İŞ HAYATINDA SORUN VAR

İş hayatında sorun bitmez. Çünkü mobbing var liyakat yok. Eleştiri var takdir yok. Problem var çözüm yok. İş var yapan yok. Mesai var para yok. Üsttekiler alttan habersiz ve ilgisiz alttakiler ise can çekişiyor ve üste ulaşamıyor. Peki bu kadar çok sorun varken çözüm ve çıkış nedir?

Aslında tüm yaşanan sorunlar birbiriyle ilişkili durumda. Toplumsal erezyon ve kalitesizlik her şeyi olumsuz etkiliyor. Dürüst olmanın tuhaf yalan döner davranmanın neredeyse doğal olduğu bir zamanda ve ülkede yaşıyoruz. Öyle insanlar var ki sabahtan akşama kadar 10 defa fikir değiştirir ve  itibar görür. Gündeme bakıyorsun bir sürü saçmalık dolu? Boşuna kafa yorup mantık aramayın zira hiç yok öyle ki mantıklı davranan ve söyleyen aydan gelmiş muamelesi bile görebiliyor. Aslında acilen bir rehabilitasyon lazım ama nasıl gerçekleşecek ve kim gerçekleştirecek o da büyük bir soru işareti?

Lafa gelince Avrupa ve ABD standartlarında yaşamak istiyoruz ama adamların yasalarını bire bir kopyalasak ve uygulasak çoğu kişi sınıfta kalır ve asla uyum sağlayamaz. Bunun zengini fakiri ya da okumuşu veya cahili falan yok. Çoğunluk bu konuda eşit durumda ve aynı seviyede kalır. Kızmaca ve darılmaca yok gerçek bu!

Geçen gün genç bir mühendis arkadaşla sohbet ediyorum. Babası vasıtasıyla işe girmiş ve 1,800 TL maaş alıyormuş. Ancak şirket çaycısının maaşının 2,200 TL olduğunu öğrenmiş. Bu da genç arkadaşın gücüne gitmiş ve zam istemiş tabi oyalamışlar o da bakmış umut yok ve istifa ederek ayrılmış.

Yine bir başka genç arkadaşı dinliyorum. Şirkette sanki askerdeymiş gibi devrecilik ve mobbing yapıldığını söyledi. Sordum bir patron şirketiymiş. Yurtdışına gitmek amacıyla ayrılmayı düşünüyor.

Bir diğer örnek ise alışveriş yaptığım marketin iki müdür yardımcısı var. Biri erkek diğeri kadın. Biri  deli gibi sağa sola koşturuyor ve tüm iş onun sırtında diğeri ise ortalıkta pek görünmüyor ve daha kıdemli olması dolayısıyla yüksek maaş alıyor. Müdür ise durumu biliyor ama onun da elinden bir şey gelmiyor çünkü elemanı gönderiyor yine üst yönetimce geri getiriliyor. Bu da sözde holding ve kurumsal firma?

Velhasıl kelam iş dünyamız yıllar içerisinde uluslararası standartları yakalayıp çalışma hayatının kalitesini arttıracağına tam tersi national geographic’ de vahşi belgesel seyrediyormuşuz gibi acayip bir duruma büründü. Eleştiri çok, sıkıntı çok, sorun çok ama çözüm yok. Peki nasıl çözülecek bu kördüğüm ve kim düzeltecek bu sorunları?

İş adamlarına bakıyoruz. Onlar farklı kulvarlarda koşuyor. Bir kısmı kendine yakışmayacak magazinsel olayların içinde ve boy boy haberleri çıkıyor. Bir kısmı siyasilerle dirsek temasında ve ihale alma derdinde. Bir kısmı spordan nemalanma peşinde. Bir kısmının ise hiçbir şey umurunda değil ve zamanında yatırımını yapmış ya da şirketi yabancılara satmış ve paraları toplamış veya yurt dışına gitmiş keyif çatıyor?

Sonuç itibariyle özellikle gençler umutsuz ve imkanı bulan kapağı yurt dışına atıyor. Hiç olmazsa fırsat çok, hayat standardı yüksek, çalışma koşulları illegal değilse çok insani vs. gibi sebeplerle.

Mevcut çalışanlar ne yapacak derseniz? Onların önünde ise çok fazla seçenek yok. İşi bırakıp yurt dışına gidebilirler ama o da bir macera ve belli bir yaştan sonra birikim yoksa büyük sorun.  Emekliliği bekleyenler ya da aile düzenini korumak isteyenler ise mecburen bu keşmekeş içerisinde yola devam edecek. Çaresizlikten şikayet etmenin faydası yok zira dinleyen yok olsa dahi olumlu tepki ya da faydası yok.

Düne kadar superman diye lanse edilen ve basında şişirilen ve abartılan çoğu kişi artık hiç gündemde bile değil. Nerede olduklarını bilen dahi yok. Adam parayı bulmuş, fırsatları kullanmış, popüler sloganlar atmış ve reklamını yapmış şimdi gününü gün ediyor. Bunları örnek almak isteyenlere bakıyorsun onlar da perişan çünkü fırsatlar artık bitmiş ve kuraklık devri başlamış!

Tabi yeni moda ise ne okuyacağım ve kafayı yoracağım ya da ne çalışacağım felsefesi? Hedef zengin birini bulmak (evli veya çocuklu hiç farketmez) yeter ki gül gibi baksın. Eşini ve çocuklarını terketse ne olacak? Bu tarz basit, sıradan ve gayri ahlaki yaklaşımlar moda haline geldi. Bu şekilde sınıf atlayanlar el üstünde tutulmaya başladı. İşte toplum böyle bozuluyor. Ondan sonra çözüm arıyoruz? Mantık yok, bilim yok, matematik yok, ahlak yok?

Peki nasıl anlaşacağız, nasıl uzlaşacağız ve her şeyden önemlisi hangi dili kullanacağız?

Aynı dili kullandığımızı sandığımız insanlara bakıyoruz kelimelere bile bir sürü farklı anlam yüklüyor. Anlaşamıyorsun zira ortada kesinlikle iyi niyet yok. Sorsan kendini ve yaptıklarını doğru biliyor ya da böyle iddia ediyor. Tam bir üste çıkma çakallığı?

Eh ne diyelim? Allah akıl fikir versin ve Allah kurtarsın!

 

 

Advertisements

KRİZ FIRSATÇILARI

Dost acı söyler derler. Zor bir dönemden geçiyoruz. Geçmişteki ekonomik krizleri yaşayan biri olarak kriz kelimesi beni ne ürpertiyor ne de şaşırtıyor? Bağışıklık ve alışkanlık kazandığımız için deyim yerindeyse “elle gelen düğün bayram” misali hazırlığımızı hep zor şartlara göre yaparak hiçbir zaman gereksiz bir maceraya girmedik ve Allah’ a şükür kendi yağımızla kavrulduk.

Kriz yönetimi ayrı ve üstün nitelikler gerektirir. Bu gibi durumlarda yapılacak hamleler okyanusu geçen ama hasar görmüş dev bir gemiyi dalgalara yenik düşmeden usta manevralarla sürmeye ve limana sağ salim varmaya benzer.

Standart patron ve yöneticiler zaten bilinenlerin üstüne bir artı koyamadıkları için krizlere karşı da hazırlıksız ve kifayetsizdir. Böyle zamanlarda çoğunlukla baltayı taşa vururlar ve hataları sonucu firma darboğaza girer. Borç ve alacak sarmalında umutsuzca çırpınırlar. Unutmayalım ki şartlar ideal ve konjonktür uygun olunca herkes şirket yönetir ama biraz puslu hava ve şartlar zorlaşınca tecrübe, bilgi ve yetenek ön plana çıkar. Peki kimden bahsediyoruz? Tabi ki kriz yöneticilerinden!…

Kriz yöneticileri deneyimlidir, operasyoneldir. Şekilsel değil fonksiyoneldir. Olaylara duygusal değil soğukkanlı ve mantıklı bakarlar. Sorunlara doğru teşhis koyarlar ve deyim yerindeyse hastayı en az hasarla tedavi ederek sağlığına kavuştururlar. İletişime önem verirler ama şov değil sonuç odaklıdırlar.

Önce raporlara ve rakamlara bakar akabinde hasar ve durum tespiti yaparlar. Alacak ve borç dengesini sağlamak için acil tedbirler alırlar. Şahıslarla işi yoktur. Merhamet etmezler ve blöf yapmazlar çünkü iş odaklıdırlar. Kangren olan yeri hemen keser atarlar. Sorunu uzatmazlar ve beklemezler. Gidecek ve gereksiz varsa eş ve dost dinlemezler. Zorunlu yerlere takviye veya değişiklik yaparlar. Yapılacaklar listesi ve acil yol haritası hazırlandıktan sonra çok çabuk eylem planına geçerler.

Kriz yöneticileri yeri gelir ekip olarak çalışır. Firmanın büyüklüğüne göre birbirini tanıyan ve güvenen bir ekip başarı için altın anahtardır. Hızlı ve etkili hareket etmek onların ihtisas alanıdır. Risk alırlar çünkü zamana karşı yarışırlar. Bazen alışılmadık yöntemler de denerler. Sonuç odaklıdırlar. Başarı şansları yüksektir ama garanti değildir ve bir o kadar başarısız olma ihtimalleri de vardır ancak danışanların bulundukları durumda çok fazla şansları yoktur. Ya iflas ve borç ya da yüksek bir meblağ karşılığında kriz yöneticileri tercih edilir? Tabi doğru kriz yöneticilerini seçmek biraz araştırma ve biraz da şans işidir!…

Kriz yöneticileri profesyoneldir ve konusunda uzmandır. Sadece talep edildiğinde değil kendileri de fırsat kollar ve değerlendirir. Çoğunluk panik yaparken onlar sakin ve sabırlıdır. Düşündükleri ya da öngördükleri piyasa rakamlarına gelindiğinde hemen harekete geçerler. Önemli olan alırken kazanmak mantığıyla doğru fiyatlandırmanın peşinden koşarlar. Piyasaları manipüle eden ve oluşan dalgalanmalar sayesinde büyük rant elde edenlerine ise kriz fırsatçıları diyebiliriz.

Amaca giden yolda her şey mübahtır düşüncesiyle yegane niyetleri sadece ceplerini doldurmaktır. O yüzden kimsenin gözünün yaşına bakmazlar sadece kısa süre içinde büyük rant elde etmeye bakarlar. Bunların eline düşenin vay haline?

Peki kriz yöneticilerine ayıracak bütçesi olmayanlar veya kriz fırsatçılarına yem olmak istemeyenler bireysel olarak neler yapmalı?

Ekonomik kriz demek aynı zamanda işsizlik, zam, enflasyon, tasarruf vs. gibi bir sürü bilinmeyen demek. Böyle zamanlarda akıllı hareket edenler bu zor günleri daha kolay ve hasarsız atlatır. Ayağını yorganına göre uzat atasözü tam bu günler için biçilmiş kaftandır. Tersi hareket eden ve kazancı düşerken harcamalarına dikkat etmeyenler için geçmiş olsun demekten başka elden bir şey gelmez.

Bireysel bazda ve aile olarak hepimizin bir bütçesi var. Önemli olan gelir ve gider dengesini iyi kurmak. Bu noktada hesabın şaşmaması gerekiyor. Bütçenizi güncellemeniz olası zamları göze alarak yeniden bir harcama listesi (aylık ve yıllık) oluşturmanız faydanıza ve hayrınıza olacaktır.

Öncelikle işsiz kalmayacağınızı ve sabit bir maaş almaya devam edeceğinizi varsayalım. Bu durumda geliriniz bellidir. Gider kalemlerinde ise zorunlu olmayan lüks ve keyfi harcamaların kısılması alınması gereken ilk önlemdir.

Bu dönemlerde ister borçlu ister alacaklı ikisi de sorunludur. Borçlular için kısa vadeli borçlar sorun çıkarırken uzun dönemli borçlar önemli bir sorun olmayacaktır. Ama bu dediğimiz TL üzerinden hesaplar için geçerlidir. Şayet dövize bağlı borçlarınız varsa sorun beklediğinizden daha büyük ve yıkıcı olabilir.

Alacaklı iseniz o da ayrı bir sorun maalesef bu dönemde borçlular (masum yada art niyetli) ödemeyi geciktirme ve erteleme eğilimindedir. Şayet alacaklarınız çoksa veya bunlara fazla bel bağlıyorsanız işiniz zor olabilir.

Tasarruf ise krizlerde anahtar kelimedir. Düşünürseniz tasarruf edilecek çok şey çıkar. Önce tüm harcamalarınızı a’ dan z’ ye gözden geçirin mesela hesap ekstrelerinize mutlaka göz atın. Şayet kullanmadığınız üyelikler varsa iptal edin. Özel arabanızı kullanmak yakıt demek bunun da zamlanacağını düşünürseniz varsa işe gidiş gelişte servis aracı ya da toplu taşıma önemli tasarruf sağlayabilir. Sosyal hayat derken dışarıda harcanan fazla zaman bütçenizi bir o kadar zorlayacaktır. Bazılarını gözden geçirin. Bu ve benzer bir çok kalemden önemli tasarruf sağlayabilirsiniz. Şayet hesabınızı iyi yapar ve aşırı ve gereksiz harcamalardan sakınırsanız bu zor dönemleri daha kolay atlatırsınız. Ayrıca geçmişte yapılan yatırım ve birikimler bu zor dönemler için can simididir. Eğer har vurup harman savurduysanız kendi düşen ağlamaz?

İş hayatınızda sorunlarınız veya başka planlarınız varsa mutlaka bir süre erteleyin ve dondurun. Üstlerle hatta altlarla bile iyi geçinin zira kriz çok iyi bir işten çıkarma bahanesidir.

Firma sahibiyseniz sorunlar daha çetrefilleşiyor. Çünkü sizin dışınızdaki piyasa koşulları atacağınız adımları kısıtlar ve zorlar. Böyle dönemlerde yine tasarruf ön plana çıkar. Mal satarken yerine uygun koşullarda mal koymak gerekir. İstenmese de eleman çıkartma, eşantiyonları kaldırma, şirket arabalarını kısıtlama veya kota koyma, primleri azaltma veya dondurma, döviz cinsinden verilen maaş varsa TL’ ye çevrilerek sabitleme, düşük kiralı ofisler, stok planlama, üretimi kısıtlama, ücretli yada ücretsiz zorunlu tatil vs. gibi bir sürü farklı tedbir bu dönemde devreye girer. Eğer çok önceden öngörünüz varsa ve tedbir aldıysanız siz zaten başarılı bir yöneticisiniz.

Aslında krizlerden değil hazırlıksız yakalanmaktan korkun. O yüzden tasarruf önemlidir. Gelir daima giderden yüksek olmalıdır. Aksi halde kendi kriziniz çoktan başlamış demektir. Krizler sadece içeriden değil dışarıdan da gelebilir. Global krizleri asla unutmayalım. Bu sebeple hazırlıksız yakalanmak yerine önceden gerekli tedbirleri almak deyim yerindeyse rahat bir kış geçirmemizi sağlar!

Birde asılsız haberler ve kriz çığırtkanlarına prim vermeyin ve panik yapmayın. Panik varsa hata vardır. Akıllıca, düşünerek ve isabetli hareket etmek için soğukkanlı ve sağduyulu olmak önemlidir. Sürü psikolojisine kurban gitmeyin. Yolunuz açık ve Allah yardımcınız olsun!

 

KRİZİN ADI YOK ?

Dış politikada son zamanlarda yaşananlar artık iyice su yüzüne çıkan bir mücadelenin sonucu ve belki yıllardır bekleniyordu öyle ki karşılıklı restleşme hiç bu kadar aleni olmamıştı? Sonucu çok farklı değişikler getirebilir yada boyun eğdirebilir. Bu kıyasıya mücadele hiçbir şekilde sembolik değil ve perde arkasında büyük bir rekabet, meydan okuma ve diş bileme var. Tüm bu gelişmeler hayati ve sonucunu ise birlikte yaşayarak göreceğiz.

Ancak fiiliyata bakarsak bir süredir ekonomideki durgunluk dövizin hızlı artışıyla başka bir boyuta geçti. Zaten zayıf bir finans yapısına sahip ve hasbelkader borç harç içerisinde gidebilenler son demlerini yaşamaya ve iflas bayrağını birer birer çekmeye yada imkan varsa konkordato ilan etmeye başladı.

Ayağını yorganına göre uzatanlar ise şimdilik sakin ve pozisyon koruyarak durumu gözetliyor. Bunlar temkinli ve dikkatli hareket ettikleri için riskleri düşük yoluna devam ediyorlar ve kolay kolay batmazlar.

Bir kısımda krizleri fırsata dönüştürme operasyonu ve hamleleri yapıyor. Bu dönemde mali yapısı zayıflayan firmaların kapısını çalan yada iflas sınırındakilerin elindeki ürünleri ucuza kapan kriz fırsatçıları için yeni fırsatlar bir türlü bitmek bilmiyor?

Yan gelip yatan ve olayları seyretmekle vakit geçiren vasat grupta bir araya geldiğinde farklı duyumları paylaşıyor ve gündemi tartışıyor ama her zamanki gibi ortaya boş laftan başka bir olumlu tablo çıkaramıyor.

Velhasıl kelam konuşan çok icraat yok modunda bir süredir devam eden gündemimiz seçimlerden sonra iyice rehavete ve ekonomi üzerinden başının çaresine ve derdine düştü.

Yıllardır arsa ve binaya dayalı büyüme modelinin iflas ettiği artık iyice kesinleşti ve netleşti. Böyle bir büyüme modelinin yürümeyeceği zaten belliydi ama ne yazık ki millet işini gücünü çoktan bıraktı ve tüm birikimini toprağa gömdü. Ne zaman imar geçer hayalleriyle borç harç yaşamaya devam edenlerin yeniden ekonomiye nasıl  kazandırılacağı ise merak konusu?

Geçtiğimiz günlerde Apple firması 1 trilyon doları aşan piyasa değeriyle dünyada bir ilki gerçekleştirirken bizde Alibaba sitesi, Trendyol’ a 728 milyon dolar vererek ortak olduğunu duyurdu. Sanırım bir süredir sadece yerli firmaların satıldığı haberi duyuyoruz. En son biz ne zaman dışarıdan firma aldık diye düşününce aklıma hemen Godiva geldi tabi ki çikolatayı (bitter) sevdiğim için!…

Dövizin artması, banka faizlerinin yükselmesi, enflasyonun yükselmesi vs. bunlar artık bizi pek şaşırtmıyor. Niye? Eh bu kadar ciddi olaylar başka bir ülkede yaşansaydı sanki daha mı farklı olurdu? Kesinlikle sonuç daha kötü ve olumsuz olabilirdi. Sanırım bizim bağışıklık sistemimiz emsallerine göre bayağı dirençli ve kuvvetli çıktı!

Sanayi, teknoloji, tarım, hayvancılık, havacılık, savunma vs. madem yerli ve milli diyoruz o halde her konuda büyük yatırım hamleleri şart. Bu ülkede üretici, sanayici, girişimci, bilim adamı ve buluş yapanlar özellikle el üstünde tutulmalı. Geleceğe bu insanlarla yürüyebiliriz yada dünya arenasında bizi bu insanlar hakkıyla temsil edecektir. O zaman her ne yapılacaksa buna göre hesaplayıp planlamalıyız ama hepimiz çok sabırlı olmalıyız. Acı reçeteyi kabullenmekten başka şansımız zaten yok ve kimsenin şapkadan tavşan çıkartacak hali de yok!

Herkes sorumluluk alacak. Elini taşın altına koyacak ve üstüne düşen fedakarlığı ve çabayı gösterecek. Zaten bu işin başka çözümü yok. Artık asgari değil azami müştereklerde birleşmek gerekiyor. Yoksa birileri gelir sizi başka bir yola istemediğiniz halde sokar. O yol da bize emrivaki olacağı için geçmişi mumla ararız? Aklımızı başımıza alma zamanı geldi ve çoktan geçiyor?

İnşallah ilerleyen günler hepimiz için hayra vesile olur. Hatalarımızdan ders çıkarırsak geleceğe daha emin adımlarla yürüyebiliriz. Eğer gelecek için doğru hamle ve adımlar atarsak ne düşeriz, ne çelme yeriz nede tökezleriz. Kimse de kolay kolay karşımıza çıkamaz!…

Siz güçlü olursanız meydan okumadan önce rakibiniz sizi düşünür siz onu düşünmezsiniz!

ARTIK İŞSİZİM!

Malum ekonomik durgunluk ve istikrarsızlık iş dünyasını olumsuz etkiler. Üstüne belirsizlik ve plansızlık da eklenince en ufak bir kriz ortamında kabak çalışanların başına patlar. Özellikle 6 aylık periyotlar işten çıkarmalar için ideal ve özel günler sayılır.

Yine işten çıkarmaların yaşandığı bir dönemdeyiz. İşten çıkarmalarda çok mantıklı bir tercih beklenemez zira genelde insan kaynakları iflas ettiği için yeri gelir kişisel sebepler yeri gelir maddi tasarruf veya yeri gelir endişeler ön plana çıkar. Ancak ne kadar doğru ve mantıklı karar verilir işte o tartışmaya açıktır. Öyle ki çoktan gitmesi gerekenler hala otururken hiçbir şekilde gitmeyi hak etmeyenlere yol verilir.

Tabi öncesinde hazırlık yapılır, listeler hazırlanır şu kadar kişi tasarruf edilecek diye belirlenir. Sonra bunun üzerinden pazarlıklar başlar. İsimler belirlenir veya üstü çizilir. Kişisel sorun yaşayanlar arkası yoksa kırmızı bültendedir. Bekar olanlar ve tecrübesi az olanlar çıkarılacaklar listesinde keza başı çekebilir. Yada tam tersi emekliliği gelmiş veya yaklaşmış yada aldığı maaş itibariyle firmaya yük varsayılan tecrübeli personel de fırsat bu fırsat kapıya konulabilir. Gitme şansı en düşük olanlar iş konusunda alternatifsiz olanlar, arkası sağlam olanlar, yönetimle ilişkisi iyi olanlar, maliyeti düşük olanlar vs. sayılabilir.

Ülkemizde iş bulmanın altın bulmak kadar zorlaştığını varsayarsak bu dönemde işsiz kalmak ve iş aramak gerçekten zor ve sabır gerektiren bir konudur. Hele birde borç harç varsa evli ve çocukluysanız vs. vay geldi halinize? İşsizlik sigortası var ama nereye kadar idare eder?

Belki kendinize sorarsınız bunu hak ettiniz mi? Onun muhasebesini siz yapacaksınız. Mantıklı düşünün ve iyi analiz yapın. Bazen yolun sonu bellidir. Mevcut durumu göz önüne alarak ilk fırsatta işten çıkarılacağını çoğu kişi sezinler ve bilir. Çünkü bu tip konular çoğunlukla çok ani gelişmez. Belli bir zaman sürecinde pişirilir ve noktalanır. Bu bir nevi mobbing neticesiyle de yapılır. İzolasyon, baskı, bezdirme ve sindirme operasyonlarıyla çalışan iyice gitme psikolojisine ve kıvamına getirilir. Şayet kendi isteğiyle ayrılmazsa kesin ve net bir bahane zaten hazırdır.

İşten çıkmanız sizi asla şaşırtmasın. Zaten şirketiniz böyle bir tasarruf yapacaktı. Piyango neden size vurdu siz onu düşünün? Varsa hatalarınızdan mutlaka ders çıkarın. Bir sonraki sefer daha güçlü bir şekilde mücadele edin. Eksiklerinizi kapatın ve yeni arayışlarınızı farklı alternatifler üzerinde yoğunlaştırın. Yurtdışına gitmek yada girişimci olarak kendi işinizi kurmak vs.

Zaman içerisinde eski şirketinizle bağınız iyice kaybolur. Arkadaşlarınız sizi unutur ve telefonlarınıza dahi lütfen bakar ve bir süre sonra meşgule alır. Yöneticileriniz ve iş arkadaşlarınız size referans vermekte naz yapar. Kısacası artık kendi mücadeleniz için yeni bir yol haritası çizmelisiniz. Geçmişi unutarak geleceğe odaklanmalısınız.

Eğer yarın bugün sizin de elinize imkan geçerse size yapılan haksızlıkları siz başkalarına yapmayın ve vicdanlı olun. Kötü örnek yaşasanız bile siz iyi örnek olun. Dilimize pelesenk olmuş düşene bir tekme de ben atarım demeyin. İmkan varsa düşene el uzatın. Kısacası İnsan Olun!

İzmir’ den Antalya’ ya kadar sahil şeridi boyunca genç emekli dolu bir ülkeyiz. Bunların çoğu yabancı dil bilir ve uluslararası firma deneyimi vardır. Ama ne var ki iş dünyası ve devlet bu kitleyi emekli ederek kar edeceğini düşünmüş halbuki ülke ekonomisine zarar vermiştir.

Şayet siz de bu duruma düşmek istemiyorsanız tedbirinizi erkenden alın, tercihlerinizi ve hedeflerinizi iyi belirleyin kolay kolay kimseyle de paylaşmayın. Düşenin dostu olmaz sözü herkes için geçerlidir. Önemli olan düşmeden tedbir almaktır. Yolunuz açık olsun!