YÖNETİCİLİK VİZYON VE İCRAAT MESELESİDİR

Geçenlerde internette yapılan bir söyleyişi dinledim. Söyleyişi yapılan kişi ülkemizin en büyük firmalarından birinde yıllarca üst düzey yöneticilik yapmış defalarca TV ve gazetelerde haber olmuş saygın bir isim. Ancak röportajda duyduklarıma inanamadım ve kariyerine hiç yakıştıramadım?

Yıllarca böyle bir firmanın başında kalan ve bu kadar büyük bir network’ e sahip bir kişiden duymak istediklerim ve beklentim çok daha yüksekti. Ama maalesef objektif baktığımızda kendi yönetimi zamanında belirgin bir fark oluşturamadığı için söyleşiden edindiğim izlenim de çalıştığı firmanın ismi ve piyasa gücü sayesinde bir saygınlık kazandığını doğrular nitelikte oldu.

Bizim yöneticilerde maalesef genel ve yaygın şöyle bir sorun var; Ben yönetimim süresince şunu yaptım bunu başardım vs. Hayır aslında sen o kadar çok şey yapmadın kendini dev aynasında görme çünkü piyasa koşulları zaten senin lehine çalıştı. Rekabet ettiğin firma var mı? Varsa bile eğer lider firma konumundaysan yeri gelir TR’ de en kötü taklit eder sandalyeyi zaten bir şekilde korursun. Yenilik diyorsun peki ne yaptın? Zaten yurtdışından hazır olanı getirdin veya kopyaladın. Büyüyen bir pazarda sende doğal olarak büyüdün ve kalkmış bunu başarı diye bize sunuyor ve pazarlıyorsun. Peki en basit bu kadar başarılıysan rakiplerine karşı pazar payını ne kadar büyüttün? Yada neden yurtdışına açılıp bir dünya markası olmadın? Vs. Bizde maalesef genel intiba yöneticiler firma kartvizitleriyle büyüyor. Firmalar yöneticilerle pek büyümüyor?

Bu değerli yöneticimizin kendisine sorulan sorulardan birinde neden yerli girişimlere yatırım yapmadığı sorulduğunda verdiği cevapta laf edilmesinden çekindiğini açıklaması ise yok artık dedirtti?

Pes doğrusu yani bu ülkenin kaynaklarıyla milyonlarca dolar servet yap ve belki çoğu kişiye ilham ol. Sonra gel böyle bir açıklama yap. Yani bunların hepsi içi boş bir etiket miydi? Her yerde gençleri ön plana çıkaran reklamlar koskoca bir balon muydu veya göz boyama mıydı?

Bu ülkede yüzlerce genç belki de binlercesi yeterli kaynak ve destek bulamadıkları için fikirlerini yeşertemezken yurt dışında yatırım yapmak nedir? Yatırım denilmesine bakmayın yurt dışındaki popüler firmaların hisse senedini almak yatırımdan sayılmış!

Şimdi gel de kızma. Yani TR’ nin anlı şanlı patronları ve üst düzey yöneticileri bile garanti yatırım peşinde koşarsa armut piş ağzıma düş derse bu ülkenin kıt kaynaklarını kim yönetecek ve büyütecek? Bizdeki zihniyet ancak parayı dışarı götürüp yatırsın sonra biz yurt dışından para gelsin veyahut yatırım gelsin diye bekliyoruz? Vizyonumuz bu ve tam bir kısır döngü. Bizde parayı bulan otomatiğe bağlamış soluğu hemen Avrupa ve ABD’ de alıyor!

Adamların zenginlerine bakıyorsun bir misyonları var. Kazandığı ülkeye minnet borçlular ve yaşadıkları ülkeye her türlü hizmet ediyorlar. Örneklerini duyuyoruz adamlar servetinin önemli bir kısmını veya tamamını vakfa veya üniversitelere bağışlıyor hem de daha ölmeden yapıyorlar bunu? Bizimkiler de torun torbaya bırakıyorlar. Onlar da sağda solda zevk-ü sefa içinde vur patlasın çal oynasın yaşıyor. Babam veya Dedem sağ olsun!

İşte Microsoft’ un patronu Bill Gates’ e bakalım. 2017′ de tek seferde tam 4.6 milyar dolar bağış yaptı ve 1994 yılından Ağustos 2017’ ye kadar yaptığı tüm bağış toplamı ise tam tamına 34 milyar dolar! Bizde acaba kim ne bağış yapıyor? Bu rakamların çok gerisindeyiz malesef? Araba, tablo vs. koleksiyonuyla övünen zenginlerimize özellikle duyurulur!

Daha yeni haberi çıktı. Yerli girişimciler tarafından oluşturulan Gram Games firması 250 milyon dolara satıldı ve bu firmaya çok daha küçük bir ekonomik boyuttayken yatırım yapanlar neredeyse dolar bazında onlarca kat kazandı. Onları takdir etmek lazım. Güvendiler, risk aldılar ve para kazandılar.

Şayet bu ülkede gerçekten yatırım yapmak istersen adını gizleyebilirsin. İlla afişe olacaksın diye bir kural yada kanun yok. Ama önce niyet ve samimiyet önemli.

İş dünyamıza buradan seslenmek istiyorum. Artık şov yapan ve vitrin süsleyen yada günü kurtaran veyahut statükocu, misyonu sadece defansta kalarak günü kurtarmak olan yöneticilerle çalışmayı bırakın. Gerçekten vizyoner, operasyonel ve ofansif yöneticilerle çalışın. Risk alın, dünyaya açılın ve yeni fikirlere yatırım yapın.

Sonra marka olamıyoruz diye hayıflanıyorsunuz. İçeride tekel olmanın verdiği avantajlar ve devletin korumalarıyla sözde kağıt asker misali marka olmak değil dışarıda yüksek rekabet koşullarında marka olmak önemli. Babadan dededen kalma firmalarla geçmişimiz yıllara dayanıyor edebiyatıyla marka olmayı bırakın. Marka olmak için şirket tarihi değil gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında rakiplerden farklı ve iyi olmak, liderliğe oynamak kısacası tercih sebebi olmak gerekir. O zaman saygı duyar ve şapka çıkarırız.

Devlete de burada çok iş düşüyor. Yorulmuş enerjisi bitmiş ve iştahı kaybolmuş, mevcut yapıyı sürdürmekten başka bir düşüncesi olmayan firmalarla biz asla yurt dışına açılamaz ve başarılı olamayız. Zaten sonuç ortada? İhracatımız bir türlü beklenen o büyük hamleyi yapamıyor ve zorlanıyor. Kararlı adımlarla ileri gidemiyoruz. Mesela ihracatımız 500 milyar dolar olsun o zaman gümbür gümbür coşar ekonomimiz ve dünyanın her tarafından kapımızda adam birikir akıl sormak için!

İş dünyasında ve özellikle internet sitelerinde parlayan copy paste dönemi artık bitti. Devletin tüm sektörlerde rekabet koşullarını arttıracak önlemler alması ve girişimcilere destek olması şart. Ancak böyle yeni tip vizyoner, operasyonel, girişimci, yatırımcı, cesur patron ve yöneticilerle dünyaya açılabiliriz.

Bu kervan böyle gitmez. Çünkü mevcut köhne yapı rekabetçi koşullara asla uygun değil. Eskiyi korumak adına yenilerin önüne taş koymayalım. Eğer Facebook, Amazon, Tesla gibi ilham veren ve dünyaya satan girişimleri bizde içeride görmek istiyorsak top yekün zihniyet değişikliği gerekiyor. Mevcut hantal yapıyla kaldığımız kısır döngüde bu iş yürümeyeceğine göre mutlaka yeni bir açılım şart!

Lütfen artık önümüzü açın?…

Advertisements

İŞ ARAYANLAR İÇİN YURTDIŞI

Zaman zaman çiçeği burnunda yada üç beş yıllık iş tecrübesine sahip çalışan yada işsiz genç arkadaşlar kariyer ve iş dünyasındaki sorunlarla ilgili danışıp bilgi almak istiyorlar. Vaktimiz elverdiğince ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya ve ufuklarını açmaya çalışıyoruz. Zira bizim zamanımızda yol gösterecek adam pek yoktu şimdi en azından tek başınıza bile kalsanız internette dünya kadar paylaşım var. Amacınıza, bilgi ve becerinize göre bir yol seçmek ise size kalmış durumda. Ancak bunu yaparken çok fazla zaman israfı yapmayın. Zira dönüşü kolay olmayan bir yola girerek veya sapa yollarda düşündüğünüzden çok daha fazla vakit kaybedebilir hatta geriye dönmek için oldukça geç kalabilirsiniz.

Şimdi bilgi almak isteyenin samimiyeti ve niyeti çok önemli zira günümüzde eş dost akrabadan (ki bazılarının kendisine hayrı yoktur!) torpilli değilseniz, ayak oyunlarıyla bir yerlere varmak istemiyorsanız ve maddi imkanlar çok iyi değilse illaki iş dünyasının acımasız koşulları altında ezilmeye mahkumsunuz. Peki hiç çıkış yok mu?

Elbet var ama bu size bağlı? Eğer kişiliğiniz darbelere karşı dayanıklıysa, sabırlıysanız, güçlüyseniz size karşı yapılan tüm haksızlıklara ve baskılara dayanabilirseniz, yeri gelir kural dışı yaklaşımlara karşı mücadele edebilirseniz illa ki ayakta kalırsınız. Ancak ayakta kaldığınızda nerede ve ne şekilde durduğunuz önemli yani hala başladığınız noktaya yakın mısınız? Yada hatırı sayılır olumlu bir mesafe kat edebildiniz mi? Tabi bu yolda uğradığınız fiziksel ve psikolojik hasar da cabası!…

Şayet bu mücadelede hasbelkader bir yerlere gelmek haricinde daha önceden düşündüğünüz hedeflere çizgi ve seviyenizi düşürmeden, bel aşağı vurmadan ve eş dost akraba yardımı olmadan ulaşabiliyorsanız zaten size şapka çıkarıp alkış tutmak ve saygı duymak gerekiyor.

Ama kendinizi böyle bir mücadeleye hazır hissetmiyorsanız veya denediniz baktınız ki kural nizam hak getire yada siz bu mücadeleyi veremeyeceksiniz o zaman siz ekmeğinizi başka yerde arayacaksınız ki artık bu ülke sınırlarını aşmanız gerekiyor.

Peki gelelim asıl soruya; Çözüm ne? Tabi ki ve malesef çözüm yurtdışı!…

Aslında yurtdışına ne kadar erken giderseniz o kadar başarılı olursunuz zira dil ve kültür sorunları çok daha kolay aşılır. Ama 50’ sinde gidip yerleşen ve iş açan da var. Biz yasal yollardan olasılığı yüksek olan ve tercih edilenleri aşağıda kısaca değerlendirelim.

Yurtdışına gitmenin en kolay yolu yabancı dil öğrenmek veya MBA gibi eğitim amaçlı gitmektir. Bu şekilde gittiğiniz ülkede hem lisan daha iyi olur hem de (Türkiye’ deki hangi üniversiteyi bitirirseniz bitirin) yapacağınız MBA’ e göre iş bulmanız çok daha kolay olur.

Peki MBA yapmadan iş bulunamaz mı? İş bilgisi ve tecrübesi çok önemli. Mesela yazılım konusunda spesifik bir bilgi ve tecrübeniz varsa sizi işe alma olasılıkları çok yüksektir. Örneğin geçmişte ERP bilenler bu konuda ciddi fırsat yakalıyordu. İş’ te çalışırken de MBA yapabilirsiniz ki bu size ayrıca zaman tasarrufu sağlar.

Şayet yurt dışında aile ve akraba varsa o da sizin için önemli bir fırsattır. Çünkü barınma ve diğer yaşamsal ihtiyaçlarınız çok kolaylaşır ve önemli avantaj kazanırsınız. Unutmayın onların tecrübesi ve yönlendirmesi de size çok yarar sağlar. Daha kısa sürede intibak etmeniz ve iş bulmanız kolaylaşır.

Bir diğer seçenek de göçmen olarak başvurmaktır. İstenen kriterlere sahip olursanız ve kabul edilirseniz gittiğiniz ülkede  uzun bir zaman sıkıntısız iş arayabilir ve vize sorunu olmadan yaşayabilirsiniz. Vatandaşlık almak bulunduğunuz ülkede hayat koşullarınızı ve öz güveninizi arttıracaktır. Olası sorunları daha kolay aşarsınız. Evlilikte bu kapsamda değerlendirilebilir. Unutmayın kaçak yaşamak daima risk içerir.

Keza uluslararası firmalarda çalışırken farklı ülkelerde çalışma imkanı çıkabilir. Başvurup değerlendirmek gerekir. Yada yabancı bağlantılarınızla olumlu ilişkilerinizi kullanarak bu şekilde transfer olabilirsiniz. Şu an yurt dışında çalışanların bir kısmı bu imkanlardan yararlanmıştır.

Global iş sitelerine başvurmak ve/veya ilgilendiğiniz firmaların sitelerinden eleman arayışlarını kontrol etmek size yeni bir kapı açabilir. Şayet yeterli bilgi ve tecrübeye ve telefonda mülakat yapabilecek kadar yabancı dile hakimseniz başarılı olabilirsiniz.

Hangi ülkeye, hangi dile ve hangi kültüre sempati duyuyorsanız hedeflerinizi buna göre belirleyin ancak gideceğiniz ülkenin ekonomik koşullarını da mutlaka iyi araştırın. Mesela güçlü bir ekonomiye sahip Çin’ de yada yakınındaki Güney Kore, Singapur veya Hong Kong gibi ülkelerde bulunmak ülkenizle olası ticari bağlantıları yönetmenizi de sağlayabilir.

Avrupa eskisi gibi cazip olmamakla birlikte hala bizden çok iyi durumdalar. Keza ABD, Kanada, Avustralya hatta Yeni Zelanda her daim tercih edilebilecek ülkeler olarak görünüyor.

Bu saydıklarımız arasında özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’ daki ülkelerin en büyük avantajı iş ve yaşam kalitesinin çok tatmin edici düzeyde olmasıdır. Şayet her şey yasal ise (kaçak çalışmıyorsanız) kimse size zorla (ve ücretsiz) mesaiye kalmanız için baskı yapamaz. İş şartları ve çalışma saatleriniz bellidir. Eğer farklı bir uygulama olursa (mobbing) yasal olarak daha etkin sonuç alırsınız. Hobilerinize ve özel hayatınıza daha çok zaman ayırabilirsiniz. Yaşam standartlarınız daha yüksek olur. İşsiz kaldığınızda iş bulmak süreci daha kısa olur vs. Tüm bu şartları göz önüne aldığımızda yurt dışında çalışmak ve yaşamak mantıklı bir tercih durumundadır.

Unutmayın bilgi, tecrübe ve eğitiminizin seviyesi arttıkça saygınlığınız ve talebiniz artar. Ekonomik koşullarınız yükselir. Bir gün ülkenize geri dönmek zorunda kalırsanız daha donanımlı ve iyi şartlarda çalışma şansınız artar. Garanti demek yanlış olur çünkü bu kadar işsiz ve genç emeklinin olduğu bir ülkede garantili iş bulmak hiç kolay değil. Ama artılarınız avantaj sağlar.

Tabi tüm bu tavsiyelerim hayatını doğru ve dürüst bir yolda yaşamak isteyenler için. Diğerleri zaten kendi oyunları ve sinsi planlarıyla amaçlarına farklı yollardan gidecektir. Size düşen böyle kişilerden uzak durmak ve onlara asla koz vermemektir. Eğer paçanızı bir kere kaptırırsanız bedeli ağır olur öyle ki sizi de kullanır ve kolayca harcarlar. Gerek hayatta ve gerek iş dünyasında altın kural önce insan tanımaktır. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözü boşuna değildir!

Sonuçta hayat sizin hayatınız. Eğer ayağınız yere sağlam basıyorsa ve hayalleriniz ulaşılamayacak değilse iyi düşünün ve iyi karar verin. Hayat aslında düşündüğünüzden kısa ve kalbinizi dinleseniz bile yine mutlaka akıl ve mantığınızla hareket edin. Başarılı olmak sizin elinizde. Beklentilerini ve hedeflerini iyi ölçen ve yol haritasını iyi çizen mutlaka başarılı olur. Günübirlik yaşayan ise ancak o günü kurtarırken kendini iş dünyasının ve hayatın bilinmeyen dalgalarına bırakır ve sürüklenerek gider.

Tavsiye dinlemek isterseniz unutmayın ki hayatta sadece kazananların değil kaybedenlerin de çok çarpıcı ve etkileyici hikayeleri vardır. Eğer niyet ve yaklaşımında samimi kişileri bulursanız kaçırmayın ve mutlaka dinleyin zira çok şey öğrenirsiniz. Önemli olan kendi payınıza doğru tespitleri yapmak ve gerekli dersleri çıkarmaktır!