başarılı bir yöneticisiniz.

Aslında krizlerden değil hazırlıksız yakalanmaktan korkun. O yüzden tasarruf önemlidir. Gelir daima giderden yüksek olmalıdır. Aksi halde kendi kriziniz çoktan başlamış demektir. Krizler sadece içeriden değil dışarıdan da gelebilir. Global krizleri asla unutmayalım. Bu sebeple hazırlıksız yakalanmak yerine önceden gerekli tedbirleri almak deyim yerindeyse rahat bir kış geçirmemizi sağlar!

Birde asılsız haberler ve kriz çığırtkanlarına prim vermeyin ve panik yapmayın. Panik varsa hata vardır. Akıllıca, düşünerek ve isabetli hareket etmek için soğukkanlı ve sağduyulu olmak önemlidir. Sürü psikolojisine kurban gitmeyin. Yolunuz açık ve Allah yardımcınız olsun!

 

Advertisements

KRİZİN ADI YOK ?

Dış politikada son zamanlarda yaşananlar artık iyice su yüzüne çıkan bir mücadelenin sonucu ve belki yıllardır bekleniyordu öyle ki karşılıklı restleşme hiç bu kadar aleni olmamıştı? Sonucu çok farklı değişikler getirebilir yada boyun eğdirebilir. Bu kıyasıya mücadele hiçbir şekilde sembolik değil ve perde arkasında büyük bir rekabet, meydan okuma ve diş bileme var. Tüm bu gelişmeler hayati ve sonucunu ise birlikte yaşayarak göreceğiz.

Ancak fiiliyata bakarsak bir süredir ekonomideki durgunluk dövizin hızlı artışıyla başka bir boyuta geçti. Zaten zayıf bir finans yapısına sahip ve hasbelkader borç harç içerisinde gidebilenler son demlerini yaşamaya ve iflas bayrağını birer birer çekmeye yada imkan varsa konkordato ilan etmeye başladı.

Ayağını yorganına göre uzatanlar ise şimdilik sakin ve pozisyon koruyarak durumu gözetliyor. Bunlar temkinli ve dikkatli hareket ettikleri için riskleri düşük yoluna devam ediyorlar ve kolay kolay batmazlar.

Bir kısımda krizleri fırsata dönüştürme operasyonu ve hamleleri yapıyor. Bu dönemde mali yapısı zayıflayan firmaların kapısını çalan yada iflas sınırındakilerin elindeki ürünleri ucuza kapan kriz fırsatçıları için yeni fırsatlar bir türlü bitmek bilmiyor?

Yan gelip yatan ve olayları seyretmekle vakit geçiren vasat grupta bir araya geldiğinde farklı duyumları paylaşıyor ve gündemi tartışıyor ama her zamanki gibi ortaya boş laftan başka bir olumlu tablo çıkaramıyor.

Velhasıl kelam konuşan çok icraat yok modunda bir süredir devam eden gündemimiz seçimlerden sonra iyice rehavete ve ekonomi üzerinden başının çaresine ve derdine düştü.

Yıllardır arsa ve binaya dayalı büyüme modelinin iflas ettiği artık iyice kesinleşti ve netleşti. Böyle bir büyüme modelinin yürümeyeceği zaten belliydi ama ne yazık ki millet işini gücünü çoktan bıraktı ve tüm birikimini toprağa gömdü. Ne zaman imar geçer hayalleriyle borç harç yaşamaya devam edenlerin yeniden ekonomiye nasıl  kazandırılacağı ise merak konusu?

Geçtiğimiz günlerde Apple firması 1 trilyon doları aşan piyasa değeriyle dünyada bir ilki gerçekleştirirken bizde Alibaba sitesi, Trendyol’ a 728 milyon dolar vererek ortak olduğunu duyurdu. Sanırım bir süredir sadece yerli firmaların satıldığı haberi duyuyoruz. En son biz ne zaman dışarıdan firma aldık diye düşününce aklıma hemen Godiva geldi tabi ki çikolatayı (bitter) sevdiğim için!…

Dövizin artması, banka faizlerinin yükselmesi, enflasyonun yükselmesi vs. bunlar artık bizi pek şaşırtmıyor. Niye? Eh bu kadar ciddi olaylar başka bir ülkede yaşansaydı sanki daha mı farklı olurdu? Kesinlikle sonuç daha kötü ve olumsuz olabilirdi. Sanırım bizim bağışıklık sistemimiz emsallerine göre bayağı dirençli ve kuvvetli çıktı!

Sanayi, teknoloji, tarım, hayvancılık, havacılık, savunma vs. madem yerli ve milli diyoruz o halde her konuda büyük yatırım hamleleri şart. Bu ülkede üretici, sanayici, girişimci, bilim adamı ve buluş yapanlar özellikle el üstünde tutulmalı. Geleceğe bu insanlarla yürüyebiliriz yada dünya arenasında bizi bu insanlar hakkıyla temsil edecektir. O zaman her ne yapılacaksa buna göre hesaplayıp planlamalıyız ama hepimiz çok sabırlı olmalıyız. Acı reçeteyi kabullenmekten başka şansımız zaten yok ve kimsenin şapkadan tavşan çıkartacak hali de yok!

Herkes sorumluluk alacak. Elini taşın altına koyacak ve üstüne düşen fedakarlığı ve çabayı gösterecek. Zaten bu işin başka çözümü yok. Artık asgari değil azami müştereklerde birleşmek gerekiyor. Yoksa birileri gelir sizi başka bir yola istemediğiniz halde sokar. O yol da bize emrivaki olacağı için geçmişi mumla ararız? Aklımızı başımıza alma zamanı geldi ve çoktan geçiyor?

İnşallah ilerleyen günler hepimiz için hayra vesile olur. Hatalarımızdan ders çıkarırsak geleceğe daha emin adımlarla yürüyebiliriz. Eğer gelecek için doğru hamle ve adımlar atarsak ne düşeriz, ne çelme yeriz nede tökezleriz. Kimse de kolay kolay karşımıza çıkamaz!…

Siz güçlü olursanız meydan okumadan önce rakibiniz sizi düşünür siz onu düşünmezsiniz!

ARTIK İŞSİZİM!

Malum ekonomik durgunluk ve istikrarsızlık iş dünyasını olumsuz etkiler. Üstüne belirsizlik ve plansızlık da eklenince en ufak bir kriz ortamında kabak çalışanların başına patlar. Özellikle 6 aylık periyotlar işten çıkarmalar için ideal ve özel günler sayılır.

Yine işten çıkarmaların yaşandığı bir dönemdeyiz. İşten çıkarmalarda çok mantıklı bir tercih beklenemez zira genelde insan kaynakları iflas ettiği için yeri gelir kişisel sebepler yeri gelir maddi tasarruf veya yeri gelir endişeler ön plana çıkar. Ancak ne kadar doğru ve mantıklı karar verilir işte o tartışmaya açıktır. Öyle ki çoktan gitmesi gerekenler hala otururken hiçbir şekilde gitmeyi hak etmeyenlere yol verilir.

Tabi öncesinde hazırlık yapılır, listeler hazırlanır şu kadar kişi tasarruf edilecek diye belirlenir. Sonra bunun üzerinden pazarlıklar başlar. İsimler belirlenir veya üstü çizilir. Kişisel sorun yaşayanlar arkası yoksa kırmızı bültendedir. Bekar olanlar ve tecrübesi az olanlar çıkarılacaklar listesinde keza başı çekebilir. Yada tam tersi emekliliği gelmiş veya yaklaşmış yada aldığı maaş itibariyle firmaya yük varsayılan tecrübeli personel de fırsat bu fırsat kapıya konulabilir. Gitme şansı en düşük olanlar iş konusunda alternatifsiz olanlar, arkası sağlam olanlar, yönetimle ilişkisi iyi olanlar, maliyeti düşük olanlar vs. sayılabilir.

Ülkemizde iş bulmanın altın bulmak kadar zorlaştığını varsayarsak bu dönemde işsiz kalmak ve iş aramak gerçekten zor ve sabır gerektiren bir konudur. Hele birde borç harç varsa evli ve çocukluysanız vs. vay geldi halinize? İşsizlik sigortası var ama nereye kadar idare eder?

Belki kendinize sorarsınız bunu hak ettiniz mi? Onun muhasebesini siz yapacaksınız. Mantıklı düşünün ve iyi analiz yapın. Bazen yolun sonu bellidir. Mevcut durumu göz önüne alarak ilk fırsatta işten çıkarılacağını çoğu kişi sezinler ve bilir. Çünkü bu tip konular çoğunlukla çok ani gelişmez. Belli bir zaman sürecinde pişirilir ve noktalanır. Bu bir nevi mobbing neticesiyle de yapılır. İzolasyon, baskı, bezdirme ve sindirme operasyonlarıyla çalışan iyice gitme psikolojisine ve kıvamına getirilir. Şayet kendi isteğiyle ayrılmazsa kesin ve net bir bahane zaten hazırdır.

İşten çıkmanız sizi asla şaşırtmasın. Zaten şirketiniz böyle bir tasarruf yapacaktı. Piyango neden size vurdu siz onu düşünün? Varsa hatalarınızdan mutlaka ders çıkarın. Bir sonraki sefer daha güçlü bir şekilde mücadele edin. Eksiklerinizi kapatın ve yeni arayışlarınızı farklı alternatifler üzerinde yoğunlaştırın. Yurtdışına gitmek yada girişimci olarak kendi işinizi kurmak vs.

Zaman içerisinde eski şirketinizle bağınız iyice kaybolur. Arkadaşlarınız sizi unutur ve telefonlarınıza dahi lütfen bakar ve bir süre sonra meşgule alır. Yöneticileriniz ve iş arkadaşlarınız size referans vermekte naz yapar. Kısacası artık kendi mücadeleniz için yeni bir yol haritası çizmelisiniz. Geçmişi unutarak geleceğe odaklanmalısınız.

Eğer yarın bugün sizin de elinize imkan geçerse size yapılan haksızlıkları siz başkalarına yapmayın ve vicdanlı olun. Kötü örnek yaşasanız bile siz iyi örnek olun. Dilimize pelesenk olmuş düşene bir tekme de ben atarım demeyin. İmkan varsa düşene el uzatın. Kısacası İnsan Olun!

İzmir’ den Antalya’ ya kadar sahil şeridi boyunca genç emekli dolu bir ülkeyiz. Bunların çoğu yabancı dil bilir ve uluslararası firma deneyimi vardır. Ama ne var ki iş dünyası ve devlet bu kitleyi emekli ederek kar edeceğini düşünmüş halbuki ülke ekonomisine zarar vermiştir.

Şayet siz de bu duruma düşmek istemiyorsanız tedbirinizi erkenden alın, tercihlerinizi ve hedeflerinizi iyi belirleyin kolay kolay kimseyle de paylaşmayın. Düşenin dostu olmaz sözü herkes için geçerlidir. Önemli olan düşmeden tedbir almaktır. Yolunuz açık olsun!

İMDAT İŞYERİMDE MOBBİNG VAR!

Ülkemizde çok uzun yıllardır mevcut olan ve uğradığı psikolojik baskı sonucu fiziksel sorunların ve psikolojik  rahatsızlıkların mağdurlarına miras olarak kaldığı bir kavramdır mobbing!

Peki mobbing nedir? Kısacası bir işyerinde meslektaşları, astları veya üstleri tarafından taciz, sindirme, rahatsız edilme ve psikolojik baskı görmeyi ifade eder. Hatta buna düşük maaş, atanmama, ağır iş yükü, ücretsiz mesai ve aşırı çalışma, izin kullandırmama vs. gibi haksızlıklar da ilave edilebilir. Örneğin hakkı olduğu halde yükselemeyen veya maaşında haksızlığa uğrayan da bir nevi mobbinge maruz bırakılmaktadır veya buna yol açılmaktadır. Beğenmiyorsan bırak git zihniyeti!

Maalesef mobbing konusunda çoğu işyerleri sözde kurumsal kimlik taşımalarına rağmen kayıtsız ve sorumsuz davranırken mağdur kendi imkanlarıyla sorunu çözmek veya nihayetinde şirketten tası tarağı toplayıp  ayrılmak durumunda kalmaktadır. Failler ise hayasızca ve  pişkince yoluna devam etmektedir. Yapanın yanına kar kalır mantığı!

Mobbingin hemen her yerde görüldüğü aşikardır. Bunun çeşitli sebepleri arasında makam ve mevki rekabeti, kıskançlık, cinsiyet ayrımcılığı, inanç farkı, eğitim ve kültür farkı, iş ahlakı eksikliği, ırkçılık, cinsellik vs. gibi çok farklı ve çeşitli sebeplerden bahsedilebilir.

Bizde iş yapmaktan ziyade iş yapmamak ve hatta yaptırmamak prensip edinildiği için mobbing hedefteki mağdurları harcamak konusunda önemli bir enstrümandır. Yıllardır gördüğümüz ve duyduklarımıza bakarsak tedbir almak konusunda bayağı sınıfta kaldığımız aşikardır.

Mobbing mağdurunun önce arkasının sağlam sonra kuvvetli bir sinir sistemine ve ekonomik koşullara sahip olması gerekir ki önce şirket içinde sonra yasal yollardan ciddi ve uzun süreli bir savaş verebilsin. Aksi takdirde meslek grupları, sendikalar, yönetim, İK, hatta güvendiği iş arkadaşları vs. hepsi duruma seyirci kalabilir ve mağduru tek başına bırakabilir. Neden böyle o da ayrı bir konu? Düşenin dostu olmaz misali!

Mesela mağdur bu sorunu çözmek için şirket içinde bölüm değiştirmek istediği zaman hemen önüne duvar konur. Sanki katolik nikahı yapıldı? Bırakın kişi istediği bölüme gitsin ama yok hayır, yasak! Saçmalığa bak! İşten çıksa sorun edilmez ama bölüm değiştirmeye gelince memleket meselesi olur?

Sen bu elemana dünya masraf ve yatırım yapmışsın. Neden başka bir bölüme geçmesine izin vermiyorsun? Adam esir mi? Neden mağdur olmasına göz yumuyorsun? Neden onu mağdur eden ahlaksızlara ister yöneticisi, ister iş arkadaşı ve ister elemanı olsun, Susuyorsun ve hesap sormuyorsun? Tabi karşı taraf kalabalık ve güçlüyse olan her halukarda mağdura oluyor. Çünkü kimsenin haklıdan yana olma gibi bir iddiası ve ahlaki değeri yok. Mantık şu; Sen sorun çıkarıyorsun demek ki sorunlu sensin anlayışıyla mağdur hem işveren ve hem iş arkadaşları tarafından bir kez daha ağır darbe yer ?

Bakın bizdeki iş dünyası kadar sıkıntılı bir ortam yurt dışında özellikle batıda olsa inanın uluslararası dev şirketler çoktan batardı. Bizdeki kadar hak etmeyen, sonradan görme, kifayetsiz, torpilli ve gözü aç insanlara böyle mevki ve makam verirsen kimden ne bekliyorsun? Adalet mi? Geçiniz bizde kaybeden bile akla hayale gelmeyecek mazeretler üretip kendini kazançlı sanırken bu ortamda ne bekliyoruz? Gemisini kurtaran kaptan!

İş yine dönüyor dolaşıyor önce devlete sonra meslek kuruluşlarına, sendikalara, STK’ lara ve nihayetinde en önemlisi firmalara ve patronlara iş düşüyor. Ey firmalar siz eleman alırken ince eleyip sık dokuyorsunuz ya o zaman sizde elemana sözlü ve yazılı taahhüt edeceksiniz. Şayet işyerinde mobbing uygulanırsa her türlü hakkı korunacaktır ve konu araştırılarak failleri bir an evvel cezalandırılacaktır diye. Var mı böyle bir taahhüt? Yok tabi o zaman laf değil yazı önemli. Söz uçar yazı kalır misali!

Biz kurumsal firmayız yok uluslararası firmayız yok şuyuz buyuz geçiniz bunları. Bunlar içi boş kavramlar! Kusura bakmayın gidin bakalım yurt dışındaki yasalara bizdeki iş hayatında yaşananlar orada olsa kimler yerinden oynar veya hemen atılır? CEO’ yu bile gönderirler hem de hiç gözünün yaşına bakmazlar. Bizdekiler ise çoğunlukla seyirci kalır ve kılını kıpırdatmaz. Anlı şanlı nice patron ve yöneticimizin harcadıkları bir çok mağdur eski dosyaların kara sayfalarında vardır! Biraz cesaretleri ve onurları varsa anılarında gerçekleri yazsınlar?

Bakmayın burası çiftlik! Aydınlanma ve uyanma olmadığı müddetçe herkes başının çaresine baksın. Mağdurlar iş arkadaşlarından boşuna yardım ve medet ummasın. Çoğu zaten köle ve hissiyatsız olmuş durumdalar. Görürler, duyarlar ve bilirler ama susarlar. Sorsan ne yapalım ailemiz var çoluk çocuk var yada başka iş yok vs. gibi bir sürü bahane uydurulur. Maalesef dik duran karakterli ve güvenilecek adam kolay bulunmuyor. Bulursanız da zaten hiç bırakmayın!

Mağdur olanlara yegane tavsiyem eğer mücadele edecek imkanınız varsa ve kaderinize razı değilseniz haklarınızı sonuna kadar arayın ama elinizde somut ve geçerli deliller olsun. Şayet ayrılmayı dahi göze alıyorsanız maddi ve manevi dava açabilirsiniz. Öncesinde tazminatlar ve haklar nedir bir araştırın? Komik rakamlar ve cezalar varsa boşuna cepten ve zamandan gider. O da ibretlik ayrı bir konudur tabi?

Bunun dışında işe yarayacağını çok düşünmemekle birlikte şansınızı denemeniz ve belki birileri insafa gelir diye ilgili firmanın varsa yurt dışı merkezine ve üst düzey yöneticilerine durumu şikayet ederek bildirebilirsiniz ama konu döner dolaşır yine yerel merkeze gelir? Eğer firma yerliyse yine patron veya üst düzey yöneticilerle görüşün yada yazışın. Ancak tüm bu görüşmeleri mutlaka kayıt altına alın. Mesela mail veya noterden yazışmalar vs. önemli delil olur. Zaten ihtar vb. verilirse bunlara verdiğiniz cevaplar dolayısıyla tüm resmi yazışmalar faydalı olacaktır.

Ses ve görüntü kayıtları için dikkat edin zira suçlu duruma düşebilirsiniz. Konuyla ilgili deneyimli bir hukukçudan destek alın. Öyle ki konuyla ilgili etrafınızdan araştırarak hukuk desteği almanız size büyük rahatlık ve avantaj sağlayabilir. Deneyimli avukatlar özellikle tercih edilmelidir. Şunu unutmayın yargı süreci uzun sürebilir keza maddi ve manevi yıpratıcı olabilir. Detaylı bilgi almakta fayda var.

Devletin ilgili bakanlıklarının yasal eksiklikleri acilen gidermesi, ilgili davaların kısa sürede sonuca bağlanması, suçlulara ağır ve caydırıcı cezalar verilmesi şarttır. Keza mobbing yapana herhangi bir yaptırımda bulunmayan ve duruma kayıtsız kalan firmalara da ciddi ve ağır cezalar verilmelidir. Bu tür çağ dışı ve hayasız davranışlar iş dünyasının gündeminden düşmelidir. Unutmayalım ki eğer adalet herkese adil ve eşit uygulanırsa sorunlar kolay çözülür ve aşılır.

Son olarak kimse mağdur olmak istemez ama olur da başınıza mobbing gelirse Allah yardımcınız olsun. Ümidinizi asla yitirmeyin elbet bir çıkış bulunur! Belki zaman geçer ve para gider ama en önemlisi hiç kuşkusuz sağlık ve sağlığınızı asla kaybetmeyin!

YÖNETİCİLİK VİZYON VE İCRAAT MESELESİDİR

Geçenlerde internette yapılan bir söyleyişi dinledim. Söyleyişi yapılan kişi ülkemizin en büyük firmalarından birinde yıllarca üst düzey yöneticilik yapmış defalarca TV ve gazetelerde haber olmuş saygın bir isim. Ancak röportajda duyduklarıma inanamadım ve kariyerine hiç yakıştıramadım?

Yıllarca böyle bir firmanın başında kalan ve bu kadar büyük bir network’ e sahip bir kişiden duymak istediklerim ve beklentim çok daha yüksekti. Ama maalesef objektif baktığımızda kendi yönetimi zamanında belirgin bir fark oluşturamadığı için söyleşiden edindiğim izlenim de çalıştığı firmanın ismi ve piyasa gücü sayesinde bir saygınlık kazandığını doğrular nitelikte oldu.

Bizim yöneticilerde maalesef genel ve yaygın şöyle bir sorun var; Ben yönetimim süresince şunu yaptım bunu başardım vs. Hayır aslında sen o kadar çok şey yapmadın kendini dev aynasında görme çünkü piyasa koşulları zaten senin lehine çalıştı. Rekabet ettiğin firma var mı? Varsa bile eğer lider firma konumundaysan yeri gelir TR’ de en kötü taklit eder sandalyeyi zaten bir şekilde korursun. Yenilik diyorsun peki ne yaptın? Zaten yurtdışından hazır olanı getirdin veya kopyaladın. Büyüyen bir pazarda sende doğal olarak büyüdün ve kalkmış bunu başarı diye bize sunuyor ve pazarlıyorsun. Peki en basit bu kadar başarılıysan rakiplerine karşı pazar payını ne kadar büyüttün? Yada neden yurtdışına açılıp bir dünya markası olmadın? Vs. Bizde maalesef genel intiba yöneticiler firma kartvizitleriyle büyüyor. Firmalar yöneticilerle pek büyümüyor?

Bu değerli yöneticimizin kendisine sorulan sorulardan birinde neden yerli girişimlere yatırım yapmadığı sorulduğunda verdiği cevapta laf edilmesinden çekindiğini açıklaması ise yok artık dedirtti?

Pes doğrusu yani bu ülkenin kaynaklarıyla milyonlarca dolar servet yap ve belki çoğu kişiye ilham ol. Sonra gel böyle bir açıklama yap. Yani bunların hepsi içi boş bir etiket miydi? Her yerde gençleri ön plana çıkaran reklamlar koskoca bir balon muydu veya göz boyama mıydı?

Bu ülkede yüzlerce genç belki de binlercesi yeterli kaynak ve destek bulamadıkları için fikirlerini yeşertemezken yurt dışında yatırım yapmak nedir? Yatırım denilmesine bakmayın yurt dışındaki popüler firmaların hisse senedini almak yatırımdan sayılmış!

Şimdi gel de kızma. Yani TR’ nin anlı şanlı patronları ve üst düzey yöneticileri bile garanti yatırım peşinde koşarsa armut piş ağzıma düş derse bu ülkenin kıt kaynaklarını kim yönetecek ve büyütecek? Bizdeki zihniyet ancak parayı dışarı götürüp yatırsın sonra biz yurt dışından para gelsin veyahut yatırım gelsin diye bekliyoruz? Vizyonumuz bu ve tam bir kısır döngü. Bizde parayı bulan otomatiğe bağlamış soluğu hemen Avrupa ve ABD’ de alıyor!

Adamların zenginlerine bakıyorsun bir misyonları var. Kazandığı ülkeye minnet borçlular ve yaşadıkları ülkeye her türlü hizmet ediyorlar. Örneklerini duyuyoruz adamlar servetinin önemli bir kısmını veya tamamını vakfa veya üniversitelere bağışlıyor hem de daha ölmeden yapıyorlar bunu? Bizimkiler de torun torbaya bırakıyorlar. Onlar da sağda solda zevk-ü sefa içinde vur patlasın çal oynasın yaşıyor. Babam veya Dedem sağ olsun!

İşte Microsoft’ un patronu Bill Gates’ e bakalım. 2017′ de tek seferde tam 4.6 milyar dolar bağış yaptı ve 1994 yılından Ağustos 2017’ ye kadar yaptığı tüm bağış toplamı ise tam tamına 34 milyar dolar! Bizde acaba kim ne bağış yapıyor? Bu rakamların çok gerisindeyiz malesef? Araba, tablo vs. koleksiyonuyla övünen zenginlerimize özellikle duyurulur!

Daha yeni haberi çıktı. Yerli girişimciler tarafından oluşturulan Gram Games firması 250 milyon dolara satıldı ve bu firmaya çok daha küçük bir ekonomik boyuttayken yatırım yapanlar neredeyse dolar bazında onlarca kat kazandı. Onları takdir etmek lazım. Güvendiler, risk aldılar ve para kazandılar.

Şayet bu ülkede gerçekten yatırım yapmak istersen adını gizleyebilirsin. İlla afişe olacaksın diye bir kural yada kanun yok. Ama önce niyet ve samimiyet önemli.

İş dünyamıza buradan seslenmek istiyorum. Artık şov yapan ve vitrin süsleyen yada günü kurtaran veyahut statükocu, misyonu sadece defansta kalarak günü kurtarmak olan yöneticilerle çalışmayı bırakın. Gerçekten vizyoner, operasyonel ve ofansif yöneticilerle çalışın. Risk alın, dünyaya açılın ve yeni fikirlere yatırım yapın.

Sonra marka olamıyoruz diye hayıflanıyorsunuz. İçeride tekel olmanın verdiği avantajlar ve devletin korumalarıyla sözde kağıt asker misali marka olmak değil dışarıda yüksek rekabet koşullarında marka olmak önemli. Babadan dededen kalma firmalarla geçmişimiz yıllara dayanıyor edebiyatıyla marka olmayı bırakın. Marka olmak için şirket tarihi değil gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında rakiplerden farklı ve iyi olmak, liderliğe oynamak kısacası tercih sebebi olmak gerekir. O zaman saygı duyar ve şapka çıkarırız.

Devlete de burada çok iş düşüyor. Yorulmuş enerjisi bitmiş ve iştahı kaybolmuş, mevcut yapıyı sürdürmekten başka bir düşüncesi olmayan firmalarla biz asla yurt dışına açılamaz ve başarılı olamayız. Zaten sonuç ortada? İhracatımız bir türlü beklenen o büyük hamleyi yapamıyor ve zorlanıyor. Kararlı adımlarla ileri gidemiyoruz. Mesela ihracatımız 500 milyar dolar olsun o zaman gümbür gümbür coşar ekonomimiz ve dünyanın her tarafından kapımızda adam birikir akıl sormak için!

İş dünyasında ve özellikle internet sitelerinde parlayan copy paste dönemi artık bitti. Devletin tüm sektörlerde rekabet koşullarını arttıracak önlemler alması ve girişimcilere destek olması şart. Ancak böyle yeni tip vizyoner, operasyonel, girişimci, yatırımcı, cesur patron ve yöneticilerle dünyaya açılabiliriz.

Bu kervan böyle gitmez. Çünkü mevcut köhne yapı rekabetçi koşullara asla uygun değil. Eskiyi korumak adına yenilerin önüne taş koymayalım. Eğer Facebook, Amazon, Tesla gibi ilham veren ve dünyaya satan girişimleri bizde içeride görmek istiyorsak top yekün zihniyet değişikliği gerekiyor. Mevcut hantal yapıyla kaldığımız kısır döngüde bu iş yürümeyeceğine göre mutlaka yeni bir açılım şart!

Lütfen artık önümüzü açın?…

İŞ ARAYANLAR İÇİN YURTDIŞI

Zaman zaman çiçeği burnunda yada üç beş yıllık iş tecrübesine sahip çalışan yada işsiz genç arkadaşlar kariyer ve iş dünyasındaki sorunlarla ilgili danışıp bilgi almak istiyorlar. Vaktimiz elverdiğince ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya ve ufuklarını açmaya çalışıyoruz. Zira bizim zamanımızda yol gösterecek adam pek yoktu şimdi en azından tek başınıza bile kalsanız internette dünya kadar paylaşım var. Amacınıza, bilgi ve becerinize göre bir yol seçmek ise size kalmış durumda. Ancak bunu yaparken çok fazla zaman israfı yapmayın. Zira dönüşü kolay olmayan bir yola girerek veya sapa yollarda düşündüğünüzden çok daha fazla vakit kaybedebilir hatta geriye dönmek için oldukça geç kalabilirsiniz.

Şimdi bilgi almak isteyenin samimiyeti ve niyeti çok önemli zira günümüzde eş dost akrabadan (ki bazılarının kendisine hayrı yoktur!) torpilli değilseniz, ayak oyunlarıyla bir yerlere varmak istemiyorsanız ve maddi imkanlar çok iyi değilse illaki iş dünyasının acımasız koşulları altında ezilmeye mahkumsunuz. Peki hiç çıkış yok mu?

Elbet var ama bu size bağlı? Eğer kişiliğiniz darbelere karşı dayanıklıysa, sabırlıysanız, güçlüyseniz size karşı yapılan tüm haksızlıklara ve baskılara dayanabilirseniz, yeri gelir kural dışı yaklaşımlara karşı mücadele edebilirseniz illa ki ayakta kalırsınız. Ancak ayakta kaldığınızda nerede ve ne şekilde durduğunuz önemli yani hala başladığınız noktaya yakın mısınız? Yada hatırı sayılır olumlu bir mesafe kat edebildiniz mi? Tabi bu yolda uğradığınız fiziksel ve psikolojik hasar da cabası!…

Şayet bu mücadelede hasbelkader bir yerlere gelmek haricinde daha önceden düşündüğünüz hedeflere çizgi ve seviyenizi düşürmeden, bel aşağı vurmadan ve eş dost akraba yardımı olmadan ulaşabiliyorsanız zaten size şapka çıkarıp alkış tutmak ve saygı duymak gerekiyor.

Ama kendinizi böyle bir mücadeleye hazır hissetmiyorsanız veya denediniz baktınız ki kural nizam hak getire yada siz bu mücadeleyi veremeyeceksiniz o zaman siz ekmeğinizi başka yerde arayacaksınız ki artık bu ülke sınırlarını aşmanız gerekiyor.

Peki gelelim asıl soruya; Çözüm ne? Tabi ki ve malesef çözüm yurtdışı!…

Aslında yurtdışına ne kadar erken giderseniz o kadar başarılı olursunuz zira dil ve kültür sorunları çok daha kolay aşılır. Ama 50’ sinde gidip yerleşen ve iş açan da var. Biz yasal yollardan olasılığı yüksek olan ve tercih edilenleri aşağıda kısaca değerlendirelim.

Yurtdışına gitmenin en kolay yolu yabancı dil öğrenmek veya MBA gibi eğitim amaçlı gitmektir. Bu şekilde gittiğiniz ülkede hem lisan daha iyi olur hem de (Türkiye’ deki hangi üniversiteyi bitirirseniz bitirin) yapacağınız MBA’ e göre iş bulmanız çok daha kolay olur.

Peki MBA yapmadan iş bulunamaz mı? İş bilgisi ve tecrübesi çok önemli. Mesela yazılım konusunda spesifik bir bilgi ve tecrübeniz varsa sizi işe alma olasılıkları çok yüksektir. Örneğin geçmişte ERP bilenler bu konuda ciddi fırsat yakalıyordu. İş’ te çalışırken de MBA yapabilirsiniz ki bu size ayrıca zaman tasarrufu sağlar.

Şayet yurt dışında aile ve akraba varsa o da sizin için önemli bir fırsattır. Çünkü barınma ve diğer yaşamsal ihtiyaçlarınız çok kolaylaşır ve önemli avantaj kazanırsınız. Unutmayın onların tecrübesi ve yönlendirmesi de size çok yarar sağlar. Daha kısa sürede intibak etmeniz ve iş bulmanız kolaylaşır.

Bir diğer seçenek de göçmen olarak başvurmaktır. İstenen kriterlere sahip olursanız ve kabul edilirseniz gittiğiniz ülkede  uzun bir zaman sıkıntısız iş arayabilir ve vize sorunu olmadan yaşayabilirsiniz. Vatandaşlık almak bulunduğunuz ülkede hayat koşullarınızı ve öz güveninizi arttıracaktır. Olası sorunları daha kolay aşarsınız. Evlilikte bu kapsamda değerlendirilebilir. Unutmayın kaçak yaşamak daima risk içerir.

Keza uluslararası firmalarda çalışırken farklı ülkelerde çalışma imkanı çıkabilir. Başvurup değerlendirmek gerekir. Yada yabancı bağlantılarınızla olumlu ilişkilerinizi kullanarak bu şekilde transfer olabilirsiniz. Şu an yurt dışında çalışanların bir kısmı bu imkanlardan yararlanmıştır.

Global iş sitelerine başvurmak ve/veya ilgilendiğiniz firmaların sitelerinden eleman arayışlarını kontrol etmek size yeni bir kapı açabilir. Şayet yeterli bilgi ve tecrübeye ve telefonda mülakat yapabilecek kadar yabancı dile hakimseniz başarılı olabilirsiniz.

Hangi ülkeye, hangi dile ve hangi kültüre sempati duyuyorsanız hedeflerinizi buna göre belirleyin ancak gideceğiniz ülkenin ekonomik koşullarını da mutlaka iyi araştırın. Mesela güçlü bir ekonomiye sahip Çin’ de yada yakınındaki Güney Kore, Singapur veya Hong Kong gibi ülkelerde bulunmak ülkenizle olası ticari bağlantıları yönetmenizi de sağlayabilir.

Avrupa eskisi gibi cazip olmamakla birlikte hala bizden çok iyi durumdalar. Keza ABD, Kanada, Avustralya hatta Yeni Zelanda her daim tercih edilebilecek ülkeler olarak görünüyor.

Bu saydıklarımız arasında özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’ daki ülkelerin en büyük avantajı iş ve yaşam kalitesinin çok tatmin edici düzeyde olmasıdır. Şayet her şey yasal ise (kaçak çalışmıyorsanız) kimse size zorla (ve ücretsiz) mesaiye kalmanız için baskı yapamaz. İş şartları ve çalışma saatleriniz bellidir. Eğer farklı bir uygulama olursa (mobbing) yasal olarak daha etkin sonuç alırsınız. Hobilerinize ve özel hayatınıza daha çok zaman ayırabilirsiniz. Yaşam standartlarınız daha yüksek olur. İşsiz kaldığınızda iş bulmak süreci daha kısa olur vs. Tüm bu şartları göz önüne aldığımızda yurt dışında çalışmak ve yaşamak mantıklı bir tercih durumundadır.

Unutmayın bilgi, tecrübe ve eğitiminizin seviyesi arttıkça saygınlığınız ve talebiniz artar. Ekonomik koşullarınız yükselir. Bir gün ülkenize geri dönmek zorunda kalırsanız daha donanımlı ve iyi şartlarda çalışma şansınız artar. Garanti demek yanlış olur çünkü bu kadar işsiz ve genç emeklinin olduğu bir ülkede garantili iş bulmak hiç kolay değil. Ama artılarınız avantaj sağlar.

Tabi tüm bu tavsiyelerim hayatını doğru ve dürüst bir yolda yaşamak isteyenler için. Diğerleri zaten kendi oyunları ve sinsi planlarıyla amaçlarına farklı yollardan gidecektir. Size düşen böyle kişilerden uzak durmak ve onlara asla koz vermemektir. Eğer paçanızı bir kere kaptırırsanız bedeli ağır olur öyle ki sizi de kullanır ve kolayca harcarlar. Gerek hayatta ve gerek iş dünyasında altın kural önce insan tanımaktır. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözü boşuna değildir!

Sonuçta hayat sizin hayatınız. Eğer ayağınız yere sağlam basıyorsa ve hayalleriniz ulaşılamayacak değilse iyi düşünün ve iyi karar verin. Hayat aslında düşündüğünüzden kısa ve kalbinizi dinleseniz bile yine mutlaka akıl ve mantığınızla hareket edin. Başarılı olmak sizin elinizde. Beklentilerini ve hedeflerini iyi ölçen ve yol haritasını iyi çizen mutlaka başarılı olur. Günübirlik yaşayan ise ancak o günü kurtarırken kendini iş dünyasının ve hayatın bilinmeyen dalgalarına bırakır ve sürüklenerek gider.

Tavsiye dinlemek isterseniz unutmayın ki hayatta sadece kazananların değil kaybedenlerin de çok çarpıcı ve etkileyici hikayeleri vardır. Eğer niyet ve yaklaşımında samimi kişileri bulursanız kaçırmayın ve mutlaka dinleyin zira çok şey öğrenirsiniz. Önemli olan kendi payınıza doğru tespitleri yapmak ve gerekli dersleri çıkarmaktır!

SİBER İSTİHBARAT İŞ BAŞINDA

Çoğumuz özel hayatımızın izlendiğinin ve bilindiğinin farkında değil? İsmi üstünde özel hayat ama aslında bizim dışımızda hiç bilmediğimiz kişi yada kişiler veya hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan kurumlar hakkımızda önemli bilgi ve dosyaları çoktan tutmuş ve saklamış vaziyetteler. Peki buna izin verdik mi? Tabi ki hayır ama izin soran da zaten yok zira bunu biz kendimiz yaptık.

Hatırlarsanız cloud’ u tanıttılar. Sonra bazıları özel mahrem fotoğraflarını burada paylaştı sistem hack’ lenince magazin basını bayram yaptı. Boy boy fotoğraflar vs. derken paparazziler bile daha iyisini yapamazdı!

Tabi hack’ lenmek her zaman olabilir şayet hakkınızda birileri bilgi elde etmek istiyorsa bilgisayarınızı veya akıllı telefonunuzu hack’ leyerek kişisel bilgilerinize kolaylıkla erişebilir. Ama bunun dışında gönüllü olarak teslim olduğumuz uygulamalar var. Bunlar sosyal medya altında facebook, twitter, instagram, linkedin vs. Telefon uygulaması olarak whatsapp derken tüm bilgilerimizi paylaştığımızda bunların süresiz olarak depolandığını unutmamalıyız. Biz silsek dahi sistem bunu silmiyor. Tabi burada açılım sizin ve paylaşım ise cesaretinizle doğru orantılı. Kısacası kimlik bilgileriniz işin masum yanı, tüm arkadaşlarınız, gittiğiniz yerler, hobileriniz, siyasi görüşleriniz, özel mekanlarınız, özel fotoğraflarınız vs. derken bilerek veya bilmeyerek bu açılımı doğal bir biçimde yapıyorsunuz.

Peki ne mi oluyor? İşte saf olmamamız gereken kısım bu zira sıradan kişiler için belki çok önemli bir sorun olmayabilir ama diyelim ki ileride popüler bir kişi oldunuz veya sizi kötü niyetli takip edenler var. Alın işte size şantaj malzemesi ki; Zaaflarınız, artılarınız, eksikleriniz vs. derken hakkınızda önemli bir klasör çoktan hazırlanmış vaziyette.

Bazılarına kullanıcı sözleşmesi gereği yada yapılan değişikliklerde mecburi izin veriyoruz. O da bize reklam olarak geri dönüyor bu işin masum kısmı olarak kabul edilebilir ya ilerisi? Gerçek şu ki eskiden istihbarat için ajan kullanılırdı ancak günümüzde buna pek gerek yok siber dünya ne güne duruyor?

Kime ve nasıl güveniyorsunuz? Yapılan taahhütlerin bağlayıcı özelliği var mı? Kendi ülkenizde yasalarınızı tanımayan ve kurallarınıza riayet etmeyen uluslararası internet siteleri sizi çok kolay ters köşeye yatırabilir.

Öyle sosyal medyada atıp tutmak ve ahkam kesmekle bu işler çözülmüyor. Atı alan Üsküdar’ ı çoktan geçmiş vaziyette. Siz siber dünyanın çoktan hedefi olmuş durumdasınız. İsteseniz de istemeseniz de özel bilgileriniz, fotoğraflarınız ve mesajlarınız kayıt altında ve asla silinmeyecek. Dua edin de bunlar farklı amaçlar için asla ileride kullanılmasın.

Peki buna önlem ne yapılabilir? Aslında çok basit ne kadar az o kadar iyi ve ne kadar çok o kadar kötü prensibinden yola çıkarak paylaşımlarınıza hep dikkat edeceksiniz. Sadece bağlantılarınızla paylaştığınızı düşündüğünüz özel fotoğraf, video, mesaj vs. sizi ileride rahatsız edebilecek içeriğe sahipse bu paylaşımları yapmadan evvel birkaç kez daha düşüneceksiniz. Yapmamanız ise kesinlikle lehinize olur. Aslında çekiniyorsanız ve güvenmiyorsanız sosyal medya hesaplarınızı şimdiden silin ve kapatın.

Eskiden telefon dinlemek modaydı ve bu hala geçerli dahi olsa artık sosyal medya ve mesajlaşma aynı hatta daha fazla değere sahip. Üstelik daha kolay bilgiye erişim sağlanıyor. Birinde ekstra eleman ve ekipman gerekirken diğerinde ise salt gönüllülük var.

Kıssadan hisse el elin eşeğini türkü söyleyerek çağırır derler. Sizin derdinizi sadece siz bilirsiniz ve kimseden yardım beklemeyin. Şayet kendinizi kontrol edemiyorsanız yazdıklarınızı ve dilinizi tutamıyorsanız, şunu bilin size kimse yardımcı olamaz. Buna ilaveten anında nerede olduğunuzu ve ne yaptığınızı paylaşıyorsanız bir adım ilerisini düşünün de evinize kamera ve alarm falan taktırın. Olur ya sözde hayranlarınızdan biri sizden hızlı çıkıp evinizi yada işyerinizi soymasın? Yada aniden karşınızda sürpriz bir ziyaretçi bulmayın?

Son olarak iş dünyasına da bir çift sözüm var. Özel deyince çizgiyi aşıp olayı siyasete, fanatikliğe vs. dökenler profillerini açık yaparlarsa cümle aleme kendilerini afişe ederler. Mesela iş arkadaşlarınız, patronlarınız, müşteriler, İK vs. Şayet aniden iş yerinizde sorunlarla karşılaşırsanız ve kapıya konarsanız hiç şaşırmayın. Bunu siz kendi elinizle yapıyorsunuz?

Eskilerin güzel bir sözü var. Az aşım kaygısız başım!….