NÜKLEER’ LE SINAVIMIZ

Hatırlıyorum da geçmişte nükleer güç, nükleer enerji, nükleer denizaltı vs. dendiği zaman müthiş bir hayranlık duyulurdu ve adeta bir gelişmişlik simgesi olarak görülürdü. Sahip olanlara hayranlık duyulurdu. Şimdilerde ise bildiklerimiz değiştirilmeye çalışılıyor ve nükleer’ in tehlikeli olduğu empoze ediliyor. Peki doğru olan ne?

Şöyle bir hatırlarsak nükleer’ le fiziki tanışmamız  1986 yılı Nisan ayında Ukrayna’ da ki trajik Çernobil nükleer kazası ile oldu. Türkiye’ ye doğrudan sınırı olmayan ve kilometrelerce uzakta bulunan Ukrayna da ki nükleer tesiste çıkan yangın ve sızıntı sonucu dışarı sızan radyasyon atmosfere taşındı. Bu serpinti ise bulutlar ve rüzgar vasıtasıyla ülkemize ulaşarak yağmur ile inince ciddi bir panik yaşadık. Çünkü alınabilecek önlemler konusunda kimsenin bilgisi yoktu. Özellikle Karadeniz bölgesindeki tarım ürünlerinden bulaşan radyasyon yıllarca süren kanser trajedileri yaşattı.

Peki tehlike geçti mi hayır. Şu an Bulgaristan, Ermenistan, Romanya ve hatta İran’ da her an sorun oluşturabilecek nükleer tesisler var. Ermenistan’ da ve özellikle sınırımızın hemen yanındaki neredeyse hurda denebilecek tesis, bölge için büyük bir tehlike arz ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın ( Güç Reaktörü Bilgi Sistemi – PRIS ) verilerine göre 2015 Kasım itibariyle 31 ülkede 441 nükleer reaktör işletme halindedir. Günümüzde dünya genelinde ise elektrik üretiminin %10,9’u (376,8 GWe) nükleer santrallerden sağlanmaktadır.

Şunu kabul edelim. Sanayileşme ile birlikte kimyasal tesislerden tutun evimizde kullandığımız en masum cihazlar mesela cep telefonları, mikrodalga vs. derken zaten radyasyon’ la iç içe bir dünyada yaşıyoruz. Bizim asıl sorunumuz şu; Biz hala emeklerken bırakın yürümeyi doğrudan koşmaya çalışıyoruz. Ama her şeyin bir bedeli var. Sadece ABD Kaliforniya’ da kendi kendine gidebilen araçlar geliştirilirken şu ana kadar 50 kazaya karışmış durumdalar. Biz ise her şey olsun ama sorunsuz olsun istiyoruz. Dünyada böyle bir teknoloji, lüks ve imkan maalesef yok.

Mesela güneş enerjisini ele alalım. O da çok büyük bir yatırım gerektiriyor. Evet güneş yıllardır üzerimize doğuyor peki ama garantisi var mı? İlginçtir geçenlerde bilim adamları Güneş’ teki faaliyetlerin yavaşlama evresine girdiğini ve yakın gelecekte buzul çağına gireceğimizi iddia ediyordu. Bu ne demek? Şayet bu gerçekleşirse güneş enerjisine dayalı tüm beklentiler yıllar sonra suya düşebilecek demektir ki inşallah doğru çıkmaz.

Velhasıl kelam bu işlerin arkasında büyük oyunlar var. Nükleer demek güç demek ve akabinde askeri caydırıcılık demek. Bugün 3. Dünya savaşı senaryolarında neden Rusya başrolde? Elindeki nükleer askeri güç, başta tehdit altında olduğunu düşünen Avrupa olmak üzere, ABD ve müttefiklerini kaygılandırıyor. Eğer siz de nükleere sahip olursanız uzun vadede kontrolden çıkabilir, söz dinlemez ve birilerine tehdit olabilirsiniz yada size aba altında sopa gösterenler geri adım atmak zorunda kalabilir. Her attığı füze olay olan Kuzey Kore bu konudaki en çarpıcı örnek!

Evet ülkemizin ciddi bir enerji açığı var. Sürekli artan bir nüfus, sanayileşme ve refah seviyesinin yükselmesiyle tüketimin de artması kaynakların yetmemesine ve ithalatın artmasına aynı zamanda ciddi bir dışa bağımlılığa yol açmaktadır. Artık yeni yapılacak hidrolik barajlar sınırlara varmıştır. Güneş enerjisinin bu ölçekte tüketimi tek başına karşılaması mümkün değildir. Ancak önemli bir alternatiftir ve vazgeçilmezdir. O zaman hayalci söylemleri bırakalım ve gerçeklere bakalım. Elimizdeki imkanları en mantıklı şekilde kullanmamız gerekiyor. Çevreyi kirletmekle suçlanan linyit kömür de bunlardan biridir. Madenlerimiz var diye övünüyoruz ama yerin altında unutup gidiyoruz.

Şu bir gerçek ki; bölgesel savaşlar ve/veya 3. Dünya savaşının er geç mutlaka olacağını düşünerek caydırıcılığı ve mutlak hakimiyeti sebebiyle nükleer enerji ve nükleer silah şart. Hem de çok çabuk şart.

Yoksa etrafımızda birer birer kaybolan ülkeler, sınırları değiştiren ve artık kapımıza dayanan kriz ve oluşturulan kaos bizi de acımasızca içine alabilir. O zaman çok geç kalmış olabiliriz. Zira bize müttefik görünen ve dost saydığımız ülkeler (?) çatal bıçakla hindi diye adlandırdıkları ülkemizi yemek ve paylaşmak için bir an önce masaya gelmesini ve konmasını beklerler.

Sözün özü; Aklın yolu birdir tabi aklını kullanana!…

Advertisements

One Reply to “NÜKLEER’ LE SINAVIMIZ”

  1. Nükleer enerji farkli nükleer savunma farkli konular. Nükleer santraldan kaynaklanan atiklar deniz/okyanuslara gömülelemez. Nükleer silahlalar/raketler icin kullanılamaz. 10 000 yil boyunca atikları stoklama ihtiyacı doğar. Türkiyenin yenilenebilir enerji potansiyeli kullanilmiyor. Üstelik nükleer enerji çok pahali ve rantabl/verimli degil. Insan hayatini tehlikeye atmanin, atil teknolojilere yatirim yapmanın ne gereği var ? Bu sınavı kazanmak mümkün degil.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.