KRİZ FIRSATÇILARI

Dost acı söyler derler. Zor bir dönemden geçiyoruz. Geçmişteki ekonomik krizleri yaşayan biri olarak kriz kelimesi beni ne ürpertiyor ne de şaşırtıyor? Bağışıklık ve alışkanlık kazandığımız için deyim yerindeyse “elle gelen düğün bayram” misali hazırlığımızı hep zor şartlara göre yaparak hiçbir zaman gereksiz bir maceraya girmedik ve Allah’ a şükür kendi yağımızla kavrulduk.

Kriz yönetimi ayrı ve üstün nitelikler gerektirir. Bu gibi durumlarda yapılacak hamleler okyanusu geçen ama hasar görmüş dev bir gemiyi dalgalara yenik düşmeden usta manevralarla sürmeye ve limana sağ salim varmaya benzer.

Standart patron ve yöneticiler zaten bilinenlerin üstüne bir artı koyamadıkları için krizlere karşı da hazırlıksız ve kifayetsizdir. Böyle zamanlarda çoğunlukla baltayı taşa vururlar ve hataları sonucu firma darboğaza girer. Borç ve alacak sarmalında umutsuzca çırpınırlar. Unutmayalım ki şartlar ideal ve konjonktür uygun olunca herkes şirket yönetir ama biraz puslu hava ve şartlar zorlaşınca tecrübe, bilgi ve yetenek ön plana çıkar. Peki kimden bahsediyoruz? Tabi ki kriz yöneticilerinden!…

Kriz yöneticileri deneyimlidir, operasyoneldir. Şekilsel değil fonksiyoneldir. Olaylara duygusal değil soğukkanlı ve mantıklı bakarlar. Sorunlara doğru teşhis koyarlar ve deyim yerindeyse hastayı en az hasarla tedavi ederek sağlığına kavuştururlar. İletişime önem verirler ama şov değil sonuç odaklıdırlar.

Önce raporlara ve rakamlara bakar akabinde hasar ve durum tespiti yaparlar. Alacak ve borç dengesini sağlamak için acil tedbirler alırlar. Şahıslarla işi yoktur. Merhamet etmezler ve blöf yapmazlar çünkü iş odaklıdırlar. Kangren olan yeri hemen keser atarlar. Sorunu uzatmazlar ve beklemezler. Gidecek ve gereksiz varsa eş ve dost dinlemezler. Zorunlu yerlere takviye veya değişiklik yaparlar. Yapılacaklar listesi ve acil yol haritası hazırlandıktan sonra çok çabuk eylem planına geçerler.

Kriz yöneticileri yeri gelir ekip olarak çalışır. Firmanın büyüklüğüne göre birbirini tanıyan ve güvenen bir ekip başarı için altın anahtardır. Hızlı ve etkili hareket etmek onların ihtisas alanıdır. Risk alırlar çünkü zamana karşı yarışırlar. Bazen alışılmadık yöntemler de denerler. Sonuç odaklıdırlar. Başarı şansları yüksektir ama garanti değildir ve bir o kadar başarısız olma ihtimalleri de vardır ancak danışanların bulundukları durumda çok fazla şansları yoktur. Ya iflas ve borç ya da yüksek bir meblağ karşılığında kriz yöneticileri tercih edilir? Tabi doğru kriz yöneticilerini seçmek biraz araştırma ve biraz da şans işidir!…

Kriz yöneticileri profesyoneldir ve konusunda uzmandır. Sadece talep edildiğinde değil kendileri de fırsat kollar ve değerlendirir. Çoğunluk panik yaparken onlar sakin ve sabırlıdır. Düşündükleri ya da öngördükleri piyasa rakamlarına gelindiğinde hemen harekete geçerler. Önemli olan alırken kazanmak mantığıyla doğru fiyatlandırmanın peşinden koşarlar. Piyasaları manipüle eden ve oluşan dalgalanmalar sayesinde büyük rant elde edenlerine ise kriz fırsatçıları diyebiliriz.

Amaca giden yolda her şey mübahtır düşüncesiyle yegane niyetleri sadece ceplerini doldurmaktır. O yüzden kimsenin gözünün yaşına bakmazlar sadece kısa süre içinde büyük rant elde etmeye bakarlar. Bunların eline düşenin vay haline?

Peki kriz yöneticilerine ayıracak bütçesi olmayanlar veya kriz fırsatçılarına yem olmak istemeyenler bireysel olarak neler yapmalı?

Ekonomik kriz demek aynı zamanda işsizlik, zam, enflasyon, tasarruf vs. gibi bir sürü bilinmeyen demek. Böyle zamanlarda akıllı hareket edenler bu zor günleri daha kolay ve hasarsız atlatır. Ayağını yorganına göre uzat atasözü tam bu günler için biçilmiş kaftandır. Tersi hareket eden ve kazancı düşerken harcamalarına dikkat etmeyenler için geçmiş olsun demekten başka elden bir şey gelmez.

Bireysel bazda ve aile olarak hepimizin bir bütçesi var. Önemli olan gelir ve gider dengesini iyi kurmak. Bu noktada hesabın şaşmaması gerekiyor. Bütçenizi güncellemeniz olası zamları göze alarak yeniden bir harcama listesi (aylık ve yıllık) oluşturmanız faydanıza ve hayrınıza olacaktır.

Öncelikle işsiz kalmayacağınızı ve sabit bir maaş almaya devam edeceğinizi varsayalım. Bu durumda geliriniz bellidir. Gider kalemlerinde ise zorunlu olmayan lüks ve keyfi harcamaların kısılması alınması gereken ilk önlemdir.

Bu dönemlerde ister borçlu ister alacaklı ikisi de sorunludur. Borçlular için kısa vadeli borçlar sorun çıkarırken uzun dönemli borçlar önemli bir sorun olmayacaktır. Ama bu dediğimiz TL üzerinden hesaplar için geçerlidir. Şayet dövize bağlı borçlarınız varsa sorun beklediğinizden daha büyük ve yıkıcı olabilir.

Alacaklı iseniz o da ayrı bir sorun maalesef bu dönemde borçlular (masum yada art niyetli) ödemeyi geciktirme ve erteleme eğilimindedir. Şayet alacaklarınız çoksa veya bunlara fazla bel bağlıyorsanız işiniz zor olabilir.

Tasarruf ise krizlerde anahtar kelimedir. Düşünürseniz tasarruf edilecek çok şey çıkar. Önce tüm harcamalarınızı a’ dan z’ ye gözden geçirin mesela hesap ekstrelerinize mutlaka göz atın. Şayet kullanmadığınız üyelikler varsa iptal edin. Özel arabanızı kullanmak yakıt demek bunun da zamlanacağını düşünürseniz varsa işe gidiş gelişte servis aracı ya da toplu taşıma önemli tasarruf sağlayabilir. Sosyal hayat derken dışarıda harcanan fazla zaman bütçenizi bir o kadar zorlayacaktır. Bazılarını gözden geçirin. Bu ve benzer bir çok kalemden önemli tasarruf sağlayabilirsiniz. Şayet hesabınızı iyi yapar ve aşırı ve gereksiz harcamalardan sakınırsanız bu zor dönemleri daha kolay atlatırsınız. Ayrıca geçmişte yapılan yatırım ve birikimler bu zor dönemler için can simididir. Eğer har vurup harman savurduysanız kendi düşen ağlamaz?

İş hayatınızda sorunlarınız veya başka planlarınız varsa mutlaka bir süre erteleyin ve dondurun. Üstlerle hatta altlarla bile iyi geçinin zira kriz çok iyi bir işten çıkarma bahanesidir.

Firma sahibiyseniz sorunlar daha çetrefilleşiyor. Çünkü sizin dışınızdaki piyasa koşulları atacağınız adımları kısıtlar ve zorlar. Böyle dönemlerde yine tasarruf ön plana çıkar. Mal satarken yerine uygun koşullarda mal koymak gerekir. İstenmese de eleman çıkartma, eşantiyonları kaldırma, şirket arabalarını kısıtlama veya kota koyma, primleri azaltma veya dondurma, döviz cinsinden verilen maaş varsa TL’ ye çevrilerek sabitleme, düşük kiralı ofisler, stok planlama, üretimi kısıtlama, ücretli yada ücretsiz zorunlu tatil vs. gibi bir sürü farklı tedbir bu dönemde devreye girer. Eğer çok önceden öngörünüz varsa ve tedbir aldıysanız siz zaten başarılı bir yöneticisiniz.

Aslında krizlerden değil hazırlıksız yakalanmaktan korkun. O yüzden tasarruf önemlidir. Gelir daima giderden yüksek olmalıdır. Aksi halde kendi kriziniz çoktan başlamış demektir. Krizler sadece içeriden değil dışarıdan da gelebilir. Global krizleri asla unutmayalım. Bu sebeple hazırlıksız yakalanmak yerine önceden gerekli tedbirleri almak deyim yerindeyse rahat bir kış geçirmemizi sağlar!

Birde asılsız haberler ve kriz çığırtkanlarına prim vermeyin ve panik yapmayın. Panik varsa hata vardır. Akıllıca, düşünerek ve isabetli hareket etmek için soğukkanlı ve sağduyulu olmak önemlidir. Sürü psikolojisine kurban gitmeyin. Yolunuz açık ve Allah yardımcınız olsun!

 

Advertisements

KRİZİN ADI YOK ?

Dış politikada son zamanlarda yaşananlar artık iyice su yüzüne çıkan bir mücadelenin sonucu ve belki yıllardır bekleniyordu öyle ki karşılıklı restleşme hiç bu kadar aleni olmamıştı? Sonucu çok farklı değişikler getirebilir yada boyun eğdirebilir. Bu kıyasıya mücadele hiçbir şekilde sembolik değil ve perde arkasında büyük bir rekabet, meydan okuma ve diş bileme var. Tüm bu gelişmeler hayati ve sonucunu ise birlikte yaşayarak göreceğiz.

Ancak fiiliyata bakarsak bir süredir ekonomideki durgunluk dövizin hızlı artışıyla başka bir boyuta geçti. Zaten zayıf bir finans yapısına sahip ve hasbelkader borç harç içerisinde gidebilenler son demlerini yaşamaya ve iflas bayrağını birer birer çekmeye yada imkan varsa konkordato ilan etmeye başladı.

Ayağını yorganına göre uzatanlar ise şimdilik sakin ve pozisyon koruyarak durumu gözetliyor. Bunlar temkinli ve dikkatli hareket ettikleri için riskleri düşük yoluna devam ediyorlar ve kolay kolay batmazlar.

Bir kısımda krizleri fırsata dönüştürme operasyonu ve hamleleri yapıyor. Bu dönemde mali yapısı zayıflayan firmaların kapısını çalan yada iflas sınırındakilerin elindeki ürünleri ucuza kapan kriz fırsatçıları için yeni fırsatlar bir türlü bitmek bilmiyor?

Yan gelip yatan ve olayları seyretmekle vakit geçiren vasat grupta bir araya geldiğinde farklı duyumları paylaşıyor ve gündemi tartışıyor ama her zamanki gibi ortaya boş laftan başka bir olumlu tablo çıkaramıyor.

Velhasıl kelam konuşan çok icraat yok modunda bir süredir devam eden gündemimiz seçimlerden sonra iyice rehavete ve ekonomi üzerinden başının çaresine ve derdine düştü.

Yıllardır arsa ve binaya dayalı büyüme modelinin iflas ettiği artık iyice kesinleşti ve netleşti. Böyle bir büyüme modelinin yürümeyeceği zaten belliydi ama ne yazık ki millet işini gücünü çoktan bıraktı ve tüm birikimini toprağa gömdü. Ne zaman imar geçer hayalleriyle borç harç yaşamaya devam edenlerin yeniden ekonomiye nasıl  kazandırılacağı ise merak konusu?

Geçtiğimiz günlerde Apple firması 1 trilyon doları aşan piyasa değeriyle dünyada bir ilki gerçekleştirirken bizde Alibaba sitesi, Trendyol’ a 728 milyon dolar vererek ortak olduğunu duyurdu. Sanırım bir süredir sadece yerli firmaların satıldığı haberi duyuyoruz. En son biz ne zaman dışarıdan firma aldık diye düşününce aklıma hemen Godiva geldi tabi ki çikolatayı (bitter) sevdiğim için!…

Dövizin artması, banka faizlerinin yükselmesi, enflasyonun yükselmesi vs. bunlar artık bizi pek şaşırtmıyor. Niye? Eh bu kadar ciddi olaylar başka bir ülkede yaşansaydı sanki daha mı farklı olurdu? Kesinlikle sonuç daha kötü ve olumsuz olabilirdi. Sanırım bizim bağışıklık sistemimiz emsallerine göre bayağı dirençli ve kuvvetli çıktı!

Sanayi, teknoloji, tarım, hayvancılık, havacılık, savunma vs. madem yerli ve milli diyoruz o halde her konuda büyük yatırım hamleleri şart. Bu ülkede üretici, sanayici, girişimci, bilim adamı ve buluş yapanlar özellikle el üstünde tutulmalı. Geleceğe bu insanlarla yürüyebiliriz yada dünya arenasında bizi bu insanlar hakkıyla temsil edecektir. O zaman her ne yapılacaksa buna göre hesaplayıp planlamalıyız ama hepimiz çok sabırlı olmalıyız. Acı reçeteyi kabullenmekten başka şansımız zaten yok ve kimsenin şapkadan tavşan çıkartacak hali de yok!

Herkes sorumluluk alacak. Elini taşın altına koyacak ve üstüne düşen fedakarlığı ve çabayı gösterecek. Zaten bu işin başka çözümü yok. Artık asgari değil azami müştereklerde birleşmek gerekiyor. Yoksa birileri gelir sizi başka bir yola istemediğiniz halde sokar. O yol da bize emrivaki olacağı için geçmişi mumla ararız? Aklımızı başımıza alma zamanı geldi ve çoktan geçiyor?

İnşallah ilerleyen günler hepimiz için hayra vesile olur. Hatalarımızdan ders çıkarırsak geleceğe daha emin adımlarla yürüyebiliriz. Eğer gelecek için doğru hamle ve adımlar atarsak ne düşeriz, ne çelme yeriz nede tökezleriz. Kimse de kolay kolay karşımıza çıkamaz!…

Siz güçlü olursanız meydan okumadan önce rakibiniz sizi düşünür siz onu düşünmezsiniz!

GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM!

Geçenlerde metroya bindim ve yanımdaki iki kişi mesaiyi bitirmiş aralarında dertleşiyordu. Bayan olan diğerine işinden ve görevden tatmin olmadığını ve böyle bir iş için mühendis olmanın bile gerekmediğini söyleyerek hayıflanıyordu. Ona göre meslek lisesi mezunu aynı işi yapabilirdi? Firmayı sordum. Tanıdığım ve popüler bir uluslararası firma çıktı. Anladım ki batı cephesinde değişen pek bir şey yok? İşe ilk başladığımda ne gördüysem yıl 2017 ve aynı sorunlar maalesef devam ediyordu!…

Bir fıkra anlatmak isterim; Komutan askerleri çağırır ve “içinizdeki üniversite mezunları bir adım öne çıksın” der. Birkaç kişi öne çıkar. “Yüksek lisans yapanlar bir adım öne çıksın” der. İçlerinden bir kaçı daha öne çıkar. “Doçent olan varsa bir adım öne çıksın der” finale iki kişi kalır. Bu sefer “Profesör olan var mı” diye sorar. Biri heyecanla öne çıkar. Komutan elindeki ampulü uzatarak “şuradakini değiştir” der?

Bizde kaynak ve insan israfı hiç bitmez. Neresinden tutsan dökülen, prensipleri zayıf veya hiç olmayan bir sistemde el yordamıyla ve hasbelkader iş yapılırsa toplumun her kesiminde sonuç hüsran olur.

Mesela son günlerin güncel konusu Arda’ ya gelelim. Bayrampaşa’ dan çıkan hayalini kurduğu takımın maçında top toplayıcıyken kendisini nihayet hayalindeki Barcelona’ da bulan ve çoğu kişiye ilham olacak bir hayat hikayesi ve başarının kahramanı futbolcumuz. Peki bu kadar güzel bir hikayenin eksikleri neler? Bunu irdelemeden önce başka bir örneğe daha bakalım. Yıl 1989 ve yer Monako. Avrupa altın ayakkabı ödülünü alan Tanju Çolak, ödül töreninde sahneye çağrıldığında maalesef birkaç kelime dahi İngilizce konuşamadığı için büyük bir fırsatı kaçırmıştı. Hem kendi hem de ülkemiz adına?

Biz futbolcularımıza inanılmaz ve hayal bile edemeyecekleri, neredeyse onlar için vergi cenneti olan bir ülkede muazzam imkanlar sunuyoruz ancak bu paraları bulduklarında ister istemez kendilerini kaybediyorlar. Çünkü altyapı olarak hazır ve hazımlı değiller. Akıllı davranıp kişisel gelişimlerine yatırım yapacaklarına parayı lüks hayata harcıyorlar ve rotayı erken şaşırıyorlar. Tabi kariyerleri de erken bitiyor. Etrafındakiler, yöneticiler ve patronlar da vasat ve vasıfsız kalınca senaryo tamamlanıyor?

Bu klasik sorun sadece futbolcular ile sınırlı değil tabi ki medya dünyasında da aynı sorun var. Çok kolay para kazanılıyor ama sonrası bocalama? Örneğin yıllardır talk show dünyasının duayenlerinden Beyazıt’ ın programında, herhangi bir yabancı konuk çağırdığında yanında birde tercüman bulunmasını hep yadırgamışımdır. Hadi mesleğin başlarında imkan yoktu ancak parayı bulunca yabancı dile neden yatırım yapılmaz? Neden kişisel gelişim sağlanmaz?

Bu örneklerdeki sorunları peş peşe sıralayabiliriz. Mesela vizyon ve hedef eksikliği, kolay doyuma ulaşılması, zayıf rekabet koşulları, toplumun düşük başarı kriterleri ve kolay prim verme, eğitim ve kültür eksikliği, sistem oluşturamama veya sisteme uyum sağlayamama vs. vs. Sonuçta elimizdeki önemli değerler uluslararası mecrada birer kültür elçisi olarak ülkemizi temsil etme imkanını çok basit sebeplerle kaybediyorlar.

Batıda önce altyapıya yatırım yapılarak sonra başarı beklenirken bizde önce düşük imkanlarda başarı bekleniyor ve başarılı olanlar ise hayatını kurtaran abartılı ödüllere kavuşuyor. Hep kısa vadeli ve sistemsiz çalışmalarla kalıcı değil geçici başarılar sağlamaya çalışıyoruz. Zoru başarma bu olsa gerek!…

İş dünyasında dahi zirveye çıkanların tercih edilmesine ve seçilmelerine bakıyoruz, iştahı kalmamış ve sadece vitrin süsleyenlere yapılan milyonlarca dolarlık yatırımın karşılığı ortada yok. Yazık günah. Milli servetimizi heba ediyoruz? Türlü engeller ve imtihanlarla girmesi bir o kadar zor olan cirosu büyük, rakipsiz ve ünlü firmalarımızın zirvesinden ayrılanlar maalesef hiç ortalıkta yok. Sosyal medya profillerine veya çıkan haberlerine bakın ya magazinde veya sağda solda tatil yaparak erken emekli modunda yaşıyorlar. Düne kadar methiye düzülen bu yöneticilere sormak gerekir? Yahu hiç mi aranızdan girişimci çıkmaz? Peki sizlere her türlü maddi kaynağın yanında verilen kütüphane dolusu eğitim nereye gitti? Demeçlerinizde mangalda kül bırakmıyordunuz. Bu kadar mı cesaretiniz yada vizyonunuz yok? Arkanızda duran firma mı sizi buralara taşıdı? Siz ne katkı sağladınız? Sorular çok tabi!…

Gençlerimiz ise zaten vahim durumda. Mesela hayatında en önemli sınava girecek neymiş geç kalmış. Sen uçağa binecek olsan ve geciksen pilot seni mi bekleyecek? Uçağın bile telafisi var bir sonraki uçuş ile gidersin ama sınavın için 1 sene beklersin. Gerekirse sınav kapısında yat hayatını kurtar ama nerede? Hep laçkalık ve ciddiyetsizlik?

Velhasıl kelam sorun Arda’ ları suçlamak değil. Onları bulmak, eğitmek, yetiştirmek ve korumak zorundayız. Ancak bunu yaparken ölçüyü kaçırmadan hedefleri ortaya koyarak ve heyecanı hiçbir zaman yitirmeden sorumluluk hissi kuvvetli bireyler yetiştirmeliyiz. Yoksa en ufak başarıda “aslansın ve kaplansın” muhabbetiyle gaz verip en ufak bir hatada yerin dibine sokmak klasik şark zihniyeti olur.

ABD niçin dünyaya hakim? Bir sürü sebep yazılır çizilir. Geçiniz bunları. Adamlar geleceği planlıyor. Tutmayabilir ama A planı olmazsa B planı var, C var vs. vs.. Bizim ise hiç bir zaman uzun vadeli planımız yok. Olsa da tutmaz bu kafayla zaten? Biz her alandaki yıldızlarımızı ve gelecek potansiyelimizi kurda kuşa yem eder ve hasbelkader ayakta kalanları da sonrasında değirmenimizde kolayca öğütürüz. Gemisini kurtaran kaptan zihniyeti hakim olduğu müddetçe ne bir Steve Jobs gibi vizyoner ve ne bir Apple gibi marka asla çıkaramayız? Çıkanlar olabilir ama bu kopyala ve yapıştır şeklinde tezahür eder. İstisnalar ise kaideyi bozmaz.

Büyük filozof Diyojen’ in özlü bir sözüyle konuyu kapatalım; “Gölge etme başka ihsan istemem!…”

YUNAN RULETİ

LON815-629_2015_194111_hd-878x494

Meşhur Rus ruleti, Yunanistan Başbakanı Çipras sayesinde Yunan ruletine dönmüş durumda. Uzun zamandır mirasyedi gibi Avrupa Birliği’ nin verdiği paraları ve yardımları har vurup harman savuran Yunanlılar rüyadan uyanıp gerçeklerle yüzleşince neye uğradıklarını şaşırdılar. Düne kadar Avrupa’ nın şımarık çocuğu muamelesi gören, bundan faydalanarak durumu idare eden ve imkanlarından çok daha lüks bir hayat süren Yunanlılar, paralar suyunu çekince ve kemer sıkmaya başlanınca paniğe ve şoka girdiler.

Kemer sıkmaya alışık olmayan Yunanlılar, genel seçimde hislerine tercüman olan Çipras’ a güvenerek onu Başbakan seçtiler. Çipras ve ekibi fazlasıyla rahat tavırlarıyla sanki ülkenin hiç 323 milyar Euro’ luk dış borcu yokmuş gibi Avrupa’ lı patronlarıyla dans etmeye ve dalga geçmeye başlayınca Alman Başbakanı Merkel’ in başı çektiği patron grubunu bayağı kızdırdı. Çünkü karşılarında ciddi bir muhatap arayan Avrupa’ lılar böyle rahat bir tavırdan hatta laubalilikten hiç memnun kalmadı. Yıllar içinde kendi elleriyle Yunanistan’ ı bu duruma getiren ve tembelliğe alıştıran Avrupa’ lı patronlar ile Yunanlılar arasında şimdi sirtaki oynanmaya başlandı.

Sirtaki_at_Accroches_coeurs

Çipras ilk başlardaki rahat tavırlarının ve söylemlerinin karşılığında taviz koparacağını sanırken köşeye sıkışınca havlu atmak yerine hemen referandum kartına başvurdu. Çipras, sandıktan çıkan %61′ lik hayır oyları sayesinde Yunan halkının desteğini aldığı mesajını vermek isterken Avrupa’ lı liderler bu baş ağrısı meseleyi nasıl halledeceklerini kara kara düşünüyorlar.

Yunanistan haricinde şu an hiç kimse bu durumdan memnun değil ama bunu itiraf etmekte zorlandıklarından ve her şeyden evvel batan paraları nasıl kurtaracaklarını düşündüklerinden Uluslararası kamuoyunda garip bir sessizlik hakim. Sert demeçlerden ve keskin tepkilerden kaçınılıyor.

IMF’ ye göre sadece gelecek 3 sene içinde Yunanistan’ ın en az 60 milyar Euro finansmana (10 milyarı acilen) ihtiyacı var. Toplamda 323 milyar Euro gelen borcun ise 240 milyarı Avrupa’ ya ait. Burada  en büyük borç 68 milyar Euro ile Almanya’ ya ait. Onu 43.8 milyar Euro ile Fransa, 38.4 milyar Euro ile İtalya, 25 milyar Euro ile İspanya, Hollanda 13,4 milyar Euro, İngiltere 10,8 milyar Euro, Belçika 7,5 milyar Euro, Avusturya 5,9 milyar Euro, Finlandiya 3,7 milyar Euro ile takip ediyor. Yunanistan’ ın IMF’ ye borcu ise 21.4 Milyar Euro.

11 milyona yakın nüfusu ve 186.5 milyar Euro GSYH ile neredeyse uçan kuşa borçlu olan Yunanistan’ da kişi başı borç yaklaşık 30,000 Euro’ ya denk geliyor.

XPK102-626_2015_191943_hd-878x494

Üretmeden tüketmenin ibretlik bir örneği olan Yunanistan’ ın çoktan battığı halde neden bu kadar finanse edildiği ise ayrı bir soru? Şayet Yunanistan’ a taviz verilirse borçlu olan diğer ülkeler için emsal teşkil edeceğinden yeni bir akım ve sorunlar silsilesi de doğabilir. Bu da alacaklı ülkelerde ciddi bir sorun oluşturacağından böyle bir senaryonun gerçekleşmesi istenmiyor. Ancak Yunanistan kendi durumunu şantaj malzemesi olarak kullanıp “biz zaten batmışız o zaman siz de bu faturaya katlanın yada bizi rahat bırakın biz kafamıza göre takılalım” zihniyetiyle yola devam etmek istiyor. Bu alışılmadık tutum ve durum dünya piyasalarında umulmadık sorunlar oluşturacağından bu duruma göz yumanlar nasıl bir yumuşak geçiş yapılacak ve orta yol bulunacak kara kara bunu düşünüyorlar.

Yunanistan’ ın niyeti ise açık ve mümkün mertebe borçlarının üzerine çizik attırmak yani sildirmek kalanı için ise Avrupalıların değil kendi önerdikleri plana göre hareket etmek ki burada açıkça ifade edilmiyor ama borç ödeyecek imkanları zaten olmadığından borcu borçla çevirmek ve vade sürelerini uzatmak istiyorlar.

287630_66914386

Yıllarca yan gelip yatan ve bize örnek gösterilen Yunanistan’ ın nasıl bu günlere geldiği ve sözde refahın gerçek yüzü ortaya çıktı. Kurtuluş savaşından sonra (komşuluğumuz süresince) Kıbrıs harekatıyla askeri olarak karşı karşıya geldiğimiz Yunanistan aslında hiçbir dönemde bize karşı olumlu düşünmedi. Zeytin dalı edebiyatı ve siyasetiyle kendimizi kandırdığımız dönemler dahil olmak üzere ne zaman Avrupa’ yla ilişkilerimizi geliştirmek istesek önümüzde ilk önce Yunan engelini bulduk. Belki de bahane edildi. Ege denizi ve adaların bitmeyen tartışmaları, kıta ve hava sahanlığı sorunları, yasadışı örgütler vs. derken Kıbrıs sorunu altında Helen zihniyetinin hayalleri bizi hep taciz etti.

Oluşan durumda tabi tüm dünya gibi bizde gelişmeleri ilgi ve merakla izliyoruz. Ancak diğer taraftan kendi durumumuzu da gözden geçirmeliyiz. Zira olası ekonomik sorunların global etkileri bize de sirayet edebilir. Bu durumda gelişmekte olan ve ciddi göç tehlikesi altında kalan bir ülke olarak şimdiden gerekli tedbirleri düşünerek her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız. Halihazırda zaten olası erken seçim hazırlığı yapılan bir ülkede oluşan siyasi boşluk yüzünden mevcut otoritenin Yunanistan krizi ve devam eden ekonomik durgunluğu göz önüne alarak gerekli tedbirleri elden bırakmaması gerekiyor.

A European Union (EU) flag, left, and Greek national flag fly near the Parthenon temple on Acropolis hill in Athens, Greece, on Monday, Oct. 31, 2011. Europe's plan to solve the region's debt crisis made credit-default swaps covering Greece "ineffective," Moody's Investors Service said. Photographer: Angelos Tzortzinis/Bloomberg via Getty Images

Eskiden borcunu ödemeyenlerin mal varlığına el konurdu ama günümüzde bunu yapmak neredeyse imkansız özellikle devletler söz konusu olunca. Ancak savaş koşullarında bu geçerli olabilir. Ona da imkan olmadığına göre Yunanistan, Avrupa birliğiyle anlaşsa bile kaçınılmaz son belli ve er geç acı reçete önüne konacak. Şayet Yunanistan tehdit ve şantajda ileri gidip Avrupa birliğine rest çeker yada karşı çıkarsa ne olacak? Çok düşük bir seçenek ancak böyle bir durum olursa kaderiyle yüzleşmek durumunda kalacak. Yanaşabileceği Rusya ve Çin gibi ülkeler geçici olarak destek verebilir ama onların koşulları ve beklentileri de farklı ve ağır olacak. Böyle bir senaryo ise Avrupa ve ABD’ nin hiç de istemediği bir durum. Kısacası dünya siyasetinde ve ekonomisinde ilginç bir örnekle karşı karşıyayız burada yapılacak sürpriz hamleler hem Avrupa hem de Dünya siyaseti ve ekonomisinde yeni sayfalar açılmasına yol açabilir.

Şu an seyirci olarak olan biteni izleyenlerse, iş kendilerine dokununca sahaya inmek durumunda kalabilir. Her şeye hazırlıklı olmak lazım. Belli olmaz pusuda bekleyenler için yeni fırsatlar bile çıkabilir nede olsa batan geminin malları bunlar!

eu2

“ NEWYORK ŞEHİR REHBERİ ! … ”

ny1

Geçenlerde spor salonundaki üniversite öğrencisi genç bir kardeşimiz geleceği açısından ABD’ de neler yapılabileceğini sorunca 2001 yılında yapmış olduğum ziyaret ve akabinde kaleme aldığım yazım aklıma geldi. Tabi o zamanlar sosyal medya forumlardan ibaretti ve bu yazım mezun.com’ da yayınlanmış olumlu eleştiriler almıştım. Zaman içerisinde mutlaka değişiklikler olmuştur ancak ilgilenenler yada nostalji yapmak isteyenler keyif ve ilgiyle okuyabilir.

ny9

“ NEWYORK ŞEHİR REHBERİ ! … ”

Belki eskiden olsa ağzımız açık gezerdik Amerika’ yı ama artık geldiğimiz seviyeyle sadece hayranlık duyuyorsunuz. Özellikle New York’ daki Times Square Garden ve etrafı ışıkların dansı ile gece seyretmeye ve gitmeye değer bir yer. İnsan, gecenin gündüze döndüğünü sanıyor. Ünlü Manhattan ise Parliament sinema kuşağındaki gibi güzel ve etkileyici. Burayı gece Brooklyn’ den görünce bizim boğaziçi doğrusu yanında sönük kalıyor… NewYork’ un en pahalı ve ünlü yeri ise hiç kuşkusuz Manhattan. Queens, Brooklyn ve Bronx sırasıyla popüler ve diğer bölgeler. New York’ da yollar son derece geniş ve etrafı anlaması kolay. Cadde deyince üzerinden tırların geçtiği 5 şeritli yollar düşünebilirsiniz. Üstelik çoğu yollar tek yön ve trafik rahat akıyor. Trafik kurallarına genelde uyulmakla birlikte arada kural dışı hareket eden ve şaşkın yada hızlı araba kullananlara rastlamak da mümkün. Yine de bizdekinin tersine yaya burada kral sayılır. Çevre temizliği ise sizi bayağı şaşırtacak. Hatta filmlerde ayakkabılarla eve girilmesini üstüne üstlük yatağa uzanmalarını izlerdik de şaşardık ya gerçekten de şaşırmak lazım. Çünkü sokaklar belki çamurlu değil ama kirli. En azından birileri tükürüyor veya evcil hayvanlarının pisliğini yolda unutabiliyorlar ! Hal böyle olunca bu pisliği bir şekilde eve de taşıyorsunuz. Nerede kaldı hijyenik ve sağlık demeden de edemiyorsunuz tabi ki ? NewYork tam bir tımarhane gibi. Garip hareketler yapan insanlara kimse bir şey demiyor. Çevrenizdeki insanlar da garip tavırlar sergiliyebiliyor. Mesela ünlü 42. caddede akşamleyin yapılan bir yürüyüş sırasında üzerinde “çıplak kovboy” pankartı taşıyan ve gerçekten de külot ve çizmeleri haricinde giyim eşyası taşımayan ve gitar çalıp şarkı söyleyen birine rastlamıştım. Acaba amacı ünlü olmak mı ? Yoksa şov yapmak mıydı ? Bilinmez ama biz üşürken o yolun ortasındaki kaldırımda umursamadan şarkı söylüyordu. Az ilerideki polislerde en ufak bir müdahalede bulunmuyordu bu garipliğe ! Bir de Amerikalılar gerçekten cahil yani kafaları tarih ve matematik gibi şeylere basmıyor ama bu onlar için bir sorun değil zira zaten kafalarını gereksiz şeylere yormadıkları gibi kendi yağlarıyla da rahatca kavruluyorlar. Komşu ülkelerin bile her türlü coğrafi bilgisini ezberlemek zorunda kalan bizler de ! neden bu adamlardan geriyiz diye ona hayıflanıyoruz. Sebebi açık değil mi ?

ny2

Güvenlik konusu ise soru işareti ? İnsan bazı yerlerde gece sokağa çıkmaya çekiniyor. Çünkü çok farklı hikayeler duyuyorsunuz. Kaldığınız ve dolaştığınız mıntıka çok önemli. Özellikle bazı bölgelerin güvenlik konusunda risk içerdiğini bilmekte fayda var. Diğer taraftan bir gece Times Square’ da dolaşırken bir anda ne olduğunu anlamadan abartmasız en az 15 polis arabası toplandı ve yaklaşık 5 kişilik bir gurubu önce bir güzel dövdüler sonra da tutuklayıp götürdüler. Amerika’ da polis çok ayrıcalıklı. Kesinlikle dikkatli olmak lazım. Herhangi bir müdahalede çok sert davranabiliyorlar. Bunun dışında son derece yardımcılar. Dedim ya sakın yanlış yerde karşılaşmayın. Bizdeki esnekliği de beklemeyin. Başınız derde girerse kesinlikle bizdeki gibi zorluk çıkarmayın. Başınız daha da ağrıyabilir. Burada herhangi bir olay olunca kaza falan demek istiyorum. Önce itfaiye yardıma gidiyor ondan sonra polis ve ambulans. Nedeni gayet basit itfaiye eğer herhangi bir müdahale gerekirse hazır bulunuyor. Türkiye’ deki kurtarma sahnelerinin rezaletini hatırlayınca şaşırmamak elde değil !

ny3

Banka hesabı açtırmak ise gerçekten büyük problem. Eğer kendi başınıza gidip de başvurursanız çok zor. Tabi ki bu dediğim dil kursu veya turist vizesi alıp gelenler için geçerli. İyi bir lisan kursuna yazıldıysanız onların anlaşmalı olduğu bankalarda hesap açtırabiliyorsunuz. Master yapmak için gelenlerin şansı daha fazla çünkü burada master dil okuluna göre resmi bürolarda daha itibar görüyor. Biraz da hesap açtırma işi şansınıza bağlı. Çünkü yaşayınca görüyorsunuz ki Amerika’ da kurallar her zaman yazılı olduğu gibi değil veya yazıldığı gibi de uygulanmıyor. İnisiyatif kullananlar da çok fazla. Banka hesabı hakikaten problem olabilir ve yanınızda para bulunduruyorsanız zorluk çekebilirsiniz. Ayrıca üzerinizde para bulundurmak soyulma riskine de davetiye çıkarıyor. Burada da hırsızlık olayları var. Unutmamak lazım.

ny4

İnternet erişimi ve bilgisayar kullanımı ise bir başka sorun. Hemen her yerde genel kütüphane var. Buralarda internet erişimi ve bilgisayar kullanımı mümkün. Ancak yarım saat kullanıma izin veriliyor. Eğer daha uzun kullanmak istiyorsanız ya kendi bilgisayarınız yanınızda olacak ve bulunduğunuz yerden telefon hattı veya kablo TV sayesinde internet kullanabileceksiniz yada internet kafelere gideceksiniz ki bunların en meşhuru yine 42. caddede Madame Tussaud müzesi yanındaki internet kafe. Dünyanın en büyük internet kafelerinden olan bu yerde kullanıma sunulan monitör sayısı en az 500 adet var. Fiyatı ise ilk zamanlar vergi dahil 1 dolardı. Bu fiyata yoğunluğa göre kullanım imkanı veriliyordu. Kimi zamanlar 1 dolara 4 saat bilgisayar kullanabildiğiniz gibi bu süre 1 saatin altına da düşebiliyordu. Fakat son zamanda fiyatını arttırdılar. Dolayısıyla 1 dolara internet access sadece ilanda kaldı. Şimdiki fiyatı vergi dahil 1.07 dolar…

ny5

Yemek konusunda, duruma göre ya sıkıntı çekiyorsunuz yada fazla problem olmuyor. Eğer kaldığınız yerin mutfağı var ve kullanabiliyorsanız alışveriş yaparak Türkiyedeki damak zevkinize yakın yemekler yapmanız olası. Şayet bundan mahrumsanız bir kaç Türk lokantası veya dönerci büfesi de sizin Türk yemeklerine özleminizi gideriyor. Kumpir yada dürümcü ise malesef yok ! Yalnız restorant fiyatları haliyle fast food’ lardan yüksek. Amerika’ da adım başı hamburger veya pizzacı bulabilirsiniz. Gerek damak zevki olarak ve gerekse fiyat açısından Burger King hamburger tipinde en uygunu gibi…Burada menüler ortalama 5 dolar civarında. Bir de dolar menü dedikleri vergi hariç fiyatı 99 cent olan menüler var. Bu fiyata promosyondaki her bir üründen seçtiğiniz bir tanesini alabilirsiniz. Yani bir küçük sandöviç veya kola gibi. Bazen promosyon günleri 99 cente normal hamburgerin (junior) bir büyüğünü (senior) tipini almak da olası. Paranızı hesapladığınız dönemlerde bunları da takip ediyorsunuz. Hemen her yerde rastlayacağınız marketler alışveriş için uygun sayılır. En azından temel ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Zamanla en uygun olan yerleri keşfetme imkanı olur. Buradaki marketlerde en basit üründen bile onlarca marka bulmak mümkün. İnsanın bir çok şeyde gözü kalıyor açıkçası !

ny6

Amerika’ da yahudiler çok saygı ve itibar görüyorlar. Onlara yakın yerlerde oturmak (yahudiler genelde bir arada yaşıyorlar) güvenli olduğunuz anlamına geliyor. Özellikle eve geçerken bunu sorup bilgi almak da fayda var. Burada ev kiraları almış başını gidiyor. Herkes deyim yerindeyse tutturabildiğine gidiyor. Ancak en düşük kiralar giriş ve alt katlar ki bunlar da yaşamanın en zor olduğu en küçük daireler anlamına geliyor ve fiyatları aylık 500 dolardan başlıyor. Ortalama kiralar 1,000 dolar civarı. Bu fiyata iki odalı evler kiralanabiliyor. Kalite ve talep edilenler arttıkça fiyat hemen artıyor. Bu seviyede fiyatlar ortalama en az 1,500 dolar. Üst limit aramayın onun limiti yok ! Ev kiralamak için emlakçılardan yararlanabileceğiniz gibi gazete ve internet de daha uygun çözüm. Böylece hatırı sayılır bir komisyondan kurtuluyorsunuz. Kiralama işlemleri için bazı evraklar isteniyor. Bunları atlatsanız bile sizden en az 1 senelik kontrat yapmanız istenecek. Bununla birlikte 1 ayı depozit ve 1 ayı peşin olarak da vermeniz gerekiyor. Evlerde su, doğalgaz ve merkezi ısıtma fiyata dahil. Elektrik hariç. Bir de evlerde ocak ve buzdolabını ev sahibi sağlıyor. Evi mobilyasız tutmak daha avantajlı olabilir. Eğer sokaklardan bir şeyler toplamaya üşenmezseniz hemen hemen yeni gibi mobilya ve çeşitli şeyleri çöpe atılmış bulabilirsiniz. Çöp dedikse aklınıza bizdeki Halkalı çöplüğü gelmesin. Adamlar her şeyi neredeyse ayrı atıyorlar. Burada 2. el olayı ev eşyasında yok. Bu işlerde tecrübeliler iyi para kazanabilirler… Ev konusunda kendinize yabancı birini oda arkadaşı ararsanız en uygun seçenek her hafta çıkan village voice dergisine bakmak veya internetden oda arkadaşı aramak. Ayrıca Türk oda arkadaşı için mezun’ dan da yararlanılabilir. Yabancılarla oda arkadaşı olmanın en iyi yönü dil konusundaki eksikliği ortadan kaldırmak olabilir. Bir de daha ekonomik yerler bulmanız da mümkün. Ortalama rakamlar aylık 500 dolar. Eğer bir odada en az iki kişi kalmayı göze alırsanız bu fiyat yarı yarıya düşebilir. Özellikle Türkler bir odada iki kişi kalabiliyor. Maliyeti düşürmek kaygısıyla tabi ki. Kalacağınız evlere çok para vermek istemiyorsanız fazla da bir lüks beklemeyin. Gece yatmadan yatmaya gidilen bir yer olarak kafanızda belleyin. Böylece mutsuz olmazsınız. Amerikalılar ayrıntılarda kaliteye önem vermedikleri için evler de fiyatına göre çok pahalı ve deyim yerindeyse genelde de döküntü. Daha çok Beyoğlu’ndaki eski evleri andırıyorlar. Genelde Türkler kötü yerlerde ve sunulana göre pahalı yerlerde kalıyorlar. Bunun da en büyük nedeni daha çok illegal olmak ve ingilizce eksikliği. Gerçekten de Amerika’ da ingilizceyi çok iyi konuşamıyorsanız veya ispanyolca bilmiyorsanız hakkınızı aramanız çok zor. Yabancı olduğunuzu anladıklarında tutumlar hemen değişip yaklaşımlar özensizleşebiliyor. En basitinden bir tezgahtardan bile ters cevap alabiliyorsunuz. Hakkınızı ancak ingilizceyi çok rahat anlayıp derdinizi anlatabiliyorsanız arayabilirsiniz. Bir de buraya sakın çok iyi ingilizce biliyorum deyip de havalarda gelmeyin. Feleğinizi şaşıttırıyorlar. Buradaki ingilizce öyle lisan kurslarında veya okullarda öğretildiği gibi şekilsel değil. Farklı tiplerdeki konuşmalara hazır olun !

ny7

Amerika’ ya yasadışı yollardan girmek istemiyorsanız en uygun yol F1 denen öğrenci vizesi. Bu sayede alacağınız I20 formu artık sizin vizeniz oluyor. Bu formun süresini uzattırdığınız müddetçe istediğiniz kadar Amerika’ da kalıyor ama çalışamıyorsunuz yasal olarak. Velev ki okulunuzun size verdiği çalışma imkanı yoksa. B1 ve B2 vizesi yani turistik yada iş vizesi ile gelenlere genelde 6 ay kalış izni veriliyor. Ancak bu süre 3 ayda olabilir. O yüzden program yaparken bunlara hazırlıklı olun. Havaalanına indiğinizde ne kadar kalacağınız soruluyor ? Siz, 2 hafta da deseniz 3 ay kalış izni alabiliyorsunuz. Eğer kalma sürenizi arttırmak istiyorsanız göçmenlik bürosuna bir dilekçe ve 120 dolar ödeme yaparsanız daha fazla kalmanız mümkün olabilir. 6 ay izne bir 6 ay daha almak gibi. Gelmeden evvel havayollarının promosyonlarını sorun. 1,3,6 ve 12 aylık dönüşü kapalı yada dönüşü açık biletler var. Genelde promosyonlar 1 aylık ve daha az süreli biletlerde oluyor. Eğer öğrenciyseniz ekstra indirim alabiliyorsunuz. Yalnız biletinizin dönüş tarihiyle ilgili değişiklik yaparsanız fiyat farkına hazır olun. Mesela 125 dolar ödeme gibi. JFK Havaalanından şehre gitmek için farklı alternatifler mevcut. Taksi ücretleri Manhattan için fiks 30 dolar ve artı bahşiş şeklinde. Ayrıca Manhattan’ a 13-15 dolar arası havaalanından özel otobüs mevcut. Eğer bavullarınızı zahmet edip yanınızda taşımayı göze alarak metroyu seçerseniz havaalanı ücretsiz terminal otobüsleriyle varacağınız JFK metro istasyonundan şehrin her yanına 1.5 dolara gidebilirsiniz. Merak etmeyin bu yolu kullanan çok kişiye rastlarsınız.

untitled1

Metro en hızlı ve en ekonomik ulaşım aracı. Kredi kartı ile de alabileceğiniz metro kartı (sınırsız olursa aylık 63 haftalık ise 17 dolar ve otobüslerde de kullanılabiliyor ) sizin 24 saat ve her yere ulaşımınızı sağlıyor. Yalnız geceleri sefer sayısı azalıyor ve bir de garip tiplere dikkat etmek gerekiyor. Bunları bir kenara koyarsak ilk başta yabancı birinin mutlaka metroyu kullanmayı bilmesinde fayda var. Metro haritası hem şehri tanımak hem de ulaşım için büyük gereksinim. Diğer taraftan metro ayrıca amatör müzisyenlerinde buluştuğu bir yer. Her istasyonda farklı bir enstrüman çalan kişiye rastlamak mümkün. Hatta gecenin 3’ ünde bile ?! Niyetleri millete müzik dinletmenin yanı sıra bir kaç dolar toplayabilmek. Metronun pisliğini bir kenara atarsak insan tanımak için de iyi bir mekan. Burada NewYork’ un mozağini daha net görebiliyorsunuz.

2013-cadillac-xts-036-medium

Amerika’ da araba almak ise gerçekten çok kolay. Hiç peşinatsız hatta ilk bir kaç ay ödemesiz araba almak mümkün. Mesela Mercedes marka bir cipin sıfır fiyatı yaklaşık 30,000 dolar ki Türkiye’ de bir kaç misli fiyata ancak alırsınız. Hele kullanılmış otolar çok daha ucuz. Zaten benzin de ucuz olduğu için araba almak hiç de zor değil. Tam tersine almamak zor bile sayılır. Amerika ucuz bir araba cenneti. Her marka, her tip ve her yaşda araba görmek mümkün. Mesela Türkiye’ de sadece zenginlerin bindiği Lincoln Navigator gibi cipler neredeyse her köşe başı var. Sokaklarda park etmiş ve bizde lüks bilinen arabaları görmek mümkün. Yalnız Ferrari görmek nasip olmadı. Gerçi burada yollar öyle düzgün falan değil. Bilakis tümsek ve engebeyle dolu (hakkını yemeyelim çukur veya açık mazgal yok en azından) Her ne kadar vergisi yüksek olduğundan rağbet görmese de dağıtmadan NewYork caddelerinde Ferrari kullanmak da cesaret ister. Limuzin olayı ise gerçekten ilginç. Devasa uzunlukta arabalara binmek de, dışarıdan seyretmek de ilginç. Dışarıdan ucube gibi görülen bu arabalar rahatlıktan ziyade bir rüküşlük ve gösteriş simgesi olarak etrafta dolaşıyorlar adeta…

stock-footage-new-york-circa-june-pov-time-lapse-convertible-driving-circa-june-in-new-york-city

Ehliyet almak ise öyle anlatıldığı gibi zor bir olay değil. Üstelik kimlik kartı gibi kullanabileceğiniz için almanızda fayda var. Her şeyden evvel Türk konsolosluğuna gidip 19 dolar karşılığında ehliyetinizin tercümesini alıyorsunuz. Sosyal Güvenlik departmanına gidip ( genellikle her yerde var) ehliyet müracaatı yapacağınızı iletirseniz sosyal güvenlik numarası verilmediğine dair bir yazı size veriyorlar. Bu yazı şart. Bunu alarak motorlu taşıtlar bürosuna başvuruyorsunuz. Geçerli pasaportunuzun yanınızda olması gerekiyor. Ben New Jersey’ den başvurmuştum. İşlemlere başladıktan sonra sadece Türkçe yazılı sınava giriliyor. Direksiyon sınavından kurtarıyorsunuz ! Yazılı sınavdan evvel sınav sorularının Türkçesini almakta fayda var. Zaten soruların Türkçesini bizimkiler elden ele dolaştırıyor. 50 soru soruyorlar ama hata töleransları çok düşük. Neticede her şey iyi giderse yarım gün içinde Amerikan ehliyetiniz de oluyor.

untitled

Aman sakın Amerika’ da ucuzdur diye giyim eşyasını burada almayı düşünmeyin. Çünkü fiyatlar acayip pahalı. Biz de 1-2 milyon TL vereceğiniz şeyler burada 10 dolarlık etiketlerle satılıyor. Dünyanın her yerinden mal ve marka buraya akmış. Arada “ made in Turkey ” amblemini de görüyorsunuz. (Ülke olarak ingilizcede “ hindi ” diye adımızın geçmesi de bir ayrı utanç kaynağı. Keşke ulusal bir kampanya ile ingilizcede ülkemizin adı Turkey değil gerçek adı ile kullanılsa. Mezuncular bu işe ön ayak olabilir…) Ufak tefek yiyecek, giyecek ve sarf malzemelerinin alınabileceği ne alırsan 1 dolar veya aşağısı olan mağazalar tam ekonomi diyenlere göre. Burada bazı içecek ve bisküvi tarzı yiyeceklerin yanı sıra ufak tefek ev ve ofis ihtiyaçlarınızı bütçeye göre bulmak olası. Ancak unutmamalı ki burada kaliteli şeyler değil ihtiyaç gören ürünler satılıyor. Amerika’ da ucuz olarak alınabilecekler konusunda en büyük tavsiyem bilgisayar ve yan mamülleri. Ben bir tane laptop aldım. Normalde Türkiye’ deki fiyatı en az iki katı olan bir laptop bana bayağı makule geldi. Bu tip pahalı olabilecek şeyleri almadan evvel internetden araştırma yapmak da çok faydalı. Bir kaç yüz dolar tasarruf edebiliyorsunuz en azından. Para harcarken çok dikkatli olmak gerekiyor. Eğer para kazanmıyor ve cepten harcıyorsanız hesabınızı doğru yapmanız lazım. Zira NewYork çok pahalı bir yer ve paranız yoksa hiç bir kıymetiniz de yok. Kimseden size acımasını da beklemeyin. Unutmayin ki kapitalizmin beşiğinde yaşıyorsunuz. Amerika’ yı Amerika yapan ulus ve millet haline getiren paranın insanlara verdiği refah ve zenginlik. Ayrıca öyle her şey filmlerde gösterildiği gibi toz pembe değil ! “ Paran kadar konuş ” burası için söylenmiş sanki. Bir de Türkiye’ ye dönerken ödediğiniz vergileri iade almayı unutun ! Vergileri geri ödemiyorlar çünkü ! Bu yüzden bir kaç bin dolarlık alışverişlerinizde düşük vergili yerleri tercih edin. Faydasını göreceksiniz.

unnamed

Telefon haliyle bir ihtiyaç ve zorluk. Ancak edinmek de bir ayrıcalık. Çünkü burada bir çok işi yapabilmek için sisteme kayıtlı olmak lazım. Bunun için de legal bir şekilde bulunmanız gerekiyor. Yani turistik veya kaçak falan değil. Eğer alabilirseniz ayda 20 dolara Amerika içinde 1,000 saat gibi inanılmaz bir görüşme süresi veren bunun yanında makinayı da bedava alabileceğiniz cep telefonu promosyonları var. Bunlarda da yıllık sözleşme yapmak lazım. Eğer Türkiye ile görüşmek isterseniz piyasada çeşitli marka kart ile satılan numaralar mevcut. Mesela bir firma 5 dolara (ki bazı bakkallarda yüzde 20 iskonto ile 4 dolara satılıyor) sattığı bir kart ile tam 50 dakika Türkiye ile konuşmanızı sağlıyordu. Bunun için tek yapacağınız kart ile verilen şehir içi numarayı aramak ve pin numarasını girip arayacağınız numarayı çevirmek. Eğer o da ücretsiz olsun derseniz 0800’ lü hatların kullanıldığı firmaların da ürünleri mevcut.

Grand_Study_Hall_New_York_Public_Library

Yabancı dil konusunda çeşitli kurslar var. Mesela bunlardan en ucuzu NewYork Dil Merkezi. 6 aylığı 1,000 dolar ve diğerlerine göre çok ucuz. Fiyat/Kalite oranına bakarsanız best buy demek yanlış olmaz. Artıları ucuz olması, ulaşımı kolay, hocaları iyi ve arkadaşca. Eksileri ise sınıflar çok kalabalık, dil seviye tespitleri ölçüsüz ve Türkler çok yoğun. Kısacası kalite aramazsanız en ucuzu sayılır. Bir de burada ispanyolca 2. dil o yüzden yadırgamamak lazım. Kaldığınız yere göre ispanyolcanız da gelişebilir ! Dil kurslarında ortalama aylık fiyatlar 600 dolar civarı geziniyor. Hiç birinin diğerine göre mucize vadetmediğini gözönüne alarak bütçenize göre yer seçmek de fayda var. Yani en pahalısı en iyisi anlamına gelmiyor ! Türkiye’ den gelirken acentalara falan fazla güvenmeyin. Size sunulan ile karşılaşacağınız arasında bayağı fark olabilir. Özellikle yüksek para verip de iyi bir lisan kursuna gitmiyorsanız bir çok konuda kendi işinizi kendiniz göreceksiniz demektir. Acentalar Türkiye’ den yollayana kadar size yardımcı oluyor. Burada kendi başınızın çaresine bakmaya hazır olun. Master için ise seçenekler inanılmaz fazla. Paranıza ve beklentilerinize uygun bir sürü okul var. Burada yıllığı 10,000 dolar olan yerlerin yanı sıra 40,000 dolar veya üstü yerler de var. Tabi ki fiyatı pahalı olan yerler mesela Colombia üniversitesi gibi daha iyi iş ve para kazanma imkanı sunuyor. İyi okulların master programlarında en çok dikkat edilen şey GMAT puanı. Bu puan TOEFL’ dan daha çok değer kazanıyor.

yuruyus1_630013524

Türkler ile diyalog konusuna gelince hem birbirine faydalı hem de zararlı demek lazım. Neden diyeceksiniz ? Çünkü burada herkes kendini bir şekilde kurtarmaya çalışıyor. Yaşam koşulları çok zor. Zaman çok hızlı geçiyor. Gün yetmiyor lafını burada gerçek boyutta yaşıyorsunuz. Amerikalılar ortalama uyku süresini 5 saate düşürmüşler. Eğer vasıfsız işlerde çalışıyorsanız haliyle çok yoruluyorsunuz. Genellikle kaçak olduğunuz için alacağınız para ortalama saatde 6-7 dolar. Çok ekstrem olursa bu ücret 10 ila 12 dolara ulaşıyor. Bir çok kişi ihtiyaçdan ortalama 10-12 saat çalışıyor. Bu çalışma şartlarında herkes ancak gününü yaşayabiliyor ve kimsenin kimseye de bir faydası olmuyor. Üstelik bu yoğun tempoyla çalışan çoğu kişi asıl amacını şaşırarak ileride kurtulamadığı bir girdapda kalıyor. Yani vasıflı işlere geçmeyi düşüneceğine vasıfsız bir işde kalıyor senelerce… Diğer taraftan Türkler her zaman her yerde olduğu gibi Amerika’ da da birbirlerinden kopuk ve ilgisiz yaşıyorlar. Normal ilişkiler dışında sadece arada bir toplanan dernek ve kuruluşlar var. Üzülerek belirtmek gerekirse bunlardan pek de bir yardım alamıyorsunuz. Belki imkanları kısıtlı veya başka bir şey ama sebebi ne olursa olsun fonksiyonel olarak hiç bir imkanları yok. Görüntü var, ses yok misali ! Bir Amerikalı ile konuşuyorduk da bizim toplumun birbirinin kuyusunu kazan tavrından bahsettim. Bizi afrikalı zencilere benzetti. Onlar da aynı davranır ve birbirlerine destek değil köstek olurlarmış. Bana bu konuda en iyi dayanışması olanlar olarak ispanyollar ve onların dilini konuşanlar (ispanyol asıllılar) olduğunu söyledi. Zaten buradaki yayılmalarına bakılırsa da bu hiç sürpriz değil. Türkleri nerede bulabilirim derseniz ? Korkmayın mutlaka bir yerde Türkçe konuşan birilerine rastlarsınız. New Jersey şimdilerde Türklerin en çok rağbet ettiği yer. Hatta Peterson denen yerde Türk kahveleri bile varmış. Buranın tercih edilmesinin bir nedeni de kiraların daha uygun ve vergi oranının daha düşük olması. Özellikle de güney amerikalıların yoğun olduğu ve haliyle de ispanyolca’nın önem kazandığı bir yer. Üstelik buraya ulaşım için NewYork’ dan otobüsün yanı sıra bizdeki midibüs (minibüsün bir büyüğü) benzeri araçlar kullanılıyor…

stock-footage-new-york-city-usa-march-entertainment-district-shopping-street-fashion-modern-times

Eğer Amerika’ da çalışabilirmiyim ? derseniz. Sorusu ne yapacağınıza bağlı. Eğer kaçak olarak çalışmak isterseniz Türklerin en çok rağbet ettiği işler benzin istasyonunda pompacılık, restoranlarda bulaşılıkçılıktan garsonluğa kadar çeşitli işler veya marketlerde çalışmak şeklinde. Buralarda ücretler en düşük saati 5.5 dolar ortalama 6-7 dolar civarında değişiyor. Eğer vasıflıysanız yani oto tamiri, elektronik cihaz tamiri, elektrikçilik, terzilik, berberlik vb. gibi el becerisi ağırlıklı işler yapabiliyorsanız durum değişiyor. Mesela oto tamircilerinin saat de 35 dolar aldığı hatta lüks otolarda bunun 60 dolara kadar çıktığı söyleniyor. Bir berber traşı (15 dakikalık) en az 10 dolar ve üstü. Haftalık 40 saat çalışma izni olan bir ülkede iyi para demek bu. Eğer illegal çalışıp da bu paraları kazanırsanız saat kısıtlaması da olmayacağından kısa zamanda kendi ölçeğinizde zengin bile olabilirsiniz. Legal çalışmak isterseniz bunun için bayağı uğraşmak gerekli. Her şeyden evvel niteliğinize uygun iş bulmak çok zor. Hele son olayların ardından işler bayağı bir zorlaştı… İş için Amerika’ da en uygun yer NewYork (şimdilerde problemli) ve California (San Diego, Los Angeles ve Irvine gibi). Bir de sizin yabancı olmanız da büyük handikap. Eğer firmalar size gerçekten ihtiyaç duymuyorsa sizin sponsorluk vs. gibi işlerinize girmeyecektir. Sponsorluk için çok zor da olsa küçük firmaları ikna etmek mümkün. Bu durumda da H1 çalışma vizesi alabilmek için yapmanız gereken masrafı (ki bu da ortalama 4,000 dolar) cebinizden vermeniz gerekebilir. İş bulmak ve genel olarak sorunsuz yaşamak için en önemlisi yeşil kart sahibi olmak yada bir Amerikan vatandaşıyla evli olmak. Ancak bu sayede yabancı kimliğinizden bir nebze olsun kurtulabiliyorsunuz. Uzun süre kalmayı planlıyorsanız bu seçeneği yadsımayın. Amerikalı ile evli olmak yada arkadaş olmak uyum ve dil konusundaki problemleri azaltacaktır.

central_park__nyc

Gelelim diğer yararlı bilgilere ! Özellikle central park’ da deliler gibi koşan insanları görebileceğiniz gibi eğer spor yapabiliyorsanız arkadaş bulabilmek için iyi bir mekan. Yazın sheepsheadbay ve brighton beach NewYork’ un plaj ve sayfiye yeri olarak çok popüler. West 4. cadde Houston Street ile Soho arası gece mekanlarının en popüler olanlarının toplandığı bir bölge. Beyaz, siyah kısacası tüm renklerdeki ırkların en güzel insanlarını NewYork’ da görebilmeniz mümkün. Son olarak buranın yazı ve kışı İstanbul’ un misli sert şeklinde. Uygun kıyafetleri yanınıza almayı unutmayın. Bir de Amerika uçuşlarında, 2 adet büyük bavulu ağzına kadar doldurabilirsiniz. Yanınıza el valizi alma hakkınızda var. Teorik olarak toplam ağırlık 75 kg’ yi geçmemeli. Eğer hala herşeye rağmen gelmeye niyetiniz varsa herkese bol şanslar…